GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
18.02°
Açık
DOLAR 8.56
EURO 10.13
ALTIN 495.58
BİST 1.36

Kaçar…kaçar ve de kaçarız!

4 Haziran 2021 Cuma , 09:11

 Yıllar önce ülkemizde TV yayınlarının yeni başladığı dönemde “Kaçak” isimli bir dizi vardı. Suçsuz olduğunu kanıtlayamayan bir doktor, katil olmakla itham edildiği için peşindeki dedektiften sürekli kaçardı. Her bölümde tam yakalanma aşamasına gelir, son anda kurtulmayı başarırdı. Böylece bir sonraki bölüm sabırsızlıkla beklenirdi. Daha da önemlisi, dönemin izleyicisi işi gücü, eşi dostu bırakır evine kapanır sadece o saatte siyah beyaz yayınlanan tek kanallı o televizyonu izlerdi.
Aradan yıllar geçti, suç örgütü liderliği iddiası ile aranan bir şahıs, yurt dışından yayınladığı videolarla, “Kaçak” dizisine benzer biçimde insanları bilgisayar başına, cep telefonu ekranına mahkûm ediyor!
Bu videolardaki açıklamalara göre kim kaçak, kim komiser, kim ölmüş birbirine girmiş durumda! Açıklamayı yapan örgüt başı mı, iddialara cevap veremeyen sorumlular mı, ya da tüm bu açıklamalara karşın, gerçekleri görmek istemeyenler mi, yani kaçakların kim olduğu da bir türlü anlaşılamıyor.
Dilimiz bu konuda çok zengin… Kanundan kaçmak, görevden kaçmak, gerçeklerden kaçmak, sorumluluktan kaçmak gibi deyimler de var çünkü…
Sonuç; önümüzdeki pazar yine bir “kaçak günü” izleyeceğiz hep birlikte…
Üstelik toplum olarak nasıl kandırıldığımızı görmekten büyük bir haz duyarak!
Çokbilmişler sıkça tekrar ediyor,  hani bir psikolojik sorun var, galiba “Stokholm Sendromu” deniyor. Kendine kötülük yapana aşkla bağlanmak gibi! Sanırım toplum olarak bu tür bir sendrom içindeyiz. İzlemeye bayılıyor, alışkanlıklarımızdan yine de vazgeçmiyor, tercihlerimizle oynamıyoruz.
Türkiye için bunlar söylenir, yaşanırken, bazı örnekler de insanın içini sızlatıyor! Örneğin, Finlandiya Başbakanı, aylık kahvaltı masrafını devletin kasasından ödettiği için, savcılar soruşturma açıyor…
Daha önce Norveç Başbakanı’nın başına böyle bir “kaza” gelmişti ve bedelini ödemişti. Kadıncağız 13 kişilik aile grubuna, Pandemi döneminde bir restoranda yemek vermiş. Polis de cezayı yapıştırmıştı. Başbakan da ağzını açıp “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diyememişti!
Bu arada söz kahvaltı meselesinden açılınca ABD örneği geldi önümüze…
ABD Başkanı’nın ikamet ettiği Beyaz Saray’da (Beyaz Ev diyen de var), yemek, içmek gibi özel masraflar da cepten karşılanırmış. Bu da onların demokrasi anlayışı işte… Adamlar, benim konuksever, iyiliksever ve de cömert, devlet erkânını el üstünde tutan, taparcasına seven ülkemi kıskanmayacak da, hangi ülkeyi kıskanacak?
Bir de Japonların geleneksel demokrasi anlayışı var.  Banliyö treninde görev yapan vatman, tuvalet için yerini bir görevliye bırakmış. Bu nedenle tren tam tamına 1(yazıyla bir) dakika istasyona geç gelmiş. Hakkında hemen soruşturma açılmış. İyi ki harakiri yapmamış vatman! Gel de şaşma…
 Milyarlık bir TV programı
Ekonomistlerin iddiasına göre, Sayın Cumhurbaşkanı’nın, TRT ekranındaki son programının bitişine kadar Türk Lirası dolar karşısında yıldırım hızıyla değer yitirmiş ve büyük rakamlarla bir maliyet ortaya çıkmış.
Gazetecilerden biri, büyük bir cesaretle (!) 128 milyar konusunu soracak olmuş. Erdoğan da, birçok felaket, alt yapı yatırımı ve hizmetleri sıralayarak paranın oralarda harcandığın falan ifade etmiş. Uzmanlar yasaya göre, aslında Merkez Bankası rezervlerinin bütçe giderleri gibi harcanamayacağı, bunun sadece para politikalarını düzenlemekte kullanıldığı, bu konulardaki özerklik gerçeğini sıkça ifade ederler. Buna rağmen Cumhurbaşkanımız ısrarla bunu söylemiş.
Bununla da yetinmemiş ağzından şöyle bir cümle dökülmüş:
“Merkez Bankası Başkanımla da görüştüm. Faiz ile ilgili...”
O sırada kim aport bekliyor, kim hazırlıklı bilinmiyor. İki saat içinde TL, dolar karşısında önemli bir değer kaybetmiş ve dolar bir ara 8.70 lirayı falan görmüş.  Bazı gazetelerin haberlerinde gördüm, uzmanlar nasıl hesapladıysa, toplam kayıp on milyar liralarla ifade edilecek kadarmış.
Nerden nereye geldik değil mi? Önce “kaçak” dedim, ardından pazar günü “video” izlenecek dedim. Sonra da münafık ülkelerden tipik örnekler vererek, o diyarlarda eşitlik, şeffaflık ve demokrasi nasıl uygulanıyor en azından duyurmak istedim. Ama galiba iyi de yapmadım! En iyisi ben de “kaçak” güreşip, kendi gerçeğimle, ülkemin sorunlarıyla baş başa kalayım. Size de tavsiye ederim…
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Cansuyu…

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

NOT DEFTERİ: Faşing değil festival

'Ölmek var dönmek yok' dediler ve öldüler!

Uzak ülkenin başkanı!

İçimizdeki tosuncuklar!

NOT Defteri: Haşim İşcan ve bir hastane öyküsü

Hukuk geri mi geliyor?

Dün 1 Temmuz’du ve normalleştik!

Borç ve İnegöl neden gündemde?

Havadan sudan konuşalım, ne dersiniz?

Şehir Hastanemiz emin ellerde!

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

NOT Defteri: Çekirge Bursa’nın misafir odasıydı

Babalar yılımızda bitmeyen sınavlar

Bursa’nın da Şükrü Çavuşu vardı ama…

Tercihan bir tercüman vakası!

Doğruluk ve iki başarı öyküsü

Bir sihirli kelime havaalanı!

Not Defteri: Nazım, Balaban ve bir Bursa öyküsü

İktidar Bursa’yı yeni mi fark etti?

Aşı tamam… Ya fakirin aşı?

16 Haziran kime ne söylüyor?

Marmara Denizi nasıl kirlendi?

Yeni bir pazartesi ve umut…

Not Defteri: 1936 yılından bir Merinos öyküsü

Bu kanal, kan-alacak gibi!

Çukur kahve açlığı tartışıyor!

Bursa’nın kronik şeker krizi!

Aman gazımız kaçmasın!

Bursaspor’da sıra yapılanmada

NOT Defteri: Oyal ile 6 altın yıl

Doğanın öfkesi son uyarı mı?

1 Haziran ve Bursaspor

Müsilaj sadece denizde mi?

Vergili ve yergili bir pazar!

NOT DEFTERİ: Bir Sönmez vardı geldi geçti…  

Açlık neyi bozar?

Final ve tam destek!

Öteki Türkiye dizisi finale doğru…

Bu işi dezenfektan paklar!

Ata’nın Stadyumu ve 19 Mayıs

NOT Defteri: Çankaya’dan Beştepe’ye!

Aşı müjdesi ve 'Koca' bir itiraf

Kıskanıyorum!

Marş ile atılan o ilk adım

Uçuyoruz ama neden?

Üç aday ve sadece Adanur formülü

NOT DEFTERİ: Yeşil Devrim’in yıl dönümü

Sevinç ve kederde birleşmek

Bayram şekeri…

İngiliz’in göreceği herkesi aşılayalım!

Bayram gelmiş neyime!

Bursaspor ve mucizeler!

NOT DEFTERİ: Kader günü oradaydım