GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
-9°
Sisli
DOLAR 0
EURO 0
ALTIN 0
BİST

Form  ve reform!

24 Kasım 2020 Salı, 17:42

Muhalif bir politikacının sarf ettiği bir cümle aklıma takıldı. “Formda olmayan bir iktidar reform yapamaz” diyordu.

Form konusuna eski bir antrenör olarak kendimi yakın hissettiğim için biraz daha dikkatli eğildim. Form yabancı bir kelime Türkçemize giren… Kelime anlamı şekil ya da biçim diye de tanımlanabilir. "Şu anda ülkeyi yönetenler ve yönetim biçimi sorunları çözemez” demek istiyor muhalif siyasetçi… O sadece mensup olduğu partinin iktidar olabilmesi için mevcut yönetimin zaaflarını ortaya koymaya çalışıyor. Bu doğal bir işleyiş… Benim asıl vurgulamak istediğim o politikacının hitap ettiği kesim. Bu güne değin, örfüne, inancına ve kulağına güzel hitap eden sözleri ve kendine uyan projeleri nedeniyle bu kitle bir partiye 18 yıldan beri sadece oy değil “gönül de verdi” diyelim. Buna karşın o kesimin, gönül verdiği partinin artık yorulduğunu, formunu yitirdiğini, güçlü oyuncularını kaybettiğini, deneyimsiz ve de uzak görüşlü olmayan ellerde günden güne eridiğini vurgulamak istiyordu muhalif politikacı...

İstiyor da hedef kitlesine ulaşabiliyor mu? Çok zor, hatta imkânsız! Anlatayım.

En yakınınızdaki dostlarınızla otururken, ağız alışkanlığı işte, aslında bugünlerde pek de oturmanızı tavsiye etmem, “bulaş riski” var çünkü… Diyelim ki konuşma şansı buldunuz,  salgın mücadelesi, işsizlik konusu, bozulan ekonomi, birbirini tutmayan caf caflı laflarla bezenmiş sözler kullanarak durumu idare etmeye çalışan bir yönetim tarzı var, “bu duruma ne diyorsun?” sorusunu yönelttiniz diyelim.

Buna rağmen bu soruya nasıl yanıt alırsınız?
………..

Önce bir sessizlik, ardından da “ben siyasetten anlamam” gibi kısa bir cümle ve devamında “siyaset yapma” türünden bir emir kipi ile karşılaşırsınız.    

Politikanın içine girin, bir partiye üye olun falan değildir aslında söylediğiniz. Haberleri birkaç kanaldan izleyin, farklı ağızlardan öğrenin ve yorumlayın demektir aslında söylediğiniz. Doğruyu öğrenmeden ne iyi bir yaşam sürebilirsiniz, ne de sizi yönetecekleri doğru seçebilirsiniz.

Gündelik yaşama bir bakın; örneğin fabrikada çalışıyorsunuz. Önce ustabaşının karakterini incelersİniz; neden hoşlanıyor, sizi yeterince anlıyor mu, hakkınızı koruyacak mı? Bunları bir çırpıda yapabilen sizler, aynı duyarlı davranışı mahallenizin muhtarını seçerken de gösterir, sonra da kış uykusuna yatar sandık önünüze geldiğinde “ben siyasetten anlamam” diye kendinizi gizlersiniz. Aslında kandırdığınız karşınızdaki değil, kendinizdir. Burada duruyor ve “laiklik” kavramının ne kadar önemli olduğuna bir kez daha şükrediyorum. Verdiğiniz oy sadece, sizin eğitim, çalışma, barınma ve hepsinden önemlisi geçinme ihtiyacınızı giderecek insan ve görüşü seçmek için gerekli olduğunu bilmek de ne büyük nimet. Bilmemek de o denli vahim. 

En az elli yıldan beri tanıdıklarım arasında bile bu olumsuz örnekler çokça… Geçmişte işçi haklarını savunmak için örgütlenmenin içinde yer alanlar bile şimdi yaptıkları tercih, sonradan oluşan bu günün modası inançları gereği kendilerine verdikleri sözü tutabilmek için kötüyü iyi görmeye çalışıyor. Örneğin örgütlü çalışma yaşamından verdiğim için buradan devam edeyim.

Bu gün bırakın sendikalı çalışma yaşamını, sosyal güvencesi olmayan, kayıt dışına itilmiş, savrulup duran bireylerden oluşan bir toplum içinde yaşıyoruz.

Aynı savrulma, hemen her gün kararını ve de konuştuğunu değiştiren ülke yöneticilerinde de görülüyor.

Bunun tek nedeni, eski alışkanlık, “tükürdüğünü yalamamak” illeti de değil, toplumun haber alma hakkını belirleyen, yön veren tekelci anlayışın da buradaki payı da büyük! Bunu test etmek için 23 Kasım günü saat 10.00’daki  haber bültenlerini birer dakika ara ile izledim en az altı kanalın…

İktidara yakın kanallarda, buna TRT Haber dahil,  ilk haberler bir CHP vekilinin dış politika için söylediği ve tam da eleştiri için elverişli ortam yaratan sözleriydi. Bir başka iktidar kanalında da Cumhurbaşkanı’nın “Fitne ateşini yaktılar” sözünden yola çıkarak, günlük siyasi çekişmesinin yer aldığı haber vardı. Merkezde durduğunu iddia eden, ikisi büyük, biri yeni haber kanalında da “Çin aşısı” denemesi canlı yayında veriliyordu.

Nerede salgının dehşeti, nerede sağlık çalışanlarının heba olan özlük hakları, nerede işsizliğin çaresizliği, nerede uzaktan eğitimin sınıf ayrımı?

Şimdi bu seçmen ne yapsın? Neyi seçsin, çocuğunu okutmanın zorluğuna iktidarın ancak seyirci kaldığını, gelecek için hiç umudunun kalmadığını, salgında gerçek ölüm sayılarını öğrenemeyip kendini avuttuğunu nasıl ve nereden öğrenecek? Mart ayından bu yana ödenemeyen faturalar nedeniyle elektrik ve doğalgazı kesilen ailelerin sayısının yüz binleri bulduğunu, onların bu kışı nasıl geçireceklerine dair fikri olmadan kendi önlemini nasıl alacağını kimden öğrenecek?

Biri Erzurum, diğeri de Gaziantep’in bir köyünde ortaya çıkan trajikomik bir olayı nereden görsün? Bu öğrenmeye arzu dolu ve mecbur öğrencilerin yüksek tepelere koşarak internet erişimi için taban teptiğini görmeden, kendi çocuğunun halini ve bu konuda önlem alınıp alınmadığını nasıl bilecek?

Vizontele bizi güldürürken düşündüren, ama sonuçta sadece bir film iken, bu köy görüntüleri ile şimdi nasıl gerçeğe dönüştüğünü, gülerek mi, ağlayarak mı izleyecek ya da en azından görebilecek mi?

Gerçekten ilginç bir gerçekleri karartmanın yaşatıldığını bu küçük test ile ben de öğrendim. Şimdi sıra benim yapacağım test uygulamasında!

Yarın bu makalenin ne kadar ilgi görüp, görmediğini, yetkili arkadaşlardan öğrenmeye çalışacağım.  

İşte o zaman ne demek istediğimi size daha iyi anlatmış olurum!
 
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Bu ofisler bize ne söylüyor?

Geçim değil yaşam sıkıntısı…

Amatör futbol çaresiz

NOT DEFTERİ: Tarih yalan söylemez!

Fotoğraf güzel, sıra Bursa yarışında

Eski Türkiye ve Demirel...

İşçi virüsü Kod 29!

Ders niteliğinde yenilgi!

Hastane önünde futbol sahası!

 NOT DEFTERİ: Bursa ve şaka gibi iki seçim öyküsü…  

Çukur Kahve çalkalanıyor!

Geçmişten bir hukuk öyküsü!

Acaba?..

Büyük ikramiye kime vurdu?

Önce oto, sonra uzay gerisi kolay!

NOT DEFTERİ: Bursa’nın Mahfeli…

Bu sahaya üç puan az!

Askerî (!) ücret ve yeni yıl beklentileri

Çabuk ol!..

Kötü oynarken kazanmak…

Olay TV olayı... Kovboy filmi koyuverin!

NOT DEFTERİ: Bugün 27 Aralık…

Koltuk sevdası…

Haydi çocuklar aşıya ama…

Yerel siyasetin önemi kaldı mı?

Piyangooo…

Üç değerinde bir puan

NOT DEFTERİ: İki kent ve bir adam

Bütçe ile aranız nasıl?

Mağdurlar mağrur olunca!..

Rüya gibi biri futbol gecesi

Arada hukuk var, dikkat edelim!

Parasızlık da bir salgın!

Ne olacak Bursaspor’un hali!

NOT DEFTERİ: Üç lider, üç kader ve üç Bursa…

217 ve 216 size ne ifade eder?

Sporun siyaseti!  

Can suyu değerinde üç puan

Salgın, duygu ve kaygı…

Sessizliğin sesi!

NOT DEFTERİ: Türkiye’de ilk  aşı üretimi ve Hıfzısıhha

Yenilgi çabuk geldi ama ağır oldu

Kapadokya’da pişer de Uludağ’a düşer mi?

Kapanıyoo…

Kapanma…

Futbolda umutsuzluğa yer yok…

Özallı özel yıllar ve 29 Kasım freni

Dert 'katar… katar…'

Muhalefet; seçim, iktidar; geçin…

24 Kasım ve Başöğretmen

Keşke penaltı ile olmasaydı…

NOT DEFTERİ: ABD ve Türkiye’deki Barış Gönüllüleri!

Maksat dostlar alışverişte görsün!

Para; varlığı dert yokluğu yara!

Kanal, eleştiri, kamu kaynağı ve Bursa!..

Acıpayam ve acı bir salgın itirafı

Acı reçeteli reform ve Berat Bey’in gücü!

NOT DEFTERİ: Atatürk, katafalk ve Bruno Taut

Hayrettin Çakmak’la…

Çukur Kahve deprem diyor!..

Naci abi ve Yeni Türkiye!..

Bugün 10 Kasım…

Bu çocuklar heyecan veriyor

NOT DEFTERİ: 1855 Bursa depreminde neler yaşandı?

Suçuna ağlayarak sevinen bir millet!..

Tek suçlu var o da ahlâk…

Deprem bugün İzmir’de yarın...

Ali ve saz arkadaşları…