DOLAR

18,8288$% 0

EURO

20,2039% -0.09

STERLİN

22,7330£% -0.01

GRAM ALTIN

1.133,29%0,14

ÇEYREK ALTIN

1.880,00%0,16

BİTCOİN

437020฿%1.21187

İmsak Vakti a 06:38
Bursa HAFİF KAR YAĞIŞLI -1°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Mustafa Gültekin

Mustafa Gültekin

08 Şubat 2023 Çarşamba

Siyasetin şamatası içinde gerçeğe uyandık!

Siyasetin şamatası içinde gerçeğe uyandık!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Söze nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Hatta başlamalı mıyım, onu da bilemiyorum. Başlasam bir faydasının olacağından da pek emin değilim.

Fakat kabul olursa bir duam ve kelimelerden başka bir yüküm yok ki benim; yüklenip geleyim.

En ağırından kelimeleri dökesim var. Lakin döksem ne fayda; zaten deprem gerçeğiyle ilgili söylenmeyen söz mü kaldı? Kalmadı, ama görünen o ki; bir arpa boyu yol almışlığımız da yok.

Seçimin ayak seslerini işittiğimiz siyasetin sahte şamatasından ölümcül gerçeğe uyandık dün sabah. Hem de öbek öbek ölerek.

Bu ölüm, tam da kendi elimizle ürettiğimiz çaresizlik olsa gerek. Evet, kendi çaresizliğimizin esaretinde ölmek bu. Kendi cahilliğimizin zenginliğinde yaşadığımız ölümüne yoksulluğun acı faturasıdır belki de ölerek ödediğimiz.

Tamam, depremin öldürmeyeceğini, binaların öldüreceğini binlerce kez söylemiş, dinlemiş olmamıza inat ölüme davetiye gibi duran cilalı binalar yaptık karton kâğıttan. Ve öldü ve öldürdü o binalar.

Hem de birimizi, binimizi değil; içimizi öldürdü. Korkunç bir yıkım. Yıkılan sadece kâğıttan binalar değil, içimiz içimize yıkıldı. Üstümüze duvarlar, çatılar yıkıldı. Yer yarıldı, gök döküldü. Kucağında ölü taşıyan diriler yıkıldı.

Peki; sorumlusu kim bu sorumsuzluğun? Yönetenler mi? Yönümü dönsem ve içimi döksem yüzlerine, alabildiğine parlatılmış yüzsüzlükleri yıkılır, yırtılır ve yönünü bulabilir mi? Ne çare! Dönüp, “Yeri mi şimdi?” diye yerli yeriz yeminli yerginin çarmıhına gerilirim üstelik. Bundan mütevellit yutkunup susuyorum.

Hırçın bir dehşetin kanatan kırbacıyla hızlanıyor kalp atışlarım. Ve dörtnala gözyaşlarım. Çığlığında irkildiğim canlara, belki de cansız bedenlere bakan gözlerimin bulutundan dökülen yağmurda ıslanır yüzüm.

Bu yürek bu yükü nasıl taşır Allah’ım? Şubatın ayazında yanarken, ölümle irtibatın ilk elden sağlandığı feci enkaza bakıp hala yaşıyor olmaktan ötürü ‘şükürler olsun’ diyebilmenin ağırlığı altında eziliyorum.

Fakat inkâr yok; kendi yazdığımız yazgımız bu bizim. “Biz bu şehre ihanet ettik…” diyerek günahını çıkardığımız, ama o ihanetin bedelini ölerek ödediğimiz göstere göstere gelen görülmemiş bir felaketin faturası bu.

Peki, ders olur mu? Böyle acı bir günde umutsuzluk aşılamak istemem elbette, ama kibirleri kabrimiz olan bu zehirli zihniyetin ders alacağına dair bir ümidim de yok ne yazık ki. 

SON SÖZ:

Ne desem boş, kelimeler kifayetsiz. “Kader” deme! Bu kader mi? Kendimizi karşımıza alıp soralım. Enkazda emekleyerek yürüyen çocuk; hiçbir mimarın bir daha tamir edemeyeceği büyük bir yıkıntı bırakmadı yüreğimizde? Ölenlere rahmet, yaralılara şifa, yardım ve kurtarma ekiplerimize kuvvet, yöneticilerimize feraset, milletimize birlik diliyorum. Allah’ın şefaati üzerimize olsun.  

Devamını Oku

Emin Adanur, “Vatan” için kolları sıvadı!

Emin Adanur, “Vatan” için kolları sıvadı!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Söze, Vatan Partisi Lideri Doğu Perinçek‘in, “Minareleri çaldırtmayacağız! Kimse kılıf aramasın” sözüyle başlamak sanırım bu yazının ruhuna en uygun bir başlangıç olacak.

Öyle olacak, çünkü Bursa’nın yürekli bir evladı olarak genç yaşına rağmen hem Bursa hem de Bursaspor özelinde vatan için kolları sıvayan, katma değer üreten Emin Adanur‘un yürüyüşüne ket vurmak isteyenler uydurdukları kılıflarla birçok minareyi çalmaya kalktılar bugüne kadar. Hoş, o minareler kılıflara sığmadı, ama yine de canlar sıkıldı.

Can sıkmaya çalışanların canı da sıkılacak gibi duruyor. Öyle ki; Emin Adanur, bugüne kadar yürümediği bir kulvara daha adım attı.

Vatan Partisi’nde siyasete “Merhaba” diyen Emin Adanur‘un rozetini, bugün Bursa’ya gelen Genel Başkan Doğu Perinçek bizzat taktı.

Nilüfer Ramada Otel’de gerçekleşen üye katılım töreninde konuşan Perinçek, Tükiye’nin ufkunu açacağı bir döneme girildiğini belirterek, Emin Adanur ve beraberindeki yüzlerce kişinin Vatan Partisi’ne katılmalarından duyduğu memnuniyeti, “Kahramanlarımızı yürekten selamlıyoruz ve onların aramıza katılmasıyla beraber 77 ateşten değil 777 ateşten geçmeye hazırız…” sözleriyle ifade etti.

“Üryanız! Zincirlerimizden başka kaybedeceğimiz hiçbir şeyimiz yok…” sözleri adeta hafızalara kazınan ve Türk siyasetinde, aldığı oyla kıyaslanamayacak büyüklükte bir etki gücüne sahip olan Doğu Perinçek‘i, uzun yıllar televizyonlardaki sert söylemleriyle tanırdık, fakat birebir sohbetlerde çok nezaket ehli bir insan olduğunu da öğrenmiş olduk.

Keza, Doğu beyin eşi ve parti MYK üyesi Şule Perinçek de öyle. Bir insan hem bilgili hem de nezaketli olunca, açıkçası sohbetin tadına doyum olmuyor.  İki dil bilen, düşünen, yazan, üreten hatta Atatürk’ün bütün eserlerinin genel yayın yönetmenliğini yapmış başarılı bir kadın olarak siyasette var olan Şule hanımı dinlemek gerçekten keyif veriyor insana.

Doğu Perinçek, sadece üye katılım programıyla yetinmedi. Çiçeği burnunda Vatan Partili Emin Adanur‘la birlikte Bursalı STK ve iş insanlarıyla da bir araya geldi. Burada birçok konuya temas eden Perinçek’in, tarım arazileri ile ilgili  söylediklerinin özellikle altını çizmek isterim.

“Özel sektör için doğayı kaybetmenin maliyeti yok. Fakat kamu için maliyeti çok fazla…” diyen Perinçek, sanayinin, ovalarda ve tarım arazilerinde değil, kıraç bölgelerde konumlanması gerektiğini ifade etti. Bursa özelinde konuya bir katkı daha yapalım. Şehrin içindeki son yeşil alanları imara açma, rant uğruna betona dönüştürme isteği de var ki; en az tarım arazilerine yapılan sanayi kadar tehlikeli. Defalarca yazdım. Yunuseli Havaalanı ve Sıcaksu bölgesi bunlardan sadece ikisi. 

SON SÖZ:

Doğu Perinçek tarafından rozeti takıldıktan sonra kürsüye gelen Emin Adanur, “Hayatta her şey bir fikirle başlar. Bir fikirle devletler kurulur, bir fikirle devrimler yapılır, bir fikirle dağlar delinir, velhasıl bir fikirle yaşar insanlar…” diyerek başladığı sözlerinde o çok sevdiği Bursaspor’u da unutmadı. Açıkçası, fedakar bir iş insanı, Bursaspor’u böylesine seviyorken takımın kabile reisi kılıklı kasaba siyasetçilerinin boylarını aşan kibirlerine kurban edilmesi, en başta bir taraftar olarak gücüme gidiyor. Bursaspor, bu ölümcül kibrin elinde bu gidişle bulunduğu ligden de düşerse şaşırmayacağım. Ne yazık ki; Bursaspor ligden düştü, Bursa ligden düştü; tutup kaldırmak isteyenlerin ayaklarına çelme takıp onları da düşürmek istiyorlar. İşte, böylesine ziyan günlerden geçiyoruz. Çare mi? Vatanını seven herkes kolları sıvasın! 

Devamını Oku

“Aldığınız maaşlar haramdır, bunu da böyle bilin!”

“Aldığınız maaşlar haramdır, bunu da böyle bilin!”
5

BEĞENDİM

ABONE OL

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son grup konuşmasında, Meclis’teki yoklamalara katılmayan Ak Partili milletvekilleri için epey ağır konuştu.

O kadar ki; Erdoğan, “Genel kurulda yoklamalarda benim milletvekili arkadaşlarım bulunmazsa bu millet hakkını size helal etmez. Ben de onlara hakkımı helal etmiyorum. Aldığınız maaşlar haramdır bunu da böyle bilin…” dedi.

Erdoğan‘ın, “haram” dediği vekil maaşını bir hatırlayalım isterseniz. 2023’de milletvekilleri 73 bin 397 lira maaş alacak. Emekli vekillerin maaşı ise 51 bin 790 lira.

Yoklamalara katılmayan vekillerin maaşı haram mıdır, helal midir bilemem, ama milletin, suyu bile üfleyerek içtiği bir dönemde iki yıl ceylan derisi koltuklarda oturup 51 bin 790 lira emekli maaşı almak kesinlikle haramdır.

Ben beklerdim ki; Türkiye’nin ikinci yüzyılı için kendilerini “umut” olarak pazarlayan Altılı Masa, açıkladıkları “Ortak Mutabakat Metni”ne bu “haram”ı da ekleyip, iki yıl vekillikten sonra emekli olmayı kaldıracaklarını söylemeliydiler. Fakat bu konuda iktidarından muhalefetine herkes nalıncı keseri gibi kendine yontuyor.

“Haram” mı, “Helal” mi tartışması bir tarafa; Ak Parti için daha büyük bir tehlikenin kapıda olduğunu hatırlatmak isterim. Öyle ki; Meclis’teki çalışmalara katılmaya bile tenezzül etmeyen vekiller acaba seçim bölgelerinde vatandaşın ayağına gidiyor mudur, derdini dinliyor mudur, çözüm buluyor mudur?

Mesela, bu can alıcı soruları Bursa özelinde ele alacak olsak, bir veya bilemedin iki istisna dışında cevabın kocaman bir “Hayır” olacağından hiç kuşku duymuyorum.

Bu durum, Fehmi Koru‘nun tabiriyle, “Takvimden düşen her yaprakla biraz daha yakına gelen seçim”de Ak Parti için ölümcül bir sorun olduğunu hatırlatmak isterim.

Çözüm belli; değişim. Fakat bu değişim sadece isimleri değiştirmekten ibaret bir değişim olursa kazanan, hasbelkader Ankara’ya gidip, iki yıl sonra yeni 51 bin 790 lira maaş alacak isimlerden başkası olmaz. Yani, Ak Parti, en zor seçimini el yordamıyla seçtiği isimlerle kazanamaz.

Bu konuya, Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın uzun bir aradan sonra Bursa’da yaptığı mitingle alakalı, “Ak Parti’nin cadde mitinginde gördüklerim!” başlıklı yazımda da değinmiştim.

Hatırlarsanız, o yazımda, Bursa’yı çekip çevirmekle görevli ne Efkan Ala‘ya ne de Hakan Çavuşoğlu‘na söz verilmediğinden, bırakın söz verilmeyi, ilk defa diğer Bursa vekilleriyle birlikte isimlerinin bile anons edilmediğini hatırlatıp, bu ilkten Erdoğan’ın ilk seçimde vekil listesini sil baştan yenileyeceği sonucuna varmanın mümkün olduğunu söylemiştim. Ve hatta, “Dost acı söyler” kabilinde bir uyarı yaparak, bu vekillerle bu seçimin kazanılamayacağının da altını özellikle çizmiştim.

SON SÖZ:

Ak Parti’de hemen herkes, Erdoğan‘ın rakibinin kim olacağına dair Altılı Masa’ya dikkat kesilmiş vaziyette. Bu ilk bakışta anlaşılabilir bir durum, fakat rakip kim olursa olsun Ak Parti için seçim ilk defa “Çantada keklik” değil. Bundan mütevellit, Ak Parti, Masa’nın, çıkaracağı adaydan çok kendi göstereceği vekillere odaklanmalı. Mesela Bursa, bir defa daha dışarıdan gelecek bir isme eskisi kadar müsamaha göstermeyebilir. Ak Parti’nin kazanmak için önce helal kazanmaya alışık, aldığı paranın hakkını verecek, sonra da teşkilatların ve kamuoyunun, “İşte bu” diyeceği isimleri bulması gerekiyor.

Devamını Oku

İyi ki; Bursa çarşısında kervan eylemiş!

İyi ki; Bursa çarşısında kervan eylemiş!
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Benim de gönülden üyesi olduğum Türkiye Yazarlar Birliği‘nin onursal başkanı Mehmet Doğan, “İyi ki; Metin Önal, Bursa çarşısında kervan eylemiş…” dedi.

Mehmet Doğan‘ın sözüne, Bursa’da, Metin Önal Mengüşoğlu‘nu tanıyan istisnasız herkes en içten “İyi ki” diyecektir. Fakat içlerinde en içlisinin benimki olacağından hiç kuşku duymuyorum.

Çünkü, benim için Metin Önal, bir ağabeydir. Bana, düşünmenin farz olduğunu öğreten, fikrimin sultanıdır. Yaşayan Mehmet Akif’tir. Medeniyetin yaşayan çınarıdır…

Kervan eylediği Bursa çarşısındaki dükkanına ilk seferim lise yıllarıma denk gelir. Yani, bir tarafta okuma yazmayı ortaokulda öğrenmiş mahcup bir delikanlı, öbür tarafta ise okumaya hevesli ve düşünce duraklarında savrulan başı dumanlı bir asabı bozukken tanışma şerefine nail oldum.

Ama ne tanışma!

Şairdim ben. Hem de öyle böyle değil. Çelebi Mehmet Lisesi‘nde şiirlerim kapışılırdı. Türkçe öğretmenim Cevdet İrketi‘nin gözdesiydim. Yani, olmuştum ben. Ortak bir dost, beni, çok iyi bir şairle tanıştıracağını söyleyip Metin ağabeye götürdü. Giderken, fevkalade olduğunu sandığım şiirlerimi gören “Çok iyi şair”den ne iltifatlar işiteceğimi düşünüyordum.

Cumhuriyet Caddesi’nde, iplik satan bir dükkana girdik. Bana, “Çok iyi şair” diye methedilmiş Metin ağabeyin yüzüne vurmuş yüreği karşıladı bizi. Ihlamur ikram etti. Arada bir gelen müşterilerin arasında kısa ama hayatımın geri kalan kısmını kökünden sarsacak sohbetten sonra şiir dosyamı uzattım. Bana, okuyacağını ve bir hafta sonra gelmemi söyledi.

Hayatımın belki de en uzun bir haftasıydı diyebilirim. Nihayet süre dolu ve ben yeniden iplik dükkanının yolunu tuttum. Tek tek okumuş şiirlerimi, “de”leri, “da”ları ayırmış. Altını çizmiş, üstünü karalamış, nadiren de olsa yandan ok çıkarıp, “Şiir var” yazmış. Yine, tek tek anlattı bana. İkinci buluşma benim için hızlandırılmış Türkçe dersi gibiydi. Finalde ise yıkıldım. Kararlı ve güven veren ses tonuyla, “Yazar olmak istiyor musun?” diye sordu. “Evet”i çekinerek söyleyebildim. Bunun üzerine, benim o güzelim şiirlerimi yırtıp çöpe attı ve yenilerini yazıp getirmemi söyledi. Ne var ki; iki makara satışı arasında bana okumanın yazmaktan daha önemli olduğunu öğretti.

Metin ağabeyin şiirlerini en az Metin ağabey kadar güzel okuyan, kadife eldiven içinden çıkmış demir yumruk gibi duran ve benim hayatımda, yüreğimde müstesna bir yeri olan Mehmet Peker ağabey, yazılarımı okuyunca zaman zaman bana, “Mustafa, iyi ki, Metin ağabey senin şiirlerini yırtmış” diye takılır. Evet, iyi ki; yırtmış. İyi ki; Bursa çarşısında kervan eylemiş. Ve ben ne şanslıyım ki; Metin ağabeyi tanımış, fikir sohbetlerine katılmışım.

Buna dair o kadar çok “İyi ki”lerim var ki; saymakla bitmez. En son Yıldırım Belediyesi tarafından Metin ağabey için düzenlenen “Vefa” ve “Bursa Çarşısında Kervan Eyledim” isimli kitabının tanıtım programından sonra yine Mehmet ağabey ile konuşurken, Metin ağabeyi tanımış, onun sohbetinde bulunmuş olmaktan mütevellit ne şanslı insanlar olduğumuzu söyledik birbirimize. O, kadife eldiven içinden çıkmış demir yumruk gibi duran Mehmet ağabey ki; “Vefa Gecesi”nde hıçkırarak ağladığını gördüm.

Evet, Yıldırım’da sessiz ama derinden, ama muhteşem işler yapan belediye başkanı Oktay Yılmaz, “İyi ki; Bursa çarşısında kervan eylemiş” dediğimiz Metin ağabey için önceki akşam bir “Vefa Gecesi” düzenledi. Nabi Avcı’dan, Mehmet Doğan‘a, Cahit Koytak’tan Nedim Mescioğlu‘na kadar birçok dostu katıldı geceye. Belediyenin titizlikle hazırladığı Metin ağabey belgeselini izledik. Sevindik, hüzünlendik. Yine, Metin ağabeyin, “Bütün sözlerin başı ve sonu ona hamd ile başlamalı, ona hamd ile bitmelidir…” dediği gibi, hamd ettik.

Metin ağabey, vefalıdır. Vefalıya vefa yaraştı. Ben de vefaya vefa yaraşır diyerek vefasıyla gönülleri fetheden Başkan Oktay Yılmaz‘a çok teşekkür ediyorum. Oktay başkan, şehirleri imar etmenin sadece yollar, köprüler, binalar yapmak olmadığını, gönüller yapmak gerektiğini, gönlümüze sinen bu programla göstermiş oldu. Var olasın Oktay başkan.

Metin ağabey vefalıdır derken, mısralara döktüğü birkaç vefasından da söz etmek isterim.

Metin ağabeyin, Ercüment Özkan için yazdığı, “Uzun Saçlı Karayağız Adam” şiirinden bir bölüm.

“Uzun saçlı karayağız adam

Yaz istirahatlerinin en yorgun

Deniz dinlencelerinin soluyan ağabeyi

Geçen zamanı tokatlayan prens

Mekânların mimarı

Kelimelerin usanmaz tamircisi

Çimenlerin ortasında

Mührünü yitiren şehzade

Hayatın dört esasına yeni adlar takandın”

Metin ağabeyin, Sait Çekmegil için yazdığı, “Bilge Terzi” şiirinden bir bölüm.

“Bilge terzi sen gittin gölge düştü güneye

Hayatın neşesine akrep zehiri aktı

Gizli bir el dokundu o sihirli düğmeye

Sanki rehber kervanı yarı yolda bıraktı”

Metin ağabeyin, Bahattin Karakoç için yazdığı, “Uç Beyinden Sürgün Vezire” şiirinden bir bölüm.

“Taşlarla ördüğü yer ocağında

Çay demlemek üzre ateş yakıyor

Aşk neşideleri var dudağında

Ateşin cinleri fala bakıyor”

Metin ağabeyin, Necip Fazıl için yazdığı, “Necip Fazıl” şiirinden bir bölüm.

Kurtlar, benim gölgemde barındı yıllar boyu

Ben Necip Fazıl’ım ben, kendimin kimsesiyim,

Hatiplerin en mümtaz, şairlerin son soyu

Çığlıkların muhteva giydirilmiş sesiyim.

Metin ağabeyden, Yaşar Kaplan için yazdığı, “Ağaçkakan” şiirinden bir bölüm.

“Kalbimin kabuğuna vurmalısın darbeni ey kuş

Ben hayatın güzel boynunu okşuyorken

Dostlarım mahpuslarda unutulmuş”

SON SÖZ:

Metin ağabeyin, “Bütün kalbimle bütün bu övgüleri tevhide irca ediyorum. Mücadele ve kavgama irca ediyorum. Bu hüsnü şahadetler elbette son derece kıymetli. Bir arzum daha var. Sizden önce defnedilirsem o musalla taşındaki tabutumun önünde de böyle bir hüsnü şahadette bulunun…” diyerek bitirdiği konuşmasını aynen paylaşıyorum.

“Şiirin Delikanlısı” Metin Önal Mengüşoğlu’nun “Vefa Gecesi” konuşması:

“Sözlerin ahiri derler ama bence başı da ‘Elhamdülillahi Rabbil Alemin’ olmalıdır. Rabbim bu yaşıma kadar nefes vermiş, hayat bahşetmiş,sağlık bahşetmiş, zihin ve kalp berraklığı ihsan etmiş; ona nasıl şükretmeyeyim, nasıl sonsuz hamd etmeyeyim. Dolayısıyla bütün sözlerin başı ve sonu ona hamd ile başlamalı, ona hamd ile bitmelidir. O bakımdan kendim olmaktan memnunum. Çünkü beni kendim yapan o idi. Nerede doğdum, kimin evladı oldum, hangi şehirliyim, hangi kavme mensubum, ben seçmedim, o seçti. Onun için ondan memnunum ve memnuniyetin, imanın yapı taşlarından biri olduğunu düşünüyorum. Bu anlamdaki bir memnuniyetten söz ediyorum.

Memnunum anamdan ve babamdan, onlara rahmet ediyorum. Vesile olmuşlar dünyaya gelmişim. Onlara da rahmet okuyorum. Memnunum, bunca yaşıma kadar hep okudum yazdım ama çilemi eşim çekti, çocuklarım çekti. Onlara da teşekkür ediyorum, onlardan da memnunum.

Ve tabii, bu, birazcık da beni mahcup eden geceyi, günü düzenleyen sevgili Oktay Yılmaz başkanıma, yardımcısı Taner Taştekin’e, emek veren Nuh kardeşime, başka emek verenlere de teşekkür ediyorum.

Yazarlık hayali çok erken yaşlarda, kendiliğinden rüyalarıma değil, hülyalarıma, hayallerime niye girdi? Evet, başlangıçtaki o türküyü dinledik, Harput türküleri kulağıma çok erken yaşlarda değdi ve o türküler, ‘Yüzünde göz izi var, sana kim baktı yarım’ derken birden bire kalbime dokunuyordu.

Anneannem Kur’an okurdu, kırık Harput hançeresiyle, o Kur’an sesi de öteki kulağıma dokundu. Müslüman, muhafazakar bir aile çocuğu olduğumuz için Müslüman’ca başladık hayata. Fakat bir süre sonra çok ciddi anlamda hayatımın hemen hemen en önemli, en değerli zevki yazmak değil, okumak oldu. Ve okumak beni, o işte ‘Kardeşime mektup’ diye meşhur olmuş şiirimde söylendiği gibi alanlara itiyordu sürekli. Önce kitaba yönlendiriyordu, kitabı okuyordum, kitap da beni alanlara yönlendiriyordu.

Ömrüm boyunca, şiirlerimde, öykülerimde, romanımda ve denemelerimde hassasiyet gösterdiğim en önemli husus ‘Hanif’ dedi ya Cahit Koytak kardeşim, oradan başlamıştık. Tevhit ve şirk mücadelesinde tevhidin yanında yer almak idi. Şirke dair çok ciddi bir hassasiyet geliştirip toplumumu, halkımı şirke dair uyarmak istikametinde oluştu. ‘Cila Kül ve Kefen’ şiirimi hem anlatırım, Kadıköy’de oturuyorum, Karaköy’e gemiyle geçiyorum, Galata Köprüsü’nü yürüyerek gidiyorum, tam karşımda Yeni Camii. Adı Yeni Cami. Orada öğlen veya ikinci namazını kılıyorum. Yanımda birisi daha namaz kılıyor. Kasketini ters çevirmiş bir Müslüman. Sonra namazlarımız bitince musafaha ediyoruz. O kasketini düz çeviriyor ki; ‘Milli Piyango’ yazıyor. Çıkıyorum Yeni Camii’den, vakıflarım meşrutasında, Türkiye’de en çok Milli Piyango bileti satılan Nimet Abla gişesi var. Bunlar bana dokunuyordu, ‘Cilakül ve Kefen’ şiirimi böyle yazdım.

Ömrüm boyunca bütün hassasiyetim bu oldu. Bunu korumaya çalıştım. O sebeple, evet, kimi mahcubiyetler, kimi sıkıntılar yaşıyorsunuz, yüzünüze karşı sizi öven insanları işittiğinizde; bütün kalbimle, bütün bu övgüleri Allah’ın izniyle tevhide irca ediyorum, mücadeleme ve kavgama irca ediyorum.  Benim sahih olan tevhit bilincine irca ediyorum, dönüştürüyorum. Beşer olarak birçok günahımız var. Bu hüsnü şahadetler elbette son derece kıymetli. Şimdi bir arzum daha var. Sizden önce defnedilirsem o musalla taşındaki tabutumun önünde de böyle bir hüsnü şahadette de bulunun diyorum, sizi Allah’a emanet ediyor, sonsuz teşekkür ediyorum.”

Devamını Oku

Adamsanız özür dilersiniz!

Adamsanız özür dilersiniz!
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Bundan yaklaşık 30 ay önce Emin Adanur‘dan enBursa.com’da yazmam üzere davet aldım. Asabı bozuk bir yazı gündelikçisi olarak ilk görüşmeye, bütün ilk görüşmelerimde olduğu gibi biraz çekingen gittiğimi söylemeliyim.

enBursa’nın ilk ofisinde, meslek büyüğüm, köşedaşım Yüksel Baysal‘ın da olduğu bir ortamda Emin Adanur‘la görüştük. Çalışma koşullarında büyük ölçüde anlaşmıştık, fakat ben son kartımı masaya koymamıştım henüz.

Genelde bu son kartı açtıktan sonra muhatabımın yüzü ekşir, görüşme ya başlamadan veda ile sonlanır ya da veda mektubu cebimde koyulurdum işe ki; zaten mürekkebi kurumadan işleme alındığı da çok olmuştur. Biraz zor birisiyim anlayacağınız, kahırlıyım…

Son kart olarak Emin Adanur‘a dedim ki; “Emin bey, senin sevdiklerini ben sevmeyebilir, senin sevmediklerini de ben sevebilirim. Sonra, sevmediğini sevdim, sevdiğini de sevmedim diye bana gönül koyacaksan hiç başlamayalım…”

Emin Adanur ise, kendinden emin ve neşeli bir hal ile,  “Abi, beni sev de ötesini sen bilirsin; istediğini sev istediğini sevme…” dedi. Doğrusunu isterseniz beklemediğim bir cevaptı bu.

Ben, sonraki süreçte Emin Adanur‘u sevdim. İslam peygamberinin, “İşçinin ücretini teri kurumadan veriniz” hadisine uyan bir patron olduğu için değil sadece; aynı zamanda yüce gönüllü bir insan olduğu için sevdim. Merhametli olduğu için sevdim. Yufka yürekli olduğu için sevdim. Tevazu ehli olduğu için sevdim. Hasılı yatıp, kalkıp herkese ahlak dersi veren saçı sakalı ağarmışların arsızlığına inat gencecik yaşında insan olmayı başarabildiği için sevdim.

Şimdi, durup dururken bu “Emin Adanur güzellemesi de neyin nesidir?” diye soran olacaktır muhakkak. Fakat durup dururken değil bu hak edilmiş sözler. Bir hakkın teslimi gerekiyor, onun için…

Biliyorsunuz, bir süre önce, Emin Adanur‘un firması Ergünkent İnşaat projelerinden üçüncü şahıslar üzerinden daire alan vatandaşlar mağdur edildiklerini iddia etmişlerdi.

Bu iddia üzerine, ağırbaşlı olmayı, omuzlarının üzerinde kırk okka baş taşımak olduğunu sanan çiğ süt emmiş embesiller, “Bir kadir gecesi sabah namazından sonra”sının, “sonrası iyilik güzellik” halinden kurtulamamış kibirli kabile reisi kılıklı kasaba siyasetçileri, akıldaneleri ve beslemeleri eliyle “Öküz altında buzağı arama” hevesine kapıldılar ve yakası açılmadık iftiraları utanmadan sıralamaya kalktılar. Hatta o kadar ki; Emin Adanur‘un “kaçtığı” yalanını bile hiç yüksünmeden söyleyebildiler.

Fakat, yalanları yatsıya varmadan ortaya çıktı. Ne söyledikleri gibi Emin Adanur kaçmıştı, ne de sorunun kaynağı Emin Adanur‘du. Evet, ortada bir mağduriyet vardı, fakat sebebi başka birileriydi. Böyle olduğunu bile bile arsızlar, suçu suçludan değil Adanur’dan bilmek istediler. Sırf izi kalsın diye çamur atmayı seçtiler. Ne var ki; çamurun ellerine bulaştığının farkında bile varamadılar. Çünkü hep yapa geldikleri kepazelik bu olduğu için çamura alışkındı elleri.

SON SÖZ:

Emin Adanur, aslında bir suçu ve sorumluluğu olmadığı halde, üçüncü kişilerce sıkıntıya sokulan insanların mağduriyetini gidermek için kolları sıvadı. Üzerine düşenler şöyle dursun, düşmeyenleri bile yaparak hak sahiplerinin haklarını bihakkın almalarını sağladı. Şimdi herkes mutlu, yüzler gülüyor. Hak sahipleri, yaptıkları açıklamada, “Bize bu zorlu süreçte, dahli olmadığı halde sorunlarımızı çözen Emin Adanur’a teşekkür ediyoruz…” dediler. Şu halde, eyyy iftira sahipleri! Adamsanız siz de bir özür dilersiniz artık.

Devamını Oku