GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
20.02°
Açık
DOLAR 8.55
EURO 10.09
ALTIN 495.39
BİST 1.352

24 Nisan ve iki üç küçük anı!

25 Nisan 2021 Pazar , 15:08

Beklenen bir açıklamaydı ama yine de bir umut vardı yüreklerde… ABD Başkanı Bıden yapacağını yaptı, iç politik çıkarı ve de ülkemiz yöneticilerine kısa yoldan bir “gözdağı” vermek amacı ile o istenmeyen kelimeyi açıklamasına koyuverdi. Beni yakından tanıyanlar “ bu senin işin değil, hiç olmazsa bunun için yorum yapma” diyecekler. Olsun, sitemleri sineye çeker, bu “küçük felaket” nezdinde iki küçük anımı paylaşmak isterim. Bunu yaparken yine yorumdan kaçmayıp, büyük annemin bir sözüne de atıf  yaparak yorum yapacağım.

Bir soruna tanık olarak, iyi konuşan ve haklı ile haksızın ikisine birden söz geçirebilenler için “diplomat gibi” derdi rahmetli… Yanılmıyorsam  günümüzde “diplomatsız bir diplomasi yürütüyor”  gibi Yüce Devletimiz. Bunu nereden mi anlıyorum; bir kararname ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden atanan büyükelçilerden. Kimisi eski milletvekili, kimi iş insanı, bazısı da eski bir parlamenterin yakını veya konuyla alakasız bir eski bakan. İsim sayarak satır israfı yapmayayım!

Önce Bursa’nın Birinci Dünya Savaşı ile ardından Kurtuluş Savaşı dönemlerinden bir gerçeği paylaşayım. Balabancık Kalesi bir dönem Ermeni Yetimhanesi olarak kullanılmış. Sanırım kızlar mektebi gibi falan. O genç Ermeni kızları, yetimhanenin yakınındaki mahallerdeki düğün eğlencelerine bile katılır, örneğin bizim büyüklerimiz ile sohbet edermiş. Üstelik, konuşmaları da oldukça “üst perdeden” olurmuş. Örneğin Türkleri aşağılayıcı bir üslupla “ bir toplu iğne bile yapamıyorsunuz” derlermiş. Buna rağmen zulüm yerine kollayıp esirgeme görmüşler.
 Anlatacağım ikinci olay da bundan 38 yıl öncesine yani yakın tarihe dayanıyor. Erzincan’da kısa dönem vatani görevimizi yapıyoruz. Ranzanın altında ben, üzerinde de Mustafa isimli arkadaş yatıyor. Mustafa  ressam aynı zamanda. Projesini kabul ettiriyor ve de tugayımızın kuzeyindeki dağın üzerine dev bir Atatürk posteri yapımına başlıyoruz. Söz konusu portre, internet ortamına “Uzaydan görülen en büyük Atatürk posteri “ olarak düşmüştü bir dönem… İsteyen girip bakabilir. Bu projeyi gerçekleştirmek için dağın üzerine çıkacağız. Önce keşif yaptık sonra da ressam Mustafa 11 kişiden oluşan çalışma grubunu oluşturmak için beni görevlendirdi. Genelde teknik eğitim alanları tercih ediyoruz. İnşaat mühendisi olanlar da tercihimiz. İşte onlardan biri de Ermeni asıllı İstanbullu bir arkadaşımızdı. Çalışmalar başladı ve de her gece dağın tepesinde nöbet tutarak kalıyor, gündüz de mesai başlıyordu. O dönemlerde Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri de, yurt dışında görev yapan  diplomatların Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesiydi.

Son suikastın ardından uzun zaman geçmiş olacak ki, bu konunun üzerinde hiç durmadık, ya da aklımıza gelmedi. Yine çalışmaya dalmışken pilli radyomuzdan Esenboğa katliamını duyduk ve dehşete düştük.D ağın başında on bir genç adam, üstelik askerlik yapıyoruz ve böyle elim bir olay… Etkilenmemek mümkün değil. Yine de serinkanlıyız. Ama içimizden biri çıktı ve Ermeni arkadaşa dönerek “sen ne düşünüyorsun bu olaya dair?” gibi abuk bir soru sordu. Önce sessizlik, ardından, sorunun muhatabından tokat gibi bir cevap geldi. “Siz ne düşünüyorsanız, ne kadar üzülüyorsanız ben de aynısını duyuyorum.” Bizler doğal olarak soru soran arkadaşa tepkiliydik. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir silah arkadaşımız töhmet altında kalmıştı. Ama bizden bu desteği aldığı için projeden ayrılmadı ve Mustafa Kemal Atatürk’ün o dev portresini birlikte tamamladık. İşte böyle dostlar.



Bir ilginç olay da 2013 yılında başımızdan geçti. Türkiye turumuz sırasında, eşim bir mabedin bakıcısı ile gazetemiz için röportaj yapıyordu. Açık yürekle şunları söyledi bakıcı: “Ben kendimi 40 yaşına kadar Müslüman ve Kürt sanıyordum. Yaptığım araştırma  ile Ermeni olduğum öğrendim. Ama hiçbir şey değişmedi. Burada birlikte yaşıyor  ve çalışıyoruz ” dedi.
Sözün özü; iki millet, sayıları az da olsa Ermeni, Rum demeden bu topraklarda dostça yaşıyor yıllardır... Benim kuşak iyi bilir, bundan 50 yıl önce 3.Lig’de yer alan Taksim ve Beyoğluspor takımları vardı. Birinde Rum, diğerinde Ermeni futbolcular çoğunluktaydı. Kimse de yadırgamazdı. Bu nedenle böyle suni gündemler ile önce Devletimizi, sonra da toplumu sıkacak “hukuki” olmayan “siyasi” kararların ardına takılıp enseyi karartmayalım.

Tek çıkar yol sanırım, diplomatlar ile yapılacak bir diplomasi ile ülkeler arasındaki dengeyi sağlamaktan geçiyor.
 
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

NOT DEFTERİ: Faşing değil festival

'Ölmek var dönmek yok' dediler ve öldüler!

Uzak ülkenin başkanı!

İçimizdeki tosuncuklar!

NOT Defteri: Haşim İşcan ve bir hastane öyküsü

Hukuk geri mi geliyor?

Dün 1 Temmuz’du ve normalleştik!

Borç ve İnegöl neden gündemde?

Havadan sudan konuşalım, ne dersiniz?

Şehir Hastanemiz emin ellerde!

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

NOT Defteri: Çekirge Bursa’nın misafir odasıydı

Babalar yılımızda bitmeyen sınavlar

Bursa’nın da Şükrü Çavuşu vardı ama…

Tercihan bir tercüman vakası!

Doğruluk ve iki başarı öyküsü

Bir sihirli kelime havaalanı!

Not Defteri: Nazım, Balaban ve bir Bursa öyküsü

İktidar Bursa’yı yeni mi fark etti?

Aşı tamam… Ya fakirin aşı?

16 Haziran kime ne söylüyor?

Marmara Denizi nasıl kirlendi?

Yeni bir pazartesi ve umut…

Not Defteri: 1936 yılından bir Merinos öyküsü

Bu kanal, kan-alacak gibi!

Çukur kahve açlığı tartışıyor!

Bursa’nın kronik şeker krizi!

Aman gazımız kaçmasın!

Bursaspor’da sıra yapılanmada

NOT Defteri: Oyal ile 6 altın yıl

Doğanın öfkesi son uyarı mı?

Kaçar…kaçar ve de kaçarız!

1 Haziran ve Bursaspor

Müsilaj sadece denizde mi?

Vergili ve yergili bir pazar!

NOT DEFTERİ: Bir Sönmez vardı geldi geçti…  

Açlık neyi bozar?

Final ve tam destek!

Öteki Türkiye dizisi finale doğru…

Bu işi dezenfektan paklar!

Ata’nın Stadyumu ve 19 Mayıs

NOT Defteri: Çankaya’dan Beştepe’ye!

Aşı müjdesi ve 'Koca' bir itiraf

Kıskanıyorum!

Marş ile atılan o ilk adım

Uçuyoruz ama neden?

Üç aday ve sadece Adanur formülü

NOT DEFTERİ: Yeşil Devrim’in yıl dönümü

Sevinç ve kederde birleşmek

Bayram şekeri…

İngiliz’in göreceği herkesi aşılayalım!

Bayram gelmiş neyime!

Bursaspor ve mucizeler!

NOT DEFTERİ: Kader günü oradaydım

Sosyal devlet ya da..!

Bahar gelir mi?