GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
11°
Hafif Yağmur
DOLAR 0
EURO 0
ALTIN 0
BİST

Eğitimde para hesabı olur mu?

08 Ekim 2020 Perşembe, 18:26

Bu amansız salgın nelere kadirmiş! Hemen her gün fark ettiğimiz bir gelişmeyle daha bir anlıyoruz. Öncelikle, çocukların eğitim yaşamını vurdu Covid 19… Üstelik, sınıf farkını yansıttı utanmadan! EBA sistemi ile bu durum kafalara çivi gibi çakıldı. 1 milyon 300 bin çocuk, televizyon ya da internetten yoksunmuş. Devlet sonunda, böyle  zor zamanda harekete geçti, kesenin ağzını açtı! İlk etapta 300 bin tablet dağıtma kararı aldı. Bunun yanı sıra “taşımalı sistem” kurbanı olan köy okullarının bir bölümünü tekrar açma kararı aldı. Bu karar beni bir anda geçmişe götürdü. Anlatayım…

Ama Milli Eğitim Bakanı’nın tarihe geçecek “öğretmen maaşları en büyük sorunumuz” cümlesinin etkisinden bir türlü kurtulamıyorum!

Önce, köylerdeki eğitimden başlamak istiyorum. Bundan tam 80 yıl önce Anadolu'da okul ve öğretmen eksikliği konusu gündeme gelir. Dönemin Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü önderliğinde Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'un çabaları sayesinde köylerde yaşayan ve ilkokul mezunu vasfı taşıyan çocukların eğitim görüp tekrar yaşadıkları köylere dönerek öğretmenlik yapması amaçlanır. Cumhuriyet'in kurulduğu ilk yıllarda okuma yazma oranı yüzde 5'i bile geçmez ve nüfusun yüzde 80'i köylerde yaşamaktadır. Bu sebeple 1940 yılı itibariyle tarıma elverişli köylerde Köy Enstitüleri açılır. Bu okullar, özellikle tren yollarına yakın ve tarıma elverişli 21 bölgede kurulur. Köy Enstitüleri'nde eğitim görenler hem örgün eğitim alır hem de modern tarım teknikleri konusunda bilgiler edinir. Böylece tarımda verimliliğin arttırılması da planlanmıştır. Toplumun büyük bölümü için yararlı olan her güzel gelişme gibi, kısa sürede bu girişim de baltalanır ve okullar kapatılır. Doğal olarak, o döneme has bir modeldir. Ama toplumun ihtiyacını karşılamak, köydeki yurttaşların bilinçlenmesine de katkı verecek bir sistem kurulmuştur aslında…

Bu kısa süreli rüya gibi bir sistemin ardından ve yıllar sonra “yedek subay-öğretmenlik” gibi bir uygulamayı hatırlıyorum. 1111 Sayılı Askerlik Kanunu’nda böyle bir uygulamanın var olduğunu gördüm. Sanırım 60'lı yıllarda bu kanuna dayanarak uygulanıyordu. Bu örneği bizzat yaşamıştım. 1963-64 ders yılında Emek İlkokulu’nda okurken, sürekli öğretmenimiz değişiyordu. Onlardan biri de o dönemde 42 yaşında olan ünlü Gazeteci-Yazar Oktay Akbal’dı. Bize derse geldiğinde, yaptığı işi, ünlü olup olmadığı bilmiyorduk tabii…Yıllar sonra öğrendik. Bir de hatırladığım, matematik dersine girmediği ve bir başka öğretmenimizin bu boşluğu doldurduğuydu.

... Ve taşımalı sistem… 1989-90 ders yılında ilk kez birkaç köyde uygulanmış. Mevcudu az olan köy çocukları, bir başka köye taşınmış. Öğle yemekleri de veriliyormuş doğal olarak…Bu uygulama AKP döneminde 2010-2011 ders yılında lise seviyesinde de başlamış. Bu durumda öğrenim gören öğrenci sayısı 700 binlere kadar ulaşmış. Ulaşım ve öğle yemeği masrafları hesabıyla bir öğrencinin maliyeti günlük 10 TL seviyelerine kadar yükselmiş. Yani, okul giderleri ve öğretmen maaşlarından kaçarken, bu tür bir gider ortaya çıkmış. Bunu öğrenince ister istemez bir şüphe uyanıyor insanda… Bu sistemle öğrenim görmeyi sakıncalı gören ailelerin çocuklarını, ne olduğu bilinmez örgütlenmelerin yurtlarında eğitime mi zorlamak mıydı asıl amaç acaba?

Hayat merak ve şüphe üzerine kurulu bizler için…

Günümüze dönersek başka bir gerçekle yüzleşiriz. Çünkü kırsal kesimde ülkenin sadece yüzde 9 gibi küçük bir kısmı yaşamakta… Bu nedenle okul ve öğrenci sayısı, toplama oranla düşük kalmakta. Öğrencisi az olan okulların kapatılmasının yanlışı sanırım şimdi ortaya çıkmakta. Tamam boşa masraf olmasın. Eğitim sadece, matematik hesapla ölçülecek bir hak mıdır? Öğretmen gittiği köyde, muhtar ve imam ile üç kamu görevlisinde biri değil midir? Oradaki halkın bir anlamda önderi olamaz mı? Örneğin benzer bir uygulama yapılarak, her köye cemaate bakarak imam atandığını sanmıyorum.

Hatta bir Karadeniz gezisi sırasında, bir köyden geçiyorduk ve sürücümüz esprili biçimde “bugün cuma… Bizim köyün imamı bazen komşu köye giderek namazını kılıyor. Çünkü herkes işte, camiye gelen olmuyor.” gibi bir cümle sarf etmişti. Okul giderleri, öğretmen maaşlarının yükü gibi gerekçelerle, köy okullarının kapatılmasının ne denli yanlış olduğunu, başımızdaki bela salgın olmasa öğrenemeyecek miydik?

Milli Eğitim Bakanlığı belki de bir elin parmakları kadar az olan muhalif TV kanallarının köylerden manzaralar göstermesi ile hareket geçti. Çocukların tepelere tırmanarak, interneti aramalarından esinlendi herhalde!

İlgililere, yetkililere hatırlatmak isterim… Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin harcamaları gündeme geldiğinde kurulan bir cümle var ya hani “itibardan tasarruf olmaz” diye…

Ülkenin geleceği olan çocukların eğitiminden tasarruf  nasıl olur?

HOŞGELDİN BULKEP…

Sivil toplum hareketi adına bir süreden beri sesi çıkmayan Bursa’da bir gelişmeyle umutlandım. Meslektaşım ve dostum Can Ertan’ın makalesinde gördüm… Laik, demokratik Cumhuriyete gönülden bağlı, bir grup dernek ve sendika bir araya gelerek, içinde bulunduğumuz olumsuz koşulları da göze alarak eğitime dair  önemli bir adım atmışlar. Önce bu birlikteliği, kısa adı BULKEP olan Bursa Kamusal Eğitim Platformu adıyla şekillendirmiş ve ardından Çağdaş Gazeteciler Lokali'nde bir deklarasyon açıklamışlar. Eğitimde laikliğin, bilimin, kamuculuğun önemine değinerek, bu alanda ticarileşme ve piyasalaşmaya; nitelikli eğitimin ön şartının nitelikli öğretmen yetiştirmek oluşuna; "Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür " nesillerin değerine; eğitimde fırsat eşitliğinden uzaklaşıldığına vurgu yapmışlar.

Kutlarım…

 

 

 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

NOT DEFTERİ: Sergi ve fuar şehri olarak Bursa

Bursaspor 'demir' gibi…

Sakin Bursa’da 'TAK' diye bir ses!

Velhasıl Bursa pet şişedeki sudan ibarettir!

Bu ofisler bize ne söylüyor?

Geçim değil yaşam sıkıntısı…

Amatör futbol çaresiz

NOT DEFTERİ: Tarih yalan söylemez!

Fotoğraf güzel, sıra Bursa yarışında

Eski Türkiye ve Demirel...

İşçi virüsü Kod 29!

Ders niteliğinde yenilgi!

Hastane önünde futbol sahası!

 NOT DEFTERİ: Bursa ve şaka gibi iki seçim öyküsü…  

Çukur Kahve çalkalanıyor!

Geçmişten bir hukuk öyküsü!

Acaba?..

Büyük ikramiye kime vurdu?

Önce oto, sonra uzay gerisi kolay!

NOT DEFTERİ: Bursa’nın Mahfeli…

Bu sahaya üç puan az!

Askerî (!) ücret ve yeni yıl beklentileri

Çabuk ol!..

Kötü oynarken kazanmak…

Olay TV olayı... Kovboy filmi koyuverin!

NOT DEFTERİ: Bugün 27 Aralık…

Koltuk sevdası…

Haydi çocuklar aşıya ama…

Yerel siyasetin önemi kaldı mı?

Piyangooo…

Üç değerinde bir puan

NOT DEFTERİ: İki kent ve bir adam

Bütçe ile aranız nasıl?

Mağdurlar mağrur olunca!..

Rüya gibi biri futbol gecesi

Arada hukuk var, dikkat edelim!

Parasızlık da bir salgın!

Ne olacak Bursaspor’un hali!

NOT DEFTERİ: Üç lider, üç kader ve üç Bursa…

217 ve 216 size ne ifade eder?

Sporun siyaseti!  

Can suyu değerinde üç puan

Salgın, duygu ve kaygı…

Sessizliğin sesi!

NOT DEFTERİ: Türkiye’de ilk  aşı üretimi ve Hıfzısıhha

Yenilgi çabuk geldi ama ağır oldu

Kapadokya’da pişer de Uludağ’a düşer mi?

Kapanıyoo…

Kapanma…

Futbolda umutsuzluğa yer yok…

Özallı özel yıllar ve 29 Kasım freni

Dert 'katar… katar…'

Muhalefet; seçim, iktidar; geçin…

Form  ve reform!

24 Kasım ve Başöğretmen

Keşke penaltı ile olmasaydı…

NOT DEFTERİ: ABD ve Türkiye’deki Barış Gönüllüleri!

Maksat dostlar alışverişte görsün!

Para; varlığı dert yokluğu yara!

Kanal, eleştiri, kamu kaynağı ve Bursa!..

Acıpayam ve acı bir salgın itirafı

Acı reçeteli reform ve Berat Bey’in gücü!

NOT DEFTERİ: Atatürk, katafalk ve Bruno Taut

Hayrettin Çakmak’la…

Çukur Kahve deprem diyor!..

Naci abi ve Yeni Türkiye!..

Bugün 10 Kasım…

Bu çocuklar heyecan veriyor