GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
-11°
Sisli
DOLAR 0
EURO 0
ALTIN 0
BİST

Deprem bugün İzmir’de yarın...

01 Kasım 2020 Pazar, 18:15

Üzülmemek için insan karakteri taşımamak lazım… Felaket, “yavaş şehir” Seferihisar ve Sığacık’tan “süprüntü” (tsunami) ile yola çıktı, İzmir’de park etti! Ama tüm ülke Bayraklı’daki çöken o binaların içinde hissetti kendini… Önce insan olarak üzüntü, sonra da “sıra nerede?” sorusuna yanıt aradığı için korku ile titredi.

Aslında, yaklaşık bir yıldan beri Ege Bölgesi sıklıkla sarsılıyordu. Tehlike alarmı sıkça çalıyor, Manisa’dan, Denizli’den ve bölgedeki diğer yerleşimlerden gelen sarsıntıları bazen oturduğumuz yerde de hissediyorduk. İlk anda kendi yöremizde olmadığı gerekçesiyle rahatlıyor, sonra da korku ile yataklarından, evlerinden fırlayan yöre sakinlere üzülüp geçiyorduk.

Son darbe hepsinden büyük ve yürek yakıcı oldu. Ekranda tören geçişi yapar gibi bilim insanları konuşuyor ve bize jeoloji dersi vererek “fay hattı” ya da daha anlaşılır biçimde “kırık” oluşumlarının nedenlerini anlatıyor ve yerlerini gösteriyordu. Tamam, göstersinler ve bizi de ürkütsünler. “Biz derken, yerel yöneticiler, inşaat yüklenicileri ve sıkça “İmar Affı” çıkarabilme yeteneğine sahip ülke yöneticilerini kastederken, kaderine razı olan ve parasal nedenlerle “sefertası” biçiminde yapılmış yüksek binalarda oturmak zorunda bırakılanları da bunların içine katarak kullandım. Ne demek istiyorum, tam anlatamadım sanırım! Bu felaketleri yaşamamak için ne yapılmalı? Soru bu kadar kısa ama yanıt bir türlü ağızlardan çıkmıyor. Bu ülke henüz bu yılın başında Elazığ-Malatya depremini yaşadı. O da günlerce konuşuldu, sonra… İşte o günlerde, ekranda ilk kez gördüğüm bir bilim insanı çarpıcı sözler söylemişti.12 Şubat 2020 günü yayımlanan makalemde şunları belirtmişim.

Paylaşmak için tam sırası diyorum…

“Adı İlyas Yılmazer, unvanı jeofizik profesörü… Deprem önlemleri için yargı dahil her yolu denediğini belirtiyordu. Şaşkınlık içinde kaldım program sırasında…İşte ilk örneğim; “zenginlik deprem ile gelir” diyor Yılmazer…Deprem sonrası yüzeye sıcak su ve mineraller yükseliyor, kaplıcalar oluşuyor, toprak daha verimli hale geliyormuş.Tam bir tezat değil mi ? Değilmiş, tezat olanın göz göre göre ovaların imara açılması olduğunu savunuyor İlyas Hoca… Bunun nedenini de somut biçimde ortaya koyuyor.“Hiç deniz seviyesinde, yüzeyde antik kente rastladınız mı? Örneğin Sagallassos,  Bergama ve son depremin olduğu Elazığ’ın eski yerleşimi Harput… Üstte kent, altta ova. Bu sayede ekip biçerek hem karınlarını doyuruyor, hem de canlarını kurtarıyorlar.”

Ben kaldığı yerden devam edeyim…1999 Körfez Depremi… En yıkıcı olduğu yerler; Gölcük kıyısındaki doldurulmuş alan… Eski adı “Yalakova” olan Yalova’nın her yeri…Adapazarı ismiyle anılan şehrimizin önemli bölümü…Hepsi de yumuşak, kumlu zeminler…

..Ve son Bayraklı’yı yıkan İzmir depremi. En fazla etkilenen yerler; Sığacık koyu, Bornova, Bayraklı… Burası da bir büyük koy, ya da daha doğrusu Gediz Deltası… Akarsuların denize ulaştığı yerler. Diğer bir etki alanı Balçova. İsimlerinde ova olan ve kaplıca suyu çıkan yerler.

Buradan geçelim Bursa’ya…1855 Bursa’nın “küçük kıyameti” sayılan depremde, şehrin doğusundan batısına doğru bir hat üzerinde her yer yıkılmış. Ulucami’nin kapıları yerle bir olmuş ve şimdiki Kara Mustafa Hamamı civarında yeniden sıcak su fışkırmış. Bu depremdeki ölü sayısı da tam üç bin altı yüz kadar. O zamanki şehir nüfusuna göre büyüklüğü hesap edebilirsiniz. Bu büyük depremden sonra, Bursa için bağımsız ve kayda değer bir sarsıntı yok.

Şimdi de gelelim günümüzdeki bir örneğe… Çok değil, birkaç yıl önce Gemlik için bir proje gündemdeydi. Körfezin karaya ulaştığı bölgenin hemen yanındaki sıvılaşmaya uygun zemindeki yerleşimlerin, “kentsel dönüşüm” kapsamında taşınması gündemdeydi. Hatta yeri bile belliydi, Cihatlı Köyü arazisi. Çünkü dağlık alanda bu bölge. Şu anda ne oldu, ne durumda? Ben bilmiyorum, gelişmeyi bilen, gören varsa bana da yazsın da endişelenmeyelim. Bir de benden bir katkı ve kendi başımdan geçen bir olaydan kaynaklı… Sanırım 80’li yılların sonlarıydı. Bana bir görev verildi; annemin dedesinden kalan bir bahçe vardı çok mirasçılı… İçindeki ceviz ve kestane ağaçları verimini yitirdiği için kesilmiş ve zeminde açılan ocaktan bir kamu kurumu için kum alınmış. Onun izinden gittim. Kurum galiba TKİ gibi geliyor bana… Oraya gittim ve kumun akıbetini sordum, doğruymuş. Bu bahçe neredeydi soracak olursanız, bekleyin ve şaşırmayın. O da Nilüfer çayı deltası içinde, yani şimdi en büyük marketlerin, devasa binaların olduğu Odunluk Köyü sınırları içinde, yeni stadyumun daha güneyinde bir bölge… Toprağı kazın altından su veya kum çıkar. Tamam, günün koşullarına göre güvenli binalar yapılıyor, oteller dikiliyor. Ama bu inşaat tekniği yeterince denetleniyor mu desem, inşallah olumlu yanıt alırım. Bu bir küçük örnek… Böyle yerleşimlerden biri, tarihte “Susığırlık” diye anılan Gürsu’dan… Buradan Değirmenli Kızık köyüne kadar her yerin tahrip olduğu 1855 Depremi’ni konu alan tercüme bir kitapta yazıyor.

Sonuç; İzmir depremi de gösterdi ki, kötü yapıların yanı sıra daha önemli bir yıkım nedeni zeminler…1999 Depremi sonrası bir ara zemin etütleri fazlaca yapılıyordu. Sonra ne oldu da durdu. “Yapı Denetim Kurumları” nerede? Bursa’nın depremselliğini içeren bir haritası varsa, bölgelere göre hangi nitelik ve yükseklikte yapı inşa edilmesi gerektiğine dair bilgiler içeriyor mu?

Korku yaşamak istemiyorsak, bunların yanıtlanmasını yetkili kurumlardan beklemekten başka yapacak bir şey yok. Benim korkum; salgınla mücadelede olduğu gibi bunun da gizlilik içinde yapılma ihtimalinde!..

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Bu ofisler bize ne söylüyor?

Geçim değil yaşam sıkıntısı…

Amatör futbol çaresiz

NOT DEFTERİ: Tarih yalan söylemez!

Fotoğraf güzel, sıra Bursa yarışında

Eski Türkiye ve Demirel...

İşçi virüsü Kod 29!

Ders niteliğinde yenilgi!

Hastane önünde futbol sahası!

 NOT DEFTERİ: Bursa ve şaka gibi iki seçim öyküsü…  

Çukur Kahve çalkalanıyor!

Geçmişten bir hukuk öyküsü!

Acaba?..

Büyük ikramiye kime vurdu?

Önce oto, sonra uzay gerisi kolay!

NOT DEFTERİ: Bursa’nın Mahfeli…

Bu sahaya üç puan az!

Askerî (!) ücret ve yeni yıl beklentileri

Çabuk ol!..

Kötü oynarken kazanmak…

Olay TV olayı... Kovboy filmi koyuverin!

NOT DEFTERİ: Bugün 27 Aralık…

Koltuk sevdası…

Haydi çocuklar aşıya ama…

Yerel siyasetin önemi kaldı mı?

Piyangooo…

Üç değerinde bir puan

NOT DEFTERİ: İki kent ve bir adam

Bütçe ile aranız nasıl?

Mağdurlar mağrur olunca!..

Rüya gibi biri futbol gecesi

Arada hukuk var, dikkat edelim!

Parasızlık da bir salgın!

Ne olacak Bursaspor’un hali!

NOT DEFTERİ: Üç lider, üç kader ve üç Bursa…

217 ve 216 size ne ifade eder?

Sporun siyaseti!  

Can suyu değerinde üç puan

Salgın, duygu ve kaygı…

Sessizliğin sesi!

NOT DEFTERİ: Türkiye’de ilk  aşı üretimi ve Hıfzısıhha

Yenilgi çabuk geldi ama ağır oldu

Kapadokya’da pişer de Uludağ’a düşer mi?

Kapanıyoo…

Kapanma…

Futbolda umutsuzluğa yer yok…

Özallı özel yıllar ve 29 Kasım freni

Dert 'katar… katar…'

Muhalefet; seçim, iktidar; geçin…

Form  ve reform!

24 Kasım ve Başöğretmen

Keşke penaltı ile olmasaydı…

NOT DEFTERİ: ABD ve Türkiye’deki Barış Gönüllüleri!

Maksat dostlar alışverişte görsün!

Para; varlığı dert yokluğu yara!

Kanal, eleştiri, kamu kaynağı ve Bursa!..

Acıpayam ve acı bir salgın itirafı

Acı reçeteli reform ve Berat Bey’in gücü!

NOT DEFTERİ: Atatürk, katafalk ve Bruno Taut

Hayrettin Çakmak’la…

Çukur Kahve deprem diyor!..

Naci abi ve Yeni Türkiye!..

Bugün 10 Kasım…

Bu çocuklar heyecan veriyor

NOT DEFTERİ: 1855 Bursa depreminde neler yaşandı?

Suçuna ağlayarak sevinen bir millet!..

Tek suçlu var o da ahlâk…

Ali ve saz arkadaşları…