GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
12.02°
Açık
DOLAR 8.82
EURO 10.36
ALTIN 496.84
BİST 1.392

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

27 Haziran 2021 Pazar , 16:57

Dün sabah markete giderken, gözüm ağaç altında gölge arayan öğrenci velilerine takıldı. Çocukları içerde, onlar da dışarıda sınav veriyor, belki de birlikte geleceği hayal ediyordu.

Bunlar doğal şeyler…
 
Ama onları görünce, “gezgin beynim” beni 49 ve 50 yıl önceki üç üniversite sınavına götürdü. 1972’de ve 1973’te de iki kez olmak üzere toplam 3 kez Ankara’da sınava girmiştim. Üstelik Bursa’da hazırlık için sadece bir dershane olduğunu duymuş ama görememiştim.
 
Özellikle genç kuşağın merak edeceği ilk soruyu tahmin ediyorum, “neden Ankara ?” diyeceksiniz. Çünkü, üniversiteye giriş sınavı ülkemizde sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılıyordu. Yakınlarım yaşadığı için Ankara’yı tercih ettim. Şimdi aynı şehirde ve belki de birkaç mahalle ilerideki bir okulda yapılıyor bu sınav...
 
Liderler her konuda önderimizdir, bu nedenle aynı söylem biçimi ile  “Hamdolsun sınav ayağımıza kadar geldi” de diyorum! Daha ne istenir ki?
 
Eskisi gibi olsa, öğrenci velileri bu üç şehre mi akın edecekti?
 
Merakla sorulacak ikinci soruya gelince… Üniversite veya dengi bir yüksekokula giriş oranı katılan sayısına göre nasıldı?
 
Aklımda doğru kaldıysa, 1973 yılındaki sınavın sonunda net rakamlar şöyleydi. Katılan 175 bin kişi,  üniversitelere yerleşenler de 25 bin kadar olmuştu. Yani 7 öğrenciden biri girmişti. Bu rakamlara, özel sınav ile öğrenci alan eğitim enstitüleri ve akademileri de eklerseniz sayı biraz daha yükselir.
 
Araştırma yaparken, 1974 yılına ait bir veri çok ilgimi çekti. Sınava Bursa’dan katılan adayların kazanma şansları yüzde 20.5 olarak hesaplanmış. Bu sayı İstanbul için 25.7 şeklinde… Bursa’da yaşayan her bin kişiden 4’ü bu sınava girmiş. Bir ilginç veri daha… Bursa’da yaşayan 100 bin kişiden 82’si yükseköğrenim kurumlarına girebilmiş.
 
Rakamlar böyle ve de pek tatmin edici değil ama o dönemin çok önemli bir özelliği vardı. Meslek liseleri gerçekten de iyi yetişmiş “ara eleman” mezun ederdi. Mezunlar da zaman kaybetmeden sanayi kuruluşlarına veya devlet memurluğuna başvurur, genelde girerlerdi.
 
İnkâr etmeyelim, o dönemde de Eski Türkiye’de yaşadığımız için(!) çoğu kez “arpalık” diye tanımlanan, KİT adındaki devlet fabrikaları ve benzer kuruluşların varlığından dolayı, üniversite mezunu işsize de fazla rastlanmazdı. Çünkü Türkiye’nin uyguladığı “karma ekonomik” düzendi. Üretimde, devlet de vardı, özel sektör de...
 
Tahmin edemeyeceğiniz için ben soracak ve yanıtlayacağım üçüncü soruyu!
 
O da şöyle; demelisiniz ki 1973 yılında sınav neden tekrarlandı?
 
ÖSYM henüz ÜSYM iken bir hırsızlık skandalı patlamıştı. Özel bir dershaneye sızdırılan sorular dershane hocalarına dağıtılmış, öğretmenlerden de, öğrenciyi bu soruların cevapları üzerinde çalıştırması istenmişti.
Yaza girerken yapılan birinci sınav, bu iddialar doğrultusunda ve haksızlıkları önlemek adına iptal edildi. İkinci sınav da sonbaharda yapılabildi.

Yakın geçmişte FETÖ marifetiyle yapılan ve de soruların önceden belirli adaylara çok gizli olarak dağıtılması gibi büyük çapta operasyon değildi!
O yıllarda, çılgın bir cemaat bağlılığı olanlar iyi sorgulandığı için kamu kurumlarına da kabul edilmezdi zaten… Sorular bir matbaada, gece gündüz dışarıya çıkmadan çalışan emekçiler marifetiyle basılırdı.
 
Buraya kadar neden laf kalabalığı yaptım dersiniz? Sadece günümüzdeki çarpıklıklara değinebilmek için… Liyakatsiz üniversite yöneticilerinin yönettiği, profesörsüz üniversitelerden mezun olan ve de kamu maliyesini etkilemesin diye memur bile olamayan gençlere, yenileri katılmasın diye… Hatay’da ortaya çıkan ve de günümüzde nadir görülebilecek bir protesto yine olmasın diye…
 
Kadınlı erkekli küçük bir grup, mezun olmuş ama atanamamış öğretmen adayı, Cumhurbaşkanı’nı nasıl olduysa yürürken görebilmiş. “Ne olur bizim de atamamızı yaptırın” diye bağırıyordu bir genç kadın... Sayın Cumhurbaşkanı da “kadro açığı yok, sayımız yeterli” dediyse de gençler susmadı…
 
Haklıydılar; çünkü ihtiyaca göre öğretmen yetiştirilemez miydi? İlginç bir olaydı. Hem de Cumhurbaşkanı’nın, belediye başkanı ve vekillere “halka gidin” dediği bu dönemde çarpıcı bir sahneydi. Bir de öz eleştiri…
 
Tamam, anlıyorum; şu anda 2 milyon 6 yüz bin civarında aday sınava giriyor. Her yıl yüz binlerce mezun veriyor bu yüksek lise ayarındaki üniversiteler.
 
Buna karşın kamu, eleman almayı iyice kıstı. KİT işletmelerinin çoğu özelleştirildi, çalışanlar ve yeni işe gireceklerin geleceği patronların insafına terk edildi. Bu da doğru. Her şeye rağmen öğrencilerin aileleri, neredeyse tüm fertleri ile sınav kapılarında sıcaktan ter döküyor.
 
Bu arada ekrana yansıyan, acıklı, hazin ve de akla gelmeyen sınav kazaları da oluyor. Bir dakika geç kalarak demir parmaklık üzerinden atlayanlar… Kimliğini unutup sınav hakkını kaybedenler…
 
Ve 21. Yüzyıl’da “Yeni Türkiye!” patentli bir aday sahnesi… Engelli bir aday, bin bir güçlükle sınav kapısına kadar geliyor, ama dakikalar sayılı… Neredeyse metre farkıyla hakkını yitirecek. Bir grup öğrenci velisi, engelli adayı karga-tulumba kavrayarak salona son anda yetiştiriyor. İşte bu fotoğraf, dönemimize hiç yakışmıyor.
 
Sınav artık oturduğunuz şehirde, belki de semte yakın bir okulda… Ama, engelli bir vatandaşı sınav salonunu götürecek gücü mü yok ülkenin? Avrupa ile Asya’yı birleştiren köprüleri yapan, atmosfere uydusunu gönderen, ne olduğunu henüz anlayamadığımız Uzay Üssü’nü kurduk diye övünen yöneticilere sahip ülke yönetimi, bu engelli genci ışık hızı ile sınava yetiştirirdi.
 
Yine de Hamdolsun, sınav da, eğitim fırsatı da ayağımıza kadar geliyor.
Maharet buna ulaşabilende!
 
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Fakir ama gururluyduk

NOT DEFTERİ: Raylar üzerinde Mudanya seyahati

Muhalefetin dayanılmaz konforu

Bursalı öğrencinin salgın ile imtihanı!

Apartman mı saray mı?

Yurt!

Bu kadim şehre şöyle bir bakmak

NOT DEFTERİ: Osmanlı İmparatorluğu ve BTSO

Günaydııınnn…

Son çare inanç iklimi

Buzlar Çözülmeden!

Çukur Kahve betonu konuşuyor

12 Eylül’den arta kalanlar

Not Defteri: 41 Yıl sonra 12 Eylül ve Bursa

Bursa için 11 Eylül ve önemi

Laik ve layık

Oldu MU şimdi?

Bursa Old City ve ulaşım kaosu

Sınıfları doldurduk da…

Not Defteri: Atatürk kadının yerini ilk kez Bursa’da gösterdi

Barajlar ve bagajlar

Şahsa ait ilk kasaba yolda!

Bursa Şehir Hastanesi ve skandal bir ölüm!

İşsiz, güçsüz ve umutsuz…

Çok şükür…

Not Defteri: Bursalı Edison Adnan Ener

Sıcaksu el yakıyor!

Bakanlık önerisi ile gönüllü OSB desteği!

Büyük Zafer ve Ulu Önder’in savaş yetkisi

Vekil asılı hırpalarsa…

Her gün bir uçağımız düşüyor!

Not Defteri: Tarihten günümüze İmralı

Çavuşoğlu’ndan inciler ve politika…

Hangisi kimin işi?

Taliban ve laiklik

Bursa’nın sel karnesi iyi değil

Yine 17 Ağustos ve yine gözyaşı

NOT DEFTERİ: 6-7 Eylül olayları ve Altındağ vakası

Bursa’da bir dost meclisi!

Emek de yaşam da bedava

Ateş düştü ama kül yine yakıyor!

Soma ya da Somali…

Memleket Partisi, İnce ve Bursa

NOT DEFTERİ: Bursalı Çılgın Türkkuşları

“Üğretmenim… böğün canlı ders vaa mı?”

Türk Tayyare Cemiyeti ve Bursa

Yangın mutfağa ve hastaneye sıçradı!

Kibir kıvılcımları!..

Yangınların nedeni iklim değişikliği mi?

NOT Defteri: Nefes nefese on bir gün…

Doğu!

Yangın..!

Genç kuşağı kaybetmenin eşiğindeyiz!

Kendi kalesine gol atanlar!

Cansuyu…

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!