GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
20.58°
Hafif Yağmur
DOLAR 0
EURO 0
ALTIN 0
BİST 0

Buzlar Çözülmeden!

15 Eylül 2021 Çarşamba , 15:07

Yıllar önce iki perdelik müthiş bir tiyatro oyunu sahneye konmuştu, adı Buzlar Çözülmeden... Yanılmıyorsam, Cevat Fehmi Başkut’a aitti.

Çocukluğumu yaşadığım altmışlı yıllarda, alt gelir grubundaki aileler de tiyatro ve sinemaya gidebilirdi. Bu durum bir kültür devriminin sonucuydu belki de… Babam Merinos işçisi, annem ev kadınıydı. Teyzem de önce öğrenci, sonra da öğretmen oldu. Bu üçlü, beni anneannem ile bırakarak sinema ya da tiyatroya giderdi geceleri… İşte gittikleri o oyunlardan biriydi “Buzlar Çözülmeden.” Onlardan dinlemiştim konusunu.

Sonraki yıllarda filmi de yapıldı bildiğim kadarıyla. Teması çok önemliydi. O dönemin yönetim tarzına ve toplum davranışlarına dair ipuçları veriyordu.

Akıl hastanesinden kaçan bir hasta, kışın tam ortasında bir kasabaya sığınır. O sırada kasaba halkı atanacak yeni kaymakamı beklemektedir. Akıl hastası, aklı başında ve yetenekli bir insanının aklına dahi gelemeyecek biçimde kaymakam rolüne bürünür. Sonrasını özetlemek gerekirse, kış bitmeden yani buzlar çözülmeden ve asıl kaymakam gelmeden, kasabadaki olumsuzlukları yolsuzlukları yani bozuk düzene dur diyerek adaleti sağlamış, halkı hak ettiği biçimde yönetmeye başlamıştı. Kaymakamlık bekçisi de kendisine çok yardımcı olmuştu. Ama vakit daralmaktaydı, ilkbahar kapıda ve de foyası ortaya çıkmak üzereydi. Gerçek ortaya çıkmış, ama gönüllerdeki yerini almıştı.

Bu güzel oyunu hatırlatma nedenim ve esin kaynağım, İktidar ya da Erdoğan’ın son manevralarından dolayı oldu. Bu kez roller değişiktir bizim oyunumuzda... Çünkü görevdeki kaymakam yıpranmış, yeterli ve dengeli yönetimi gösteremez olmuş ve yenisinin tayini yaklaşmaktadır. Tayin belki de buzlar çözülmeden yapılacaktır çünkü!

Bunu, günümüze uyarlayarak birkaç örnekle anlatmak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı’nın buzlar çözülmeden, bazı iddialarını terk ederek, son kozunu nasıl oynadığını anlatmaya çalışacağım.
 
Göç korkusu
Bu küçük ilk kelimeyi yazarken, yanlış tuşa basma korkusunu da ben yaşadım!

Tam 10 yıldan beri ülkemize sığınan, misafir olarak tanımlanan ve de sıfatlarının başına “geçici” kelimesi konan Suriyeli sığınmacılar neredeyse kasaba ve şehirlerde mahalle kuracak duruma geldi. Ülkemizin dar gelir grubunun çalıştığı işlere daha az ücret ve çoğu kez kayıtsız girerek, çalışma yaşamındaki dengeyi de bozdu. Bu arada, kamplardaki sığınmacılar ve de ihtiyaç sahipleri için on yılda yaklaşık 45 milyar dolar harcandı ülkemiz bütçesinden…

Öte yandan, yıllar önce Ankara’da rastladığımız Afganistan vatandaşlarına, Taliban tehlikesi ve ABD buyruğu ile yenileri büyük bir akınla gelerek eklenmeye başladı. Doğal olarak muhalefetten çatlak sesler duyuldu. Bu tepkilere Sayın Cumhurbaşkanı baştan beri “biz ensar, onlar da muhacir” diyerek hoşgörü ile bakıyordu. Özellikle Taliban’ın ülkeyi ele geçirmesinden sonra “inancımız açısından bir farklılık yok” cümlesini kullandı ama kısa süre sonra “izleyip ne yapacaklarına bakacağız” demeye başladı.

Yıllar geçip, bu durumdaki geçici olmayan sığınmacıların sayısı, geometrik dizi ile artınca, şimdi ağız değişti ve “geldikleri ülkeler ile uzlaşarak onları geri göndereceğiz” cümlesini, muhalefetten sonra Sayın Cumhurbaşkanı da kullanmaya başladı.

Bu arada “dış politika” açısından başka değişimler de yaşandı. Meydanlarda “Rabia” işareti yaparak, katılımcılara toplu halde dört ilkesini okuturken, artık bu sembol rafa kalktı ve de Mısır’da darbe yoluyla iktidara gelen Sisi, bir anda “cici” oluverdi. Bu arada arka kapı diplomasisi çalışmaya başladı. Mısır’ı, yeni Libya yönetimi, hatta Suudi Arabistan ve de Birleşik Arap Emirlikleri ile temaslar da izledi. Ama hiç ses çıkarmadan yapıldı. Çünkü bu konuların “buzlar çözülmeden” pardon seçim vakti gelmeden çözülmesi gerekiyordu.

Bitmedi, bu kez Merkez Bankası rezervleri konu edildi. Muhalefet, doları baskılamak için arka kapı modeli ile satışı yapılan ve rezervin erimesine yol açan 128 milyar doları diline dolayınca, önce ses çıkmadı İktidar’dan…

Ama şimdi, kasadaki dolarların miktarı yükselince Sayın Cumhurbaşkanı mikrofonu eline aldı. “Hadi ne oldu, 128 milyar nerede diye bağırıyorlardı. Rezervimiz tamı tamına 118 milyar dolar…” Bu cümle ile sanırım o da 128 milyar konusunun polemik yerine gerçek olduğunu kabul etmiş oldu.

Bitmedi… “Türkiye’de kimse aç açıkta değil.”  Sözleri geride kaldı ve de ürün satış fiyatlarını kontrol etmek için bir kurul oluşturuldu ve de sebze halleri ve marketlerde denetlemeler başladı. Gündeme gelen ve uygulamaya geçen her yenilik muhalefetin yürüttüğü gündemler üzerineydi.

Ayrıca bir başka buzlar çözülmeden çözülmesi gereken bir sorun vardı. Uzun yıllar “IMF bizden borç istedi” cümlesi ile meydanları inleten Sayın Cumhurbaşkanı, bu kurumun tüm üye ülkelere dağıttığı, yaklaşık 6,5 milyar dolar borcu, kaynağını zikretmeden aldı ve de rezerv miktarı buna ilaveten körfez ülkelerinden gelen bir borç ile 118 milyar dolara ulaştı. Dedim ya, ister U dönüşü deyin, isterseniz diplomasi yeteneği, sonuçta, dün dünde kaldı cancağızım, bu gün Cumhurbaşkanı gibi yeni bir şey söylemek lazım.

Ama “buzlar çözülmeden…”

Ah bir de Saadet Partisi yola gelse de Cumhur İttifakı’na katılsa “buzlar çözülmeden” iyi olmaz mı?
 
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

NOT DEFTERİ: Biraz da nostalji

Bursa ve onu yaşayıp yazanlar

Cumhuriyeti anlamak…

Onun arabası var…

Geçinemiyoruz…

Siyasetin muhtar aşkı!  

NOT DEFTERİ: 63'ün sırrı!..

Söyleyecek sözün bulunamadığı günler…

Bursa’da muhalefetin işi çok zor!

Vatandaş zarar eder mi?

Siyasette bir Uludağ masalı

Titreten bir sonbahar sabahı

NOT DEFTERİ: 17 Ekim ve Gazi ile ilk buluşma

Bursa salgına karşı neden duyarsız?

Bir gece ansızın atayabilirim!

Varlığı dert yokluğu yara!

Yeni ve son Çare 28 Şubat!

Hamdolsun Türkiye’de yaşıyoruz

NOT Defteri: Gemlik Sunğipek Fabrikası

Fıkra gibi gerçekler

Cennet’ten arsa alanlar!

Sanayide OSB devrimi!

Biri atıyor diğeri yürüyor…

Bursa için ilginç hareketler

NOT Defteri: Bir kuyruklu yıldız Bursa Oda Tiyatrosu

Veresiye vere vere…

Bursa’da kendini arayan adam!

Kötü örnek bir lider ve yaşamı!

Pozitif hasta çok önlem yok

Fakir ama gururluyduk

NOT DEFTERİ: Raylar üzerinde Mudanya seyahati

Muhalefetin dayanılmaz konforu

Bursalı öğrencinin salgın ile imtihanı!

Apartman mı saray mı?

Yurt!

Bu kadim şehre şöyle bir bakmak

NOT DEFTERİ: Osmanlı İmparatorluğu ve BTSO

Günaydııınnn…

Son çare inanç iklimi

Çukur Kahve betonu konuşuyor

12 Eylül’den arta kalanlar

Not Defteri: 41 Yıl sonra 12 Eylül ve Bursa

Bursa için 11 Eylül ve önemi

Laik ve layık

Oldu MU şimdi?

Bursa Old City ve ulaşım kaosu

Sınıfları doldurduk da…

Not Defteri: Atatürk kadının yerini ilk kez Bursa’da gösterdi

Barajlar ve bagajlar

Şahsa ait ilk kasaba yolda!

Bursa Şehir Hastanesi ve skandal bir ölüm!

İşsiz, güçsüz ve umutsuz…

Çok şükür…

Not Defteri: Bursalı Edison Adnan Ener

Sıcaksu el yakıyor!

Bakanlık önerisi ile gönüllü OSB desteği!

Büyük Zafer ve Ulu Önder’in savaş yetkisi

Vekil asılı hırpalarsa…

Her gün bir uçağımız düşüyor!

Not Defteri: Tarihten günümüze İmralı

Çavuşoğlu’ndan inciler ve politika…

Hangisi kimin işi?

Taliban ve laiklik

Bursa’nın sel karnesi iyi değil

Yine 17 Ağustos ve yine gözyaşı

NOT DEFTERİ: 6-7 Eylül olayları ve Altındağ vakası

Bursa’da bir dost meclisi!

Emek de yaşam da bedava