GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
12.02°
Açık
DOLAR 8.82
EURO 10.36
ALTIN 496.84
BİST 1.392

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

11 Temmuz 2021 Pazar , 23:39

 Ne zaman izlesem merak ve ilgim sürüyor Baba filmlerine…
1972 yılı falandı, lise öğrenciliği dönemimde ilk kez izlemiştim. Bu kez filme olan ilgim iki kat artmış durumda ve de hiç sürpriz beklemeden izliyorum.
Siyaset-ticaret-çete düzeni ilişkisi, ülkemizde bu denli açığa çıkmasaydı, Baba serisini heyecan ve merakla izlediğim biçimde hatırlayacaktım. Çünkü, Amerikan film endüstrisinin büyülü yapımlarından biri olarak kabul ediyor ve de öyle değerlendiriyordum. Oysa, gerçek hiç de öyle değilmiş ! Kimilerinin tabiriyle “Küçük Amerika” ismi ile de anılan ülkemizde bu tür olayların varlığını ve somut biçimde doğruluğu kanıtlanmasını hayal bile edemezdim.

Çevresindeki “aile reislerinin!” sürekli olarak Don Corloone’ye karşı sarf ettikleri “Senin elinde bulunan politikacı, hakim ve savcıdan biz de yararlanalım” cümlesi önceki gece izlerken kafamı iyice zonklattı! Bu filmin senaryosu bildiğim kadarıyla gerçeklerden beslenmiş. Baba serisinin anlatıldığı dönem, 1930 dan hemen sonraki ile 40 lı yılların ortasına denk geliyor. Yani; önce “büyük felaket” denilen İspanyol gribi ve ardından 1929 ekonomik buhranı yılları… Yani; yokluk ve yoksulluktan fırsat çıkarılan yıllar…
Hah işte tamam, bizim son yıllardaki durum da bununla benzerlik taşıyor diyecektim ki, aklıma “15 Temmuz 2016 Hain Darbe Girişimi” geldi. Sonra da, yeni bir yönetim biçimi… Kuvvetler ayrılığının zayıflaması ve böylece denge-denetleme mekanizmasının ortadan kalkmasının yarattığı bir iklim.
İşte bu ortamda ve yanlış ekonomik programla iyice artan  ve  muhalefetin elini güçlendiren yokluk ve yoksulluk ile hakların gaspının yanı sıra, ilk kez yasa dışı bir örgüt liderinin ağzına bakan bir Türkiye var karşımızda. Dün yine bir pazar tatili  yaşadık ama SP imzalı video izlemeden…Eller ve kafalar boş kaldı gibi..!
Şaka yaptım canım, artık konuşmasına da gerek yok, torbanın ağzı açıldı ve de büzülemiyor. İktidar, sanki muhalefetmiş rolü oynuyor ve 20 yıldan beri iş başında olduğunu unutturmaya çalışarak, suçu muhalefete ve de en fazla CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun sırtına yüklemeye çalışıyor.
Ama bence haklılar..! Nedeni şu haklı dememin…Öncelikle hiç muhalefet yaşamayan bir AKP ile yönetildik. Şimdi de bu görevin nasıl yapılacağını kestiremiyor ve bunun telaşı tüm kadroları sarmış durumda… İkincisi, Recep  Tayyip Erdoğan liderliğinde ülkenin başına geçtiklerinde, kimse çıkıp da, buna muhalefet de dahil “yahu bunlar deneyimsiz. Liderlerini geride bırakıp, yeni kurdukları bir parti ile, koskoca bir ülkeyi yönetmeye kalktılar. Arkalarında acaba kim var ? Yönetebilecekler mi gerçekten…” demedi. Getirilen seçim sistemi ve de ne olduğunu anlamadığımız “oyuncu değişikliği” pardon hükümet değişikliği, sanki toplumu bu yeni siyasilere mahkûm etmişti. Üstelik, baraj altında kalan partilerden bazı önemli isimler de AKP menüsüne birer sos gibi boca edilince, doğal olarak toplumda az da olsa bir güven duygusu ortayı çıkmıştı. Örnek mi istiyorsunuz? İYİ Parti’nin en  üst kademesindeki iki isim Meral Akşener ve İsmail Tatlıoğlu, bu yeni partinin programını Uludağ’da hazırlayan ekibin içindeydi. Başlangıçta mutlu ve mesuttular. Ama ayrılık çabuk oldu nedense ! Onlara ilaveten, ANAP’ın demokratlığı ile bilinen isimlerinden Bursa milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır, yine hukukçu önemli ve önemli isim Cemil Çiçek ve diğer sayamadıklarım bu hazırlığın içindeydiler.
Bunları neden hatırlattım biliyor musunuz? İşte asıl konu burada…Çünkü günümüzde İktidar, kendi yapacaklarını bırakmış, (çünkü yapacak bir şeyi kalmadı) ya geçmişteki projelerinden söz ediyor ya da kolaya kaçıp          “İktidar’a hazırlar mı, bunlar ülkeyi nasıl yönetecek?” diye ekiplerine muhalefete dair soru yönelttiriyor. Unutmayın bu toplum size “Milli Görüş gömleğini çıkarttık” cümlesi ile ruhsat verdi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi CHP ve diğer bileşenlere neden güvenmesin… Üstelik “Devlet” olgusu, gelip geçici olması gereken “Hükümet” kavramına dönüştüğü bir dönemde, kamuyu bilen ve yıllarca emek veren kadrolar var muhalefette… Küçük bir araştırma ile, özellikle CHP ve İYİ Parti başta olmak üzere çok sayıda gerçek “devlet adamı” bulursunuz ekonomi ve dış politikada uzman…Buna, ilk kez politikaya girmiş ama çağın gelişmelerine ayak uydurmuş genç kuşağı da eklerseniz, bu kadar yıpranmış bir kamu yapısını yeniden  ayağa kaldıracak bir ekip ortaya çıkar. Unutmadan; Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan’ın, kamu-özel işbirliği projelerini kamulaştırma söylemleri karşısında muhalefete dönerek “sizden söke söke alırlar parasını” demesi  de bir anlam taşıyor! Sanki bir kabullenmişlik yatıyordu  bu cümlede… Galiba ilk kez “muhalefette” olma ihtimali, İktidar’da yeni bir heyecan dalgası oluşturmuş ! Oysa bu çok doğaldır demokratik bir ülkede…İnsan hayatı gibi, iktidarların da bir ömrü vardır. Yaşarlar, yönetirler ve de yıpranırlar. Aynen yaş almış bir vatandaş gibi… Sonra merdiven basamağını çıkarken zorlanır, yardım isterler. Çünkü merdiveni yaya olarak çıkacak gençler ve yeniler  hazır beklemektedir.

Hasan Gülayan’ın ardından
Bu salgın döneminde, farklı nedenlerle de olsa çok sayıda arkadaşımı ve yakınımı yitirdim. Bursa’nın önemli iş insanı ve spor camiasının sempatik yüzü Hasan Gülayan da zamansız denebilecek bir yaşta aramızdan ayrıldı. Onu ilk kez bir özel futbol turnuvasında birlikte oynayarak tanıdım. Yıl sanırım 1976 idi. Kalecimizdi, çok genç ve dinamikti. Sonra kuyum ticaretindeki başarısı ile ünlendi ve bize de gurur duymak düştü. Bursaspor yöneticiliği yaparken ve Kapalıçarşı yangını belgeselim için, babasının anılarını paylaştığında yine yolumuz kesişmişti.  Olmadı be Hasan ... Nur içinde yat sevgili kardeşim.
 
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Fakir ama gururluyduk

NOT DEFTERİ: Raylar üzerinde Mudanya seyahati

Muhalefetin dayanılmaz konforu

Bursalı öğrencinin salgın ile imtihanı!

Apartman mı saray mı?

Yurt!

Bu kadim şehre şöyle bir bakmak

NOT DEFTERİ: Osmanlı İmparatorluğu ve BTSO

Günaydııınnn…

Son çare inanç iklimi

Buzlar Çözülmeden!

Çukur Kahve betonu konuşuyor

12 Eylül’den arta kalanlar

Not Defteri: 41 Yıl sonra 12 Eylül ve Bursa

Bursa için 11 Eylül ve önemi

Laik ve layık

Oldu MU şimdi?

Bursa Old City ve ulaşım kaosu

Sınıfları doldurduk da…

Not Defteri: Atatürk kadının yerini ilk kez Bursa’da gösterdi

Barajlar ve bagajlar

Şahsa ait ilk kasaba yolda!

Bursa Şehir Hastanesi ve skandal bir ölüm!

İşsiz, güçsüz ve umutsuz…

Çok şükür…

Not Defteri: Bursalı Edison Adnan Ener

Sıcaksu el yakıyor!

Bakanlık önerisi ile gönüllü OSB desteği!

Büyük Zafer ve Ulu Önder’in savaş yetkisi

Vekil asılı hırpalarsa…

Her gün bir uçağımız düşüyor!

Not Defteri: Tarihten günümüze İmralı

Çavuşoğlu’ndan inciler ve politika…

Hangisi kimin işi?

Taliban ve laiklik

Bursa’nın sel karnesi iyi değil

Yine 17 Ağustos ve yine gözyaşı

NOT DEFTERİ: 6-7 Eylül olayları ve Altındağ vakası

Bursa’da bir dost meclisi!

Emek de yaşam da bedava

Ateş düştü ama kül yine yakıyor!

Soma ya da Somali…

Memleket Partisi, İnce ve Bursa

NOT DEFTERİ: Bursalı Çılgın Türkkuşları

“Üğretmenim… böğün canlı ders vaa mı?”

Türk Tayyare Cemiyeti ve Bursa

Yangın mutfağa ve hastaneye sıçradı!

Kibir kıvılcımları!..

Yangınların nedeni iklim değişikliği mi?

NOT Defteri: Nefes nefese on bir gün…

Doğu!

Yangın..!

Genç kuşağı kaybetmenin eşiğindeyiz!

Kendi kalesine gol atanlar!

Cansuyu…

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!