DOLAR

17,9640$% 0.5

EURO

18,6092% 1.02

STERLİN

22,0177£% 0.76

GRAM ALTIN

1.036,93%0,71

ÇEYREK ALTIN

1.697,00%0,29

BİTCOİN

444912฿%3.8898

Akşam Vakti a 20:18
Bursa HAFİF YAĞMUR 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a




Mustafa Gültekin

Mustafa Gültekin

11 Ağustos 2022 Perşembe

Suçıktı’da olur da Suuçtu’da olmaz mı?

Suçıktı’da olur da Suuçtu’da olmaz mı?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bakmayın her gün siyaset üzerine kalem oynattığımıza; serde şairlik olduğundan mütevellit şiirin kokusu nereden gelirse o yöne gitmeye teşne bir halim vardır. Eli boş gidilmez elbet gidilen yere; şiir götürürüm ben de…

Şehrin tekinsiz sokağına sızmış sabah aydınlığı gibi, şiir sızdırdığım yerlerden biridir, Suçıktı Şiir Akşamları… Bir yanımda Mehmet Atilla Maraş öbür yanımda fikrimin sultanlarından Metin Önal Mengüşoğlu, sohbet arkadaşım Rasim Özdenören, oda arkadaşım Alaaddin Özdenören. Bir şiir akşamı değil, akşamın kendisi şiirdir adeta.

Dursunbey Suçıktı Şiir Akşamları‘nın başlama hikayesi de şiir gibidir aslında. Alaaddin ağabeyi ziyarete gelen Atilla Maraş, Mehmet Doğan, Metin Önal gibi kıymetli isimler Dursunbey’de Suçıktı mesire alanına giderler. Burasının güzelliği üzerine şiir okumalarıyla 1994’de başlayan Suçıktı Şiir Akşamları, sadece Dursunbey’in değil Balıkesir’in bir edebiyat marka değeri haline geldi.

Elbette ki; böyle bir organizasyonun gelenek haline dönüşebilmesi için şairler kadar işi sahiplenen dönemim belediye başkanları Mehmet Filiz ve Mehmet Ruhi Yılmaz‘ın da emekleri, destekleri asla yadsınamaz.

Suçıktı’yı görmüş, yaşamış birisi olarak, aynısının ve hatta daha fazlasının Bursa’da da olması gerektiğini düşündüm ama düşüme bir ortakçı bulamadığım için öylece kalakaldı.

Fakat hala ümidimi yitirmiş değilim. Mesela bizim de bir Suuçtu‘muz var. Mustafakemalpaşa’nın dillere destan bir doğal güzelliği. Bizim, Metin Önal Mengüşoğlu, İhsan Deniz, Mustafa Muharrem Tüfekçi, Cevat Akkanat ve daha birçok kıymetli şairlerimiz de var. Üstelik, bizim şairlerimiz başka yerlerdeki şiir şölenlerinde baş konuk oluyorlar ama Bursa, başka birçok kıymetini umursamadığı gibi şairlerinin de kıymetini bilmiyor.  

Bugün, Mustafakemalpaşa’nın o güzelliği bir daha görmek için soluğu Suuçtu Şelalesi‘nde aldım. Bölgede elektrik yok. Yeme içme imkanı yok. Bölgedeki belediye personeli güler yüzlü ama tost yapmak için bile jeneratör çalıştırıyorlar. Tostu buldunuz, nakit paranız yoksa yine aç kaldınız çünkü banka kartı geçmiyor, su bile alamıyorsunuz. Epey aşağıda belediyenin bir sosyal tesisi var ama o da yandığı için kapalı.

Bütün bunları sırf eleştirmek için yazmıyorum. İnsanların alabildiğine sanallaştığı bir dönemde, şiirle yeniden bir araya gelebileceğimiz; sadece Mustafakemalpaşa’nın değil, Bursa’nın ve hatta Türkiye’nin bir edebiyat markası üretebileceğimiz Suuçtu’nun eksiklerini ifade etmek için dillendiriyorum.

SON SÖZ:

Belediye Başkanı Mehmet Kanar‘a önerimdir. Suçıktı’da olur da Suuçtu’da olmaz mı? Pekala olur. Hatta Suçıktı’da olanın daha kapsamlısı Suuçtu’da yapılabilir. Başkan Kanar, dünyanın şairini Mustafakemalpaşa’ya toplayıp, Mustafakemalpaşa’yı dünyaya tanıtabilir. Yani, şiirin başkenti yapabilir. Yaparsa çok güzel olmaz mı?

"class="readMore" style="background-color: #000000">Devamını Oku

Suçıktı’da olur da Suuçtu’da olmaz mı?

İYİ Parti’ye ilgi iyi…

İYİ Parti’ye ilgi iyi…
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Cicero ismini duymamış olamazsınız. Romalı devlet adamı ve yazar olduğunu hatırlayamasak bile, “Yaşam varsa umut vardır” gibi özlü sözlerinden mülhem adına aşinalığımız olmuştur.

Cicero‘yu değerli kılan en önemli özelliği, Latin edebiyatının belki de kendisinden sonraki çağları en çok etkilemiş bir yazarı olmasıyla birlikte; asker kimliğiyle halk iradesini bastırarak bir korku terörü yaratan, kendi yandaşlarını ölçüsüz ödüllendirirken kendisine muhalif olanları ise acımasızca cezalandıran Sulla‘nın (Romalı diktatör) o zamana kadar sarsılmaz sanılan otoritesini ilk defa sarsmış olmasıdır.

Bunun, İYİ Parti‘yle ne ilgisi var mı diyorsunuz?

Benzetmede hata olmaz. Tamam, Ak Parti, bir Sulla diktatörlüğü uygulamıyor fakat yirmi yılı aşkın iktidarda ve İYİ Parti doğuncaya kadar kimse bu iktidarın sarsılacağını tahmin bile etmiyordu.

İYİ Parti’nin doğumu sancılı oldu ama o sancıyı sadece İYİ Partililer çekmedi; başka partiler, en çok da Ak Parti ve MHP’den oluşan Cumhur İttifakı çekti, çekmeye de devam ediyorlar.

Tıpkı, Cicero‘nun, Sulla’nın sarsılmaz sanılan otoritesini ilk defa sarsması gibi; İYİ Parti de iktidarın sarsılmaz sanılan otoritesini sarstı ve sarsmaya da devam ediyor. Meral Akşener, mitinge dönüşen esnaf ziyaretleriyle sarsıyor; İYİ Parti teşkilatları, her gün birçok yeni üyeye rozet takarak sarsıyor…

Biliyorsunuz, Dilek Durak, Kurban Bayramı’nda, Deva Partisi Mudanya İlçe Başkanlığı’ndan istifa edip, 200 kişiyle İYİ Parti’ye katılarak Bursa siyasetinde dokuz şiddetinde bir deprem meydana getirmişti ki; o geçişin yankıları hala devam ediyor.

O günden sonra hemen her gün her ilçede mutlaka birilerine rozet takılarak halka genişletiliyor. Edindiğim kulis bilgilerine göre; önümüzdeki günlerde Bursa siyasetini derinden sarsacak yeni isimlere rozet takmak için çalışmalar sürüyor.

Velhasıl, İYİ Parti’ye ilgilinin iyi olduğu ortada. Dün de, bu iyi ilgiye yerinde şahitlik ettik. İYİ Parti Osmangazi İlçe Başkanlığı’nda, Bursa Engelliler Düşünce Kulübü Başkanı Hasan Duman‘a rozet takıldı.

Törende konuşan İYİ Parti Grup Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu, İYİ Partililerin mücadelesine değindi. Tatlıoğlu, verdikleri büyük mücadelenin nedenini ise, iktidarın demokratik alanı daraltmasına bağladı ve bundan ötürü verilen mücadelenin daha anlamlı olduğunun altını çizdi.

İkinci konuşmacı ise, çiçeği burnunda İYİ Partili Bursa Engelliler Düşünce Kulübü Başkanı Hasan Duman‘dı. Duman, partinin engellilerle alakalı politikalarına katkı koymak adına İYİ Parti’ye katıldığını söylerken, diğer taraftan da engellilerle ilgili nelerin yapılması gerektiğini de anlattı.

SON SÖZ:

Rakamlarla sabrınızı sınamak istemem ama Duman‘ın, “Engelli sigortasına geçilmesi lazım. Engelli annelerinin emekli yapılması lazım. Bakım parası yerine engelli annelerine emeklilik hakkı verilmesi lazım…” şeklinde özetlediği hassas sözlerinin özellikle not edilmesi, yabana atılmaması gerektiğini düşünüyorum. İYİ Parti Osmangazi İlçe Başkanı Mehmet Hasanoğlu‘nun nazik ev sahipliğinde gerçekleşen törende gördüğüm o ki; İYİ Parti, engelliler için de iyi bir seçenek durumuna gelmiş. 

"class="readMore" style="background-color: #000000">Devamını Oku

İYİ Parti’ye ilgi iyi…

Ak Parti’de kafası karışıklar için bir deneme!

Ak Parti’de kafası karışıklar için bir deneme!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünkü, “Ak Parti Bursa nabız verdi!” başlıklı yazım üzerine çokça Ak Partiliyle, Ak Parti’yi konuştuk.

Gördüğüm o ki; çoğunun kafası karışık. Aslında kafa karışıklığı çok da kötü bir şey değildir fakat Ak Parti’deki karışıklığın hayata yansımasının maliyeti biraz pahalıya patladığı için üzerinde düşünmenin farz olduğu kanaatindeyim.

Kafa karışıklığına geçmeden evvel kafaların net olduğu konuyu paylaşmak isterim. Bir defa hemen herkes, yazımda dile getirdiğim, Ak Parti Bursa, 100 gün boyunca yüz yüze vatandaşla buluşurken bir taraftan da 100 gün boyunca, teşkilatlarda görev almış, veyahut gönül vermiş fakat gönlü kırık insanlara da ulaşmalı. Fakat bu ulaşma, “dostlar alışverişte görsün” kabilinden suya tirit bir ulaşma asla olmamalı. Gönülden olmalı ve gönül kırıklığı giderilmeli… fikrimde hemfikir.

Nitekim, birçok eski ilçe-il başkanının, bayramlaşmaya bile gelmeyecek kadar kırıldığını göstermesi, sadece benim değil birçok partilinin de dikkatinden kaçmamış.

Bu yakıcı durumdan mütevellit, kendi gönlü kırıklarını kazanmadan hariçten kimseleri kazanmaya çalışmanın bir anlamı da faydası da olmayacağı, olsa bile yeterli gelmeyeceği emektar partililerin de görüşü ki; bunun böyle olması bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın da arzusu zaten.

Şimdi gelelim, Ak Parti’deki kafa karışıklığına…

Herkesin malumu olduğu üzere, Ak Parti‘yi kuran kadro, Fazilet Partisi‘nin kapatılmasıyla açıkta kalan, Milli Görüş‘ün “yenilikçi” kanadıydı. Yenilikçiler, yeni bir yola girmekle kalmadılar, bu yolda eski gömleklerini de çıkarmayı tercih ettiler. Özü itibariyle, Avrupa Birliği’ne girmeyi hedefleyen, Batılı yeni bir kimlik inşa etmeye çalıştılar. Bu çaba, Batı’yla uyum ölçeğinde değerli bulundu ve bu manada bir karşılık da buldu.

Düşünüyorum da, Abdullah Gül, Fazilet Partisi Genel Başkanlığını kazanmış olsaydı, Fazilet Partisi yine de kapatılır mıydı? Veya İslamcı gelenek mensupları önce muhafazakar demokrat sonra liberal ve nihayetinde buram buram kapitaliz kokan bir yapıya bu ölçüde dönüşebilir miydi?

Ak Parti’yle oluşan ve birlikte büyüyen yeni kimlik, kimilerince, “mücahit, müteahhit, müsait” olma aforizmasıyla hedef alınsa da yoldan dönen olmadığı gibi, eleştirenler de bu yola dahil oldular.

Fakat ne olduysa oldu ve günün birinde bu yolun da yol olmadığı kanaatiyle, başka bir yola girildi. Başka yolun vizyonu, “dindar nesil yetiştirmek” olarak belirlenmiş olsa da, yetiştiriciler, gömleğini çıkaranlardan seçildiği için eski bilgilerinden mülhem söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmadı. Vaziyet bu olunca, din ve dindarlık, dinin iktidarı olmaktan çok iktidarın dinine dönüştü.

Netice itibariyle, Ak Parti, bugün gömleksiz bir İslamcılık ve milliyetçilik arasına sıkışmış, Erdoğan’ın liderliğine sadık seçmen haricinde kimseye hitap edemez durumda. Bu sarsıcı sadakat anlayışı, kapsayıcı, kuşatıcı liyakatin canına okuyor. Haliyle işler kötüye gidiyor ve Ak Parti de oy kaybediyor.

Erimeyi durdurmak maksadıyla Ak Parti’ye, “kutuplaştırma” politikasını devreye almayı önerenler, etkiden doğacak tepkiyi hesaba katmamış olacaklar ki;  yaptıkları siyaset mühendisliği tutmadı ve Ankara, İstanbul belediyelerinin arkasından bakmak zorunda kaldılar/bıraktılar.

SON SÖZ:

Tamam, kafa karışıklığı ve bundan mütevellit ortaya çıkan sorunlar bunlar; peki, “çözüm ne?” dediğinizi duyar gibiyim. Çözüm: 2023 seçimlerini milat sayarak, muhalefeti bir arada tutan bütün argümanları ellerinden alacak, altılı masayı boşa çıkaracak özellikte makas değiştirmeyi başarabilmek. Bu değişimin ne olduğunu, nasıl olacağını ise başka bir yazıda ele alalım.   

"class="readMore" style="background-color: #000000">Devamını Oku

Ak Parti’de kafası karışıklar için bir deneme!

Ak Parti Bursa nabız verdi!

Ak Parti Bursa nabız verdi!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen her fırsatta Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli seçimlerinden birine hazırlandığının altını çizerek, Ak Partili belediyelere ve parti teşkilatlarına, “Bu seçim, kızgınlıkla, kırgınlıkla, nefsaniyetle hareket edilebilecek bir seçim değildir…” ikazında bulunuyor. İlaveten, “Sizlerden özellikle şehrinizin her bir hanesine ulaşarak sorunları yerinde görmenizi özellikle rica ediyorum…”  diyor.

Bu ricanın karşılığını bugüne kadar sahada gördük desek yalan olur. Fakat “Hiçbir şey olmasa bile bir şey oldu” ve Ak Parti Bursa teşkilatları harekete geçti. Aslında tam olarak hareket demek biraz yanıltıcı olabilir, nabız vermeye başladı desek sanırım daha doğru bir durum tespiti yapmış oluruz.

Adına, “Yüz Yüze 100 Gün” dedikleri, milletvekillerinin de dahil olduğu bir program kapsamında, seçili ilçeye çıkarma yapılıyor ve gün boyu halkın, esnafın derdi dinleniyor.

Gürsu’da başlayan program dün Mudanya ile devam etti. İl Başkanı Davut Gürkan, burada yaptığı açıklamada, Bursa’da toplamda 1058 mahalleyi teşkilat mensuplarıyla tek tek gezeceklerini söyleyerek, “Bizim amacımız; vatandaşlarımızla hasbıhal edip, onların sıkıntılarını çözmek…” dedi.

Çalmadık kapı, dokunmadık yürek, bırakmamak adına atılan bu adım kuşkusuz yerinde ve hatta geç kalınmış bir adımdır. Başkan Gürkan, bu çalışmayı, “Türkiye’de ilk” diye tanıttı. Ak Parti açısından söylüyorsa tamam; fakat genel anlamda söylüyorsa ilk olmadığını söylemem lazım. Zira, bu türden faaliyetin mucidi, İYİ Parti’dir. İYİ Parti, çok uzun zamandır, “Bir gecede bir ilçe…” adıyla benzer bir çalışmayı başarıyla yapıyor.

Fakat amacım, iki partiyi kıyaslamak değil. Partisi ne olursa olsun, siyasetçinin halka dokunmak niyetiyle sahaya inmesi elbette ki; iyi bir şeydir. Hele ki; ülkeyi yöneten partinin bunu yapması halk adına daha da iyidir. Görülmeyen sıkıntılar görülebilir, çözülmeyen sorunlar çözülebilir. Bu da az şey değildir.

Buraya kadar tamam, ama bir itirazım/ikazım var. Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın ricasına matuf yapılmak istenen gerçekten, “Çalmadık kapı, dokunmadık yürek bırakmamak“sa, doğru işe yanlış yerden başlandığını söylemem gerekiyor.

Hatırlıyor musunuz? Erdoğan, Ak Parti teşkilatlarının kulaklarına küpe yapması gerekecek kadar özlü sözler söylerken ilk ve belki de en önemli sözü; “Seksen üç milyonun, her birinin gönlünü kazanmayı hedeflerken, teşkilatlarda görev alan bir kişinin bile bu çember dışında kalmasına rıza gösteremeyiz…” olmuştu.

Bu çok önemli söze ilaveten, Erdoğan, “Ülke genelinde hizmet eden dava adamlarının emeğini, kibirleri boylarını aşanların kaprislerine feda etmedik, etmeyeceğiz…” diyerek sarsılmaz bir irade ortaya koymuştu.  

Dahası, “Ak Parti teşkilatlarında görev üstlenen hiç kimsenin meseleye bunun dışında bir bakış açısıyla, eda ile üslupla yaklaşması bizim açımızdan kabul edilebilir bir durum değildir…” diyerek çerçeveyi de çizmişti.  

SON SÖZ:

Şimdi meseleye bu çerçeveden bakacak olursak; Ak Parti Bursa, 100 gün boyunca yüz yüze vatandaşla buluşurken bir taraftan da 100 gün boyunca teşkilatlarda görev almış, veyahut gönül vermiş fakat gönlü kırık insanlara da ulaşmalı. Fakat bu ulaşma, “dostlar alışverişte görsün” kabilinden suya tirit bir ulaşma asla olmamalı. Gönülden olmalı ve gönül kırıklığı giderilmeli. Kendi gönlü kırıklarını kazanmadan hariçten kimseleri kazanmaya çalışmanın bir anlamı da faydası da olmaz. Bu olmazsa 100 gün boşa kürek çekmiş olursunuz; diyeyim size…   

"class="readMore" style="background-color: #000000">Devamını Oku

Ak Parti Bursa nabız verdi!

Kim aşkına böyle bir hediye verebilir?

Kim aşkına böyle bir hediye verebilir?
3

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün, hayatımın en keyifli günlerinden birini geçirdim. Canevim, Yürek Yongam, Neslihan Azra‘mla birlikte Mudanya Üniversitesi‘ni gezdik.

Hani, üniversiteyi gezdik dediysem, kızımın üniversite okuyacak yaşa geldiğini sanmayın. Henüz 11 yaşında. Nedendir bilinmez, arkeolog (ona göre Mısır bilimcisi) olmayı kafaya koymuş. Özel ilgi alanı ise Antik Mısır, en çok da piramitler…

Mudanya Üniversitesi’nin, piramit modelli çatısını görünce, “gidelim de gidelim” diye tutturdu. Gittik tabii.

Mütevelli Heyeti Üyesi, kadim dost, Ali Mollasalih, çatısından otoparkına kadar üniversiteyi gezdirdi, bilgi verdi. Tek kelimeyle hayran kaldık. Hele ki; rektörlük binasının ortasına konulmuş, kasası saman dolu eski kamyonet ve hikayesi, asil bir idealin tırnakla yontulmuş heykeli gibi okula gelen herkese sessizce ilk dersini veriyor.

Gelin, biraz da insanda hayranlık uyandıran bu şaheserin baş mimarından, Gıyasettin Bingöl‘den bahsedelim… Bahsedelim dediğime bakmayın, aslında, Gıyasettin Bingöl‘ü Bursa’da tanımayan neredeyse hiç kimse yoktur. Zira “eğitim” dendiğinde, “kitap” dendiğinde akla ilk gelen isimdir.

Gıyasettin Bingöl, 80’li yılarda Bursa’ya gezmeye gelip, bu şehre aşık olduğunu söyler. Aşkından vazgeçmez ve sonraki yılarda Bursa’ya üniversite okumaya gelir.

Anadolu’nun, toprak kokan çocukları için kavruk bir ağaç gölgesi bulmanın bile ne büyük bir zahmet olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Gıyasettin Bingöl okurken bir taraftan da kitapçılık yaparak bu gölgeyi kendisi için kurar.

Okulu bitirmeye yakın ise diğer kardeşlerinin de okuyabilmesi için ailesini ikna ederek, kiraladıkları bir kamyonetle Muş’tan Bursa’ya göç ederler.

Bir insan için, aşık olduğu şehirde, hem de sevdikleriyle birlikte olmak herhalde tarif edilemez bir mutluluk olsa gerek. Gıyasettin Bingöl için de bu böyledir, fakat onu birçoklarından ayıran en önemli özellik ise, ailesine olduğu kadar aşık olduğu şehre karşı da duyduğu vefadır.  

Hiç mübalağasız söylüyorum; şehrin en işlek caddelerinden birisinde ilk yüz kişiye sorsak yarıdan fazlasının Gıyasettin Bingöl ile bir hatırası vardır ki; hemen hepsinin de, “Allah razı olsun” diye söze başlayacağına bahse girerim.

Bursa’ya okumaya gelmiş, kamyonet kasasında ailesini Bursa’ya getirmiş bir adam düşünün ki; bu şehre, aşık olduğu bu şehre bir üniversite hediye ediyor. Bu muhteşem bir hediye. Kim aşkına bu denli değerli bir hediye verebilir?

SON SÖZ:

Mudanya Üniversitesi, kendini eğitime vakfetmiş Gıyasettin Bingöl’ün kurduğu, Bursa’nın ilk ve tek vakıf üniversitesi olarak tarihe geçti. Bu şehri seven herkesin bu hediyeye sahip çıkması gerekiyor.  Son olarak bir de isteğimiz var. Daha doğrusu Neslihan Azra‘mın bir isteği var. Tez vakit bir de arkeoloji bölümü açılsın.

"class="readMore" style="background-color: #000000">Devamını Oku

Kim aşkına böyle bir hediye verebilir?