GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
20.02°
Açık
DOLAR 8.56
EURO 10.13
ALTIN 495.04
BİST 1.36

Acilen paniklememiz lazım!

8 Nisan 2021 Perşembe , 18:20

Bu toplum ne zaman korkacak?  Ne zaman kendine gelip, şu andaki yangının alevinden korunma adına ne zaman panikleyecek?

Saçmalıyorum; ama bu toplumun buna şiddetle ihtiyacı var. Evet, bilerek saçmalıyorum, yeter ki toplum kendine gelsin! Korku ve endişe duysun…

Bir kere daha üzerine basa basa söylüyorum, bu toplumun paniklemesi lazım. Yoksa, salgında vakaların korkunç artışı ve de hemen her gün bir uçak dolusu vatandaşımızın ölümü, ailelerinin üzüntüsünü nasıl anlayacağız?

Nasıl farkındalık yaratacağız?

İşte rakamlar…

Önceki güne ait elimdeki sayılar: Vaka sayısı 50 binin üzerinde.

Bir günlük vefat sayısı bir öncesine göre 65 artışla tam tamına 276…Tüm hızımızla dünya birinciliğine koşuyoruz. Aşı yetersiz, onun da küçük bir dilimi öğretmenler yerine profesyonel lig futbolcularına gidecek. Tam anlamıyla “ayranı yok içmeye, tahtırevan ile gider… maya” misali bir durum. Bunun üzerine bir söz söylenerek, yorum yapılabilir mi?

Dahası var. Bu veriler gözümüzün içine kadar girerken, ülkenin en muktedir kişisi, Cumhurbaşkanı ve de AKP Genel Başkanı, TBMM’de kendi grubuna yaptığı ve bir anlamda ulusa seslendiği yaklaşık 90 dakikalık konuşmasında bu konuya dair tek bir cümle kuramadı. Ana muhalefet partisinin genel başkanının suçlamada bulunduğu Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu’na teşekkür ederek konuyu geçiştirdi. Benimki bir eleştiri değil, sadece endişemi ve paniğimi açıklıyor bu durum. Ülkenin en yetkilisi, bu konuda özel bir önlemden söz edemiyorsa, tehlikenin boyutunu vatandaşına anlatarak şiddetli bir uyarı yap/a/mıyorsa ne düşünülebilir? Olsa olsa tek kelime ve en hafif söylem ile “çaresizlik” denebilir. İşte bu beni çok korkutuyor. Denizin tükendiğini haykırıyor adeta… Halk kendi olanakları ve dikkati ile ne yapabilir? Çoğunluk virüse şöyle bir bakarak aç kalmama savaşı veriyor. Yani iki seçenekli bir durum.  Ya virüsten, ya da evine bakamamanın verdiği kederden helâk olmamak arasında gidip geliyor.  Bilerek o kötü kelimeyi kullanmıyorum!

Şimdi de, yetkililerin değil de, biz yetkisizlere gerekli olan panikleme için,bu konuda yetkili olarak kabul ettiğimiz bir sese kulak verelim. Sevgili dostum Prof. Dr. Kayıhan Pala, TTB adına yaptığı izleme komitesi üyeliğinin verdiği bilgiler ve deneyimler doğrultusunda şunları söylüyor ona açık olan TV kanallarında…

“Tek bir çözüm var o da 28 günlük tam kapanma. Ama emekçi kesimi, günlük çalışma ile evini geçindiren insanlara yeterince parasal yardım yapılarak… Yani hiçbir kesimi mağdur etmeden… İşin içine ekonomi girdiğinde Bilim Kurulu’nun önerilerini Hükümet uygulayamıyor. Hastanelerin durumu felaket. Aşı olanlar ile hastalar aynı koridorlarda bulunuyor. Aile hekimleri de çok zor durumda.”

Ben bunlara birkaç ilave daha yapayım; artık yoğun bakım üniteleri tamamen dolu. Başka hastalıkları olanların, ağır bile olsalar yatış yapmaları neredeyse imkânsız. Bir arkadaşım, bir süre başka ünitelerde bekletilerek önce normal yatağa alınmış, durum ağırlaşınca şimdi de yoğun bakımda yer bulabilen talihli  hasta sınıfına geçebilmiş! Üstelik nerede biliyor musunuz, Bursa Şehir Hastanesi’nde… Evlerinde tedavi önerilenleri bunlara ilave etmedim.

Bir de içimi gerçekten acıtan bir konu var. Cumhurbaşkanı,  CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu ağır biçimde suçladı. Gerekçe;  fedakârca mücadele eden Sağlık Bakanlığı personeli ve de Bilim Kurulu’nun yaptıklarını görmezden gelmesiymiş. Aslında gerçek neden şuydu; Bilim Kurulu kararlarının Hükümet tarafından uygulanmaması ve de buna rağmen kurul üyelerinin görevlerini sürdürmesini eleştirdi Kılıçdaroğlu...Ve de istifa etmeleri gerektiğini söylemişti. Cumhurbaşkanı bunun üzerine hakaret içeren ifade kullandı Kılıçdaroğlu için. Bu suçlama ile haklı bir isteğin üzerini de güzelce örtmüş oldu Sayın Cumhurbaşkanı.

Çünkü Kılıçdaroğlu ısrarla “sağlık çalışanlarının ölüm nedeni meslek hastalığı kapsamında değerlendirilsin” derken, Çalışma Bakanı Hanımefendi, tüm nezaketi ile “biz virüsü hastaneden mi aldılar nasıl  bilelim? Belki de evden aldılar virüsü ve hasta oldular.” açıklaması ile  bu kapıyı sımsıkı kapattı. Tam yürekler acısı bir açıklama.

Bunları yazarken bir politikacının sözleri yankılandı kulağımda. “Soma faciasında 301 kişi can verdiğinde ülkedeki hemen herkesin yüreği parçalanmıştı. Neredeyse bir ya da iki günde bir Soma kadar kaybımız oluyor. Neden bu kadar duyarsızlık var?”

Başlıkta da söyledim, toplum olarak şu andan itibaren “acilen paniğe ihtiyacımız var” diyorum. Bakalım “panik butonuna” basabilen bir babayiğit çıkacak mı? 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Cansuyu…

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

NOT DEFTERİ: Faşing değil festival

'Ölmek var dönmek yok' dediler ve öldüler!

Uzak ülkenin başkanı!

İçimizdeki tosuncuklar!

NOT Defteri: Haşim İşcan ve bir hastane öyküsü

Hukuk geri mi geliyor?

Dün 1 Temmuz’du ve normalleştik!

Borç ve İnegöl neden gündemde?

Havadan sudan konuşalım, ne dersiniz?

Şehir Hastanemiz emin ellerde!

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

NOT Defteri: Çekirge Bursa’nın misafir odasıydı

Babalar yılımızda bitmeyen sınavlar

Bursa’nın da Şükrü Çavuşu vardı ama…

Tercihan bir tercüman vakası!

Doğruluk ve iki başarı öyküsü

Bir sihirli kelime havaalanı!

Not Defteri: Nazım, Balaban ve bir Bursa öyküsü

İktidar Bursa’yı yeni mi fark etti?

Aşı tamam… Ya fakirin aşı?

16 Haziran kime ne söylüyor?

Marmara Denizi nasıl kirlendi?

Yeni bir pazartesi ve umut…

Not Defteri: 1936 yılından bir Merinos öyküsü

Bu kanal, kan-alacak gibi!

Çukur kahve açlığı tartışıyor!

Bursa’nın kronik şeker krizi!

Aman gazımız kaçmasın!

Bursaspor’da sıra yapılanmada

NOT Defteri: Oyal ile 6 altın yıl

Doğanın öfkesi son uyarı mı?

Kaçar…kaçar ve de kaçarız!

1 Haziran ve Bursaspor

Müsilaj sadece denizde mi?

Vergili ve yergili bir pazar!

NOT DEFTERİ: Bir Sönmez vardı geldi geçti…  

Açlık neyi bozar?

Final ve tam destek!

Öteki Türkiye dizisi finale doğru…

Bu işi dezenfektan paklar!

Ata’nın Stadyumu ve 19 Mayıs

NOT Defteri: Çankaya’dan Beştepe’ye!

Aşı müjdesi ve 'Koca' bir itiraf

Kıskanıyorum!

Marş ile atılan o ilk adım

Uçuyoruz ama neden?

Üç aday ve sadece Adanur formülü

NOT DEFTERİ: Yeşil Devrim’in yıl dönümü

Sevinç ve kederde birleşmek

Bayram şekeri…

İngiliz’in göreceği herkesi aşılayalım!

Bayram gelmiş neyime!

Bursaspor ve mucizeler!