GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
Hafif Kar Yağışlı
DOLAR 7.39
EURO 8.94
ALTIN 437.75
BİST 1.467

Gezi'de gezinti bitti mi?

20 Şubat 2020 Perşembe, 22:58

Tarih 1 Haziran 2013... Bir yakınımızın düğünü ve röportaj çalışması için İstanbul'dayız. Sarıyer sırtlarında çok güzel bir manzara eşliğinde eşim röportajını tamamlamak üzere...

Telefonum çaldı ve Bursa'dan bir dost, "Gezi'de bariyerler kalkmış, polis çekiliyormuş, haberin var mı?" diye sordu. İstanbul'da olduğumuzu söyleyince "gidip baksanıza" türünden bir emir cümlesi kurdu. Hakikaten böyle bir fırsat kaçmazdı. Sahil yolunda uzunca bir yolculuk sonrası Çırağan Sarayı yakınındaki bir otelin otoparkına aracımızı bıraktık, yürümeye başladık. Çünkü cadde araç trafiğine doğal biçimde kapanmıştı. Bir topluluk İnönü Stadyumu yönünden gelirken, bir o kadar meraklı kesim de o yöne doğru adeta akıyordu. Ne olduğunu anlamak zordu. Ahali, merak içinde miydi, sükûnet sağlandığı için mutlu muydu, ya da Taksim Gezi Parkı'nda olanların ne olduğunu anlamak, merakını gidermek için mi yola çıkmıştı bilemiyorum. Sadece yüzlerdeki ifade mutluluk saçıyordu gibi geldi bana... Herkes bağırıp çağırmadan sadece yürüyordu meraklı gözlerle... Sonunda stadyumun yanına ulaştık. Daha ileriye gitmenin imkânı yoktu. Zaman akıp gitti ve akşam saatleri yaklaştı. Geri dönme kararı aldık ve yürümeye başladık geldiğimiz istikamete doğru... Gelirken görmüştük, Dolmabahçe Başbakanlık Çalışma Ofisi'nin önünde emniyet güçleri nöbetteydi... Yorgun ama rahatlamış bir halde aracımıza doğru giderken, aniden yanımızda 4-5 dev yapılı genç peydahlandı. Ellerindeki molotofları atar konuma getirdiler ve koşmaya başladılar. Biraz ötede nöbetteki güvenlik güçleri vardı sarayın önünde... Sanırım onlara doğru saldırıya geçeceklerdi. Hemen yolumuzu değiştirerek yukarı semtlere doğru çıktık. Yüksekten gördüğümüz sahne çok ilginç ve ürkütücüydü. Gençlerin hareketine biber gazı ile yanıt verilmiş, bitti derken olay tazelenmişti. Duman giderek yükseliyor, bize doğru geliyordu. Pet su ile mendillerimizi ıslatıp yüzümüze tuttuk. Gençler gaza karşı tedbirliydi ve ellerinde süt şişeleri vardı. Sessizce aşağıda olanları izliyorlardı. Eski evlerin camlarından sarkanlar da Hükümet aleyhine sövüp sayıyorlardı! Yaklaşık 4-5 saatlik bir çabadan sonra aracımıza ulaştık ve Anadolu yakasındaki düğün mahalline doğru yola çıktık. Gidebilmek ne mümkün! Anadolu yakası daha bir farklıydı. Yeşilçam filmlerinin vazgeçilmez figürü, çizgili pijamalı, beyaz atletli yaşlı erkekler, caddelerin kenarında ellerindeki kap-kacak ile protesto gösterisi yapıyordu. Onlar eylemci falan değildi, gençliklerinde bundan kaçınmışlardı muhtemelen... Kadınlar da camdan sarkarak, bu işleri başlarına açanlara küfrediyor, ellerindeki tencereleri çalıyordu. Bazı aşırı tepkililer, trafikte sıkışıp kalan araçları sallayıp duruyordu.

Neydi bu yaşananlar diye düşünüyorduk aracın içinde sessizce otururken...

Hükümet yanlıları "isyan" diyebilirdi. Bize pek de öyle gelmiyordu. Bu insanları, talimatla, provoke ederek, bu saatte, bu kıyafetle dışarı çıkarıp, protestoya katmak pek de mümkün değildi.

Ne olmuştu öyleyse?

Sanki bir yere tıkılmışlar da, dışarı çıkma imkânı bulup haykırıyorlardı. Bana göre bunun adı biriken öfkenin dışa vurumuydu. Ama bunu körükleyen, kendi amaçları doğrultusunda kullanan olamaz mıydı? Pekala olabilirdi...Ama bu sanki başkaydı, gençleri harekete geçirmeye benzemiyordu. Birkaç yıldan beri yaşanan değişimler, dayatmalar, kamplaştırmalar, bıçağı kemiğe dayandırmıştı sanki... Toplumun bir bölümü içini boşaltıyordu. Aslında yönetenler bundan ders çıkararak, durumu kendi lehine çevirebilirdi. Ama olmadı... Kendiliğinden boşalan bu "elektriğe" almış olduğu kültürü gereğince "isyan" damgasını vurmak, işin kolayı ve kaçışıydı. Aslında onların işi çok zor değildi, çünkü toplum öfkesinden arınmıştı.

Ya bu gün... Yine aynı yerde durmayı dirayet ve güçlülük olarak tanımlayan, o müthiş ve şişkin egolu irade, yine gücünü gösteriyor...

Toplumun bu gün de öfkesini büyüttüğünü göremiyor.

...Ve fırsat bir kez daha kaçıyor.

Nereden baktığınıza bağlı; benim gezim buydu, ya sizinki?

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Belediyeler yarışıyor ama…

Geçmiş zaman ve şu an…

NOT DEFTERİ: Sergi ve fuar şehri olarak Bursa

Bursaspor 'demir' gibi…

Sakin Bursa’da 'TAK' diye bir ses!

Velhasıl Bursa pet şişedeki sudan ibarettir!

Bu ofisler bize ne söylüyor?

Geçim değil yaşam sıkıntısı…

Amatör futbol çaresiz

NOT DEFTERİ: Tarih yalan söylemez!

Fotoğraf güzel, sıra Bursa yarışında

Eski Türkiye ve Demirel...

İşçi virüsü Kod 29!

Ders niteliğinde yenilgi!

Hastane önünde futbol sahası!

 NOT DEFTERİ: Bursa ve şaka gibi iki seçim öyküsü…  

Çukur Kahve çalkalanıyor!

Geçmişten bir hukuk öyküsü!

Acaba?..

Büyük ikramiye kime vurdu?

Önce oto, sonra uzay gerisi kolay!

NOT DEFTERİ: Bursa’nın Mahfeli…

Bu sahaya üç puan az!

Askerî (!) ücret ve yeni yıl beklentileri

Çabuk ol!..

Kötü oynarken kazanmak…

Olay TV olayı... Kovboy filmi koyuverin!

NOT DEFTERİ: Bugün 27 Aralık…

Koltuk sevdası…

Haydi çocuklar aşıya ama…

Yerel siyasetin önemi kaldı mı?

Piyangooo…

Üç değerinde bir puan

NOT DEFTERİ: İki kent ve bir adam

Bütçe ile aranız nasıl?

Mağdurlar mağrur olunca!..

Rüya gibi biri futbol gecesi

Arada hukuk var, dikkat edelim!

Parasızlık da bir salgın!

Ne olacak Bursaspor’un hali!

NOT DEFTERİ: Üç lider, üç kader ve üç Bursa…

217 ve 216 size ne ifade eder?

Sporun siyaseti!  

Can suyu değerinde üç puan

Salgın, duygu ve kaygı…

Sessizliğin sesi!

NOT DEFTERİ: Türkiye’de ilk  aşı üretimi ve Hıfzısıhha

Yenilgi çabuk geldi ama ağır oldu

Kapadokya’da pişer de Uludağ’a düşer mi?

Kapanıyoo…

Kapanma…

Futbolda umutsuzluğa yer yok…

Özallı özel yıllar ve 29 Kasım freni

Dert 'katar… katar…'

Muhalefet; seçim, iktidar; geçin…

Form  ve reform!

24 Kasım ve Başöğretmen

Keşke penaltı ile olmasaydı…

NOT DEFTERİ: ABD ve Türkiye’deki Barış Gönüllüleri!

Maksat dostlar alışverişte görsün!

Para; varlığı dert yokluğu yara!

Kanal, eleştiri, kamu kaynağı ve Bursa!..

Acıpayam ve acı bir salgın itirafı

Acı reçeteli reform ve Berat Bey’in gücü!

NOT DEFTERİ: Atatürk, katafalk ve Bruno Taut

Hayrettin Çakmak’la…

Çukur Kahve deprem diyor!..

Naci abi ve Yeni Türkiye!..