GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
-3°
Hafif Kar Yağışlı
DOLAR 0
EURO 0
ALTIN 0
BİST

Dik dur eğilme, Cumhuriyet seninle…

27 Ekim 2020 Salı, 18:29

Bu cümle biraz çalıntı biraz da uyarlama oldu, farkındayım…

İktidar partisinin seçmenleri, bu cümlenin ilk kelimelerini ölesiye severdi. Aslında sevgileri partinin liderine olan bağlılıklarının ifadesiydi. Meydanlarda avazı çıktığı kadar bağırırdı partililer…

“Dik dur eğilme, bu millet seninle.”

Oradaki kalabalığın coşkusuyla söylenirdi bu sihirli cümle… Aslında milletin tamamı katılmazdı ama o günün heyecanı ve fanatikliği ile doyasıya tekrarlanırdı. Aradan yıllar geçti… Konjoktüre bağlı olarak para muslukları kapandı, ekonomik zorluklar birbirini kovaladı. Dış politikada da emperyalistlerin iki yüzlü davranış ve çıkara dayalı projeleri, dik duran, eğilmeyen lideri bu kez “dik başlı” hale getirdi. Çünkü bir dönem heyecanla kabul günü beklenen AB ilişkileri, daha sonra askıya alınarak “demokrasi treninden” inme vaktinin geldiği bizzat lider tarafından söylendi. Meydanlarda bağıranların sayısı aynı kalmıştı, ama bir türlü artmıyordu. Başka sloganlar, farklı politikalar üretmek gerekirdi. Partinin çıkıştaki kadrosu dağılınca da “politik üretim” azaldı ve küçük bir alana sıkıştı. Neydi bu alan? Tamamen inanç üzerine kurulu birliktelik… Cumhuriyet öncesi gibi verilen ile yetinen, hak aramak ve almak yerine lütuf ihsan edilen, ama inancı güçlü olan toplulukları yerinde tutabilmekti tüm amaç…

Ama artık o da eskisi gibi etkili olamıyordu. Nereden mi anladım? Durun gördüğümü anlatayım. Sayısı az, izleyeni epeyce diye nitelenen, inancı zayıf kişilerle iş gören (!) birkaç kanaldan birinde şahit oldum bu ilginç olaya… Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı, Anadolu’nun bir iline gidiyor. Parti faaliyeti mi, ülke hizmeti mi ekrandan anlayamadım.

Şehir çıkışındaki bir topluluğu görünce duruyor ve sanırım eskiden olduğu gibi onlara hal hatır sorarak, onların sevgi tezahürünü amaçlıyor. Ama topluluğun ve başlarındaki zatın maksadı başka, çünkü dertliler… Servisçilerin dernek başkanıymış konuşan zat… “Sayın Cumhurbaşkanım, çalışamıyoruz bize bir çare… Eve ekmek götüremiyoruz.” diyor ve durumdan haliyle yakınıyor. Cumhurbaşkanı, her zamanki gibi “dik duruşlu” ve geri adım atmıyor:

“Çok abarttın, zor durumda olabilirsiniz ama eve ekmek götürememek de ne demek?”

Servisçilerin temsilcisi hemen atılıyor:

“Sayın Başkanım, ben aynı zamanda AKP seçmeniyim, böyle bir şey görmedik.” diye ilave ediyor. Cumhurbaşkanı eski günlerdeki gibi, aynen Makron karşısındaki dik duruşu ile  “Sakinleş, al bir keyif çayı iç” diyerek, çay paketini fırlatıyor.

Şimdi artık slogan değişti! Dertli misin, sembolik de olsa sarf ettiğin “eve ekmek götüremiyorum” durumunda mısın?

Öyleyse iç bir keyif çayı, rahatla!..”

Makron derken, aklıma geldi, Cumhurbaşkanı “İslam karşıtı” söylemi nedeniyle Fransa Cumhurbaşkanı’na öyle bir çıkıştı ki, dövüşürken bile söylenmez. Adamı perişan etti! Aklından zoru olan, mecnun biri gibi niteledi. Hızını kesemedi, ardından o sihirli cümleyi sarf etti:

“Fransız mallarını almayın.”

Doğal olarak, iktidarın yayın organı gazetelerde manşet şimdi bu… Bazı münafıklar da boş durmamış, Türkiye-Fransa dış ticaret dengesine bakmış. Yıllık olarak ihracatımız, ithalatımızdan 1,5 milyar dolar fazlaymış. Yani boykota onlar da ayak uydurursa bu kadar zarar edebilirmişiz… Üstelik grip aşısının Fransa’dan getirildiğine dair bir iddia da var.

Gel de inanma! Ya iftiraysa?

Bir de yaşadığım kent Bursa var işin içinde… Bizim şehri istihdamı ile ayakta tutan kuruluşlardan ve özellikle kırsal kesimdeki vatandaşın tarlaya giderken ayağını yerden kesen aracı üreten fabrika Fransız ortaklığı ile kuruldu.

Boykot başlarsa, bizim almadığımız aracı, diğer ülkeler nasıl alacak? Fabrika kim için üretecek araçları? Başımıza bir de boykot işsizliği çıkmasa bari…

Neyse, önemli olan “dik duruş” değil mi? Cumhurbaşkanı boykot dedi ya, bu çağrıya Afyon’nun bir ilçesinin belediye başkanından okkalı bir katkı gelmiş. Adam demiş ki “Fransız mallarına boykot yetmez, laikliği de boykot edelim.”

Hadi buyur burdan yak… Ne alaka, acaba bizim laiklik Fransız malı mıydı diye düşündüm ilk anda… Küçük bir bilgilenme ile öğrendim ki, kelime Fransız malıymış. Uygulama biçimi de Atatürk ve arkadaşlarının benimseyip getirdikleri laiklik ile benzeşiyormuş. Yani, devletin dini olmaz, bireylerin inancı olurmuş. Devlet işine din işleri karışmazmış… Demek ki Afyonlu dini bütün arkadaş bunu biliyor, “laikliği de boykot edelim” diyor. Eğer, amaç tamamen dini kurallar ile bir devlet yönetimi ve bu görüş ülke yöneticilerinin de kafasının arkasında ise yapacak tek bir şey kalıyor.

Yarın 97. yıldönümünü kutlayacağımız “laik, demokratik, sosyal hukuk” temelli Türkiye Cumhuriyeti’ne sık sıkıya sahip çıkmak...

En azından bize bu gerçeği hatırlatması açısından, ülkeyi yönetenlerin giderek laiklikten uzaklaşan tavırları ve halkın içinden çıkan bu tür çatlak seslere çok teşekkür etmemiz gerekiyor. Yıllarca “angarya” gibi kutlanan, içi boş söylevlerle bezenen 29 Ekim günleri, artık gerçek anlamında kutlanır diye umut ediyorum.

 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Amatör futbol çaresiz

NOT DEFTERİ: Tarih yalan söylemez!

Fotoğraf güzel, sıra Bursa yarışında

Eski Türkiye ve Demirel...

İşçi virüsü Kod 29!

Ders niteliğinde yenilgi!

Hastane önünde futbol sahası!

 NOT DEFTERİ: Bursa ve şaka gibi iki seçim öyküsü…  

Çukur Kahve çalkalanıyor!

Geçmişten bir hukuk öyküsü!

Acaba?..

Büyük ikramiye kime vurdu?

Önce oto, sonra uzay gerisi kolay!

NOT DEFTERİ: Bursa’nın Mahfeli…

Bu sahaya üç puan az!

Askerî (!) ücret ve yeni yıl beklentileri

Çabuk ol!..

Kötü oynarken kazanmak…

Olay TV olayı... Kovboy filmi koyuverin!

NOT DEFTERİ: Bugün 27 Aralık…

Koltuk sevdası…

Haydi çocuklar aşıya ama…

Yerel siyasetin önemi kaldı mı?

Piyangooo…

Üç değerinde bir puan

NOT DEFTERİ: İki kent ve bir adam

Bütçe ile aranız nasıl?

Mağdurlar mağrur olunca!..

Rüya gibi biri futbol gecesi

Arada hukuk var, dikkat edelim!

Parasızlık da bir salgın!

Ne olacak Bursaspor’un hali!

NOT DEFTERİ: Üç lider, üç kader ve üç Bursa…

217 ve 216 size ne ifade eder?

Sporun siyaseti!  

Can suyu değerinde üç puan

Salgın, duygu ve kaygı…

Sessizliğin sesi!

NOT DEFTERİ: Türkiye’de ilk  aşı üretimi ve Hıfzısıhha

Yenilgi çabuk geldi ama ağır oldu

Kapadokya’da pişer de Uludağ’a düşer mi?

Kapanıyoo…

Kapanma…

Futbolda umutsuzluğa yer yok…

Özallı özel yıllar ve 29 Kasım freni

Dert 'katar… katar…'

Muhalefet; seçim, iktidar; geçin…

Form  ve reform!

24 Kasım ve Başöğretmen

Keşke penaltı ile olmasaydı…

NOT DEFTERİ: ABD ve Türkiye’deki Barış Gönüllüleri!

Maksat dostlar alışverişte görsün!

Para; varlığı dert yokluğu yara!

Kanal, eleştiri, kamu kaynağı ve Bursa!..

Acıpayam ve acı bir salgın itirafı

Acı reçeteli reform ve Berat Bey’in gücü!

NOT DEFTERİ: Atatürk, katafalk ve Bruno Taut

Hayrettin Çakmak’la…

Çukur Kahve deprem diyor!..

Naci abi ve Yeni Türkiye!..

Bugün 10 Kasım…

Bu çocuklar heyecan veriyor

NOT DEFTERİ: 1855 Bursa depreminde neler yaşandı?

Suçuna ağlayarak sevinen bir millet!..

Tek suçlu var o da ahlâk…

Deprem bugün İzmir’de yarın...

Ali ve saz arkadaşları…

NOT DEFTERİ: Cumhuriyet’in ipuçları Bursa’da mı verilmişti?