GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
16.02°
Açık
DOLAR 8.56
EURO 10.12
ALTIN 496.35
BİST 1.36

Konu Bursaspor ise herkes haklıdır!

23 Ekim 2020 Cuma , 18:22

Türkiye, G-20 sıralamasından düştü düşecek… Bursa, dördüncü büyük ve önemli şehir unvanından, Antalya’nın gelişmişlik ile turizm potansiyeli nedeniyle oldu olacak… Süper Şampiyon bir takım ilk kez kentiyle birlikte küme düştü diyemiyorum, çünkü ikinci kez fiilen düştü ve yeni yerini korumak için canını verdi verecek!

Ne kadar birbirine bağlı ve kötü bir tablo değil mi?

Gelelim Bursaspor’un vefakâr, cefakâr ve cüretkâr taraftarına…

Olayları dışarıdan izleyip, seslerini çıkarmayan kesim “tuzu kuru” olanlar! Gerisi yoksulluk içinde, neşe ve mutluluktan yoksun büyük bir kitle. Çoğunun da ülke yönetimi hakkında söz söyleme, neden bu durumda olduklarını sorgulama geleneği, göreneği ve alışkanlığı yok. Bursaspor taraftarlığını, siyasetin dışında tutmak en önemli düsturları… Oysa, ev içinde geçim, bundan doğan gerilim ve mahallede kendine uygun arkadaş için seçim derdi var. Bu durumda ya kötü bir tip çizerek, ev halkı dahil herkese çemkirecek, geçimsizlik yapacak ya da TV haberlerine bakarak, suçlu ve güçlü olanlarla, haksız kazanç sahiplerine öfke kusacak. Fakat bir sonuç alamayacak.

Ama iş Bursaspor maçını izlemeye gelince sınırsız özgürlük bulacak. Önce hakeme, sonra rakip takım oyuncularına, en yüksek perdeden de kendi takımına eleştiri getirdikten sonra, içini bir güzel boşaltacak!

Oysa, burada kesin bir suçlu bulmak konusunu Anayasa Mahkemesi bile çözemez! Hiçbir yasa buna cevaz veremez. Neden mi, anlatayım…

Başkan ve yöneticiler, transfer konusunda kandırıldıklarını sanarak ya da söyleyerek suçu üzerine alamaz… Ya menajerlere ya da takımı kötü yönettiğini savunduğu teknik kadroya, en sonda da istenilen verimi alamadıkları futbolcuya öfke kusar ve bunu kamuoyu ile de paylaşamaz. Borç eleştirisi geldiğinde de “ne yapayım, benden önceki yönetimlerin günahı” der ve kendileri de, bir sonrakilere aynını yapar. Yeni bir gelir kalemi aramak, transferde kaynak kullanımını en iyi düzeyde yapabilmek için bilgilenme ihtiyacını da hissetmez. Bunları bilmeselerdi, o makama getirilirler miydi? Yani bu grup da kendince haklıdır. Teknik adamlara gelince… Başka takımlarda bazen rastlantı, bazen iyi oyuncuların bir araya gelmesiyle elde edilen başarılı sonuçları göstererek, ya mevcut takımın ya da yöneticilerin kendisini anlamadığından yakınır ve yeni ufuklara yelken açarak çeker gider. Asla ve asla, “taktik çalışmaları bir türlü anlatamıyorum, nedense uygulanamıyor” falan demezler. Kendilerini geliştirmek için ne para ne de zaman harcarlar. Sürekli görevlerine son verildiği için onlar da haklıdır kendince… Futbolcular mı? Önce kendini, sonra takımını, ardından da bir sonraki takımını düşünür. Gol kaçırdı mı “rakip beni engelledi”, gole neden olduğunda da “önüm kalabalıktı göremedim” türünden bahaneler öne sürer. Hiçbir zaman, “keşke saatlerce gol vuruşu çalışsaydım” ya da “ kademe ve derinlik konusunun üzerinde çok fazla duramadık, keşke ekstra antrenmanla bunu da geliştirebilseydik” diyemezler.

Dediklerinde transfer değerlerinin düşeceğine inanırlar.

Gazeteciler için ne söyleyebilirim; işte bu en zoru! İlk cümleleri ya “kötü transfer” ya da “ben söylemiştim bu teknik adamın bir başarısı yoktu” der ve kendilerine bilgi sızdıran yöneticinin ağzından bolca haber yaparlar. Bir kere de, acaba İngiliz kulüplerinin yönetim biçimi, Fransızlar’ın Afrika kaynağından devşirdiği oyuncular ya da maç sırasında sahaya bakarak taktik değişimlere, dünyada yaşanan gelişmelere ilgi duymaz, öğrenmek için genellikle çaba göstermezler. Üstelik, futbolun kendi jargonu, oyun kuralarının yorumu için de çok fazla kafa yormazlar.

Taraftar mı? Başta da söyledim, hepsinden haklıdır… Çünkü, büyük çoğunluğu gençliğinden 50'li 60'lı yaşlara kadar deplasman takip etmiş, kavgaya karışmış ya da bu nedenle işinden bile olmuştur. İş yerinde, evinde ve sokağındaki sıkıntıların giderileceği ve öfkenin boşaltılacağı en uygun ortam, oturmak için yapılmış ama ayakta durmak ve zıplamak için daha elverişli olan tribün koltuklarıdır. Maç biter, dertleri ve sözleri bitmez. Gelecek maça kadar yorum yapılır. İşte masrafsız, sizi zorda bırakmayan bir konu ve içinizi rahatlatan sohbetler. Daha ne olsun?

Size soruyorum, kim suçlu, kim haklı ve şimdi ne yapacağız? Biliyorum, hemen her kesimin kızgınlığı bu satırları okuduktan sonra benim üzerimde olacak. Varsın olsun, siz rahatlayın da…

İzninizle ben de taraftar gibi olayım ve “1965 yılından beri Bursaspor maçlarının tümü olmasa bile çoğunu izledim. Üstelik Divan Kurulu üyesiyim ve 3 sezon alt yapıda antrenörlük yaptım” diyerek, bu suçsuzlar kervanına katılıp, kin ve öfkemi kusabilir miyim Bursaspor’un şu anki durumuna? Yok, yapmayacağım…

Çare denecekse birkaç cümlem de olabilir. Şu anki yönetim, teknik ve futbolcu kadrosuna, en azından ilk yarı sonuna kadar şefkatle yaklaşmalı, aşırı eleştiri ve hakaret bir kenara bırakılmalı. Genç kelimesi yerine “kulübümüzün öz evlatları” diyecek ve onlar başta olmak üzere, mecburiyetten kadroda bulunan diğerleri dahil olmak üzere, tüm futbolculara da moral destek verilmeli… Ve en azından kulübün günlük giderleri konusunda, durumu elverişle olan zat-ı muhteremleri, bu küçük ama anlamlı göreve çağırmalı. Böylece, bakımsız sahada ağır biçimde sakatlanan Vefa’nın talihsizliğini yaşamasınlar yaklaşımıyla, bu gençleri korumuş, geleceklerini karartmamış oluruz. Çünkü onlar, futbola gönül verdikleri için, belki de eğitimlerini eksik bırakacak ve gelecekte daha konforlu bir yaşamı bulamayabilecekler.

 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Cansuyu…

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

NOT DEFTERİ: Faşing değil festival

'Ölmek var dönmek yok' dediler ve öldüler!

Uzak ülkenin başkanı!

İçimizdeki tosuncuklar!

NOT Defteri: Haşim İşcan ve bir hastane öyküsü

Hukuk geri mi geliyor?

Dün 1 Temmuz’du ve normalleştik!

Borç ve İnegöl neden gündemde?

Havadan sudan konuşalım, ne dersiniz?

Şehir Hastanemiz emin ellerde!

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

NOT Defteri: Çekirge Bursa’nın misafir odasıydı

Babalar yılımızda bitmeyen sınavlar

Bursa’nın da Şükrü Çavuşu vardı ama…

Tercihan bir tercüman vakası!

Doğruluk ve iki başarı öyküsü

Bir sihirli kelime havaalanı!

Not Defteri: Nazım, Balaban ve bir Bursa öyküsü

İktidar Bursa’yı yeni mi fark etti?

Aşı tamam… Ya fakirin aşı?

16 Haziran kime ne söylüyor?

Marmara Denizi nasıl kirlendi?

Yeni bir pazartesi ve umut…

Not Defteri: 1936 yılından bir Merinos öyküsü

Bu kanal, kan-alacak gibi!

Çukur kahve açlığı tartışıyor!

Bursa’nın kronik şeker krizi!

Aman gazımız kaçmasın!

Bursaspor’da sıra yapılanmada

NOT Defteri: Oyal ile 6 altın yıl

Doğanın öfkesi son uyarı mı?

Kaçar…kaçar ve de kaçarız!

1 Haziran ve Bursaspor

Müsilaj sadece denizde mi?

Vergili ve yergili bir pazar!

NOT DEFTERİ: Bir Sönmez vardı geldi geçti…  

Açlık neyi bozar?

Final ve tam destek!

Öteki Türkiye dizisi finale doğru…

Bu işi dezenfektan paklar!

Ata’nın Stadyumu ve 19 Mayıs

NOT Defteri: Çankaya’dan Beştepe’ye!

Aşı müjdesi ve 'Koca' bir itiraf

Kıskanıyorum!

Marş ile atılan o ilk adım

Uçuyoruz ama neden?

Üç aday ve sadece Adanur formülü

NOT DEFTERİ: Yeşil Devrim’in yıl dönümü

Sevinç ve kederde birleşmek

Bayram şekeri…

İngiliz’in göreceği herkesi aşılayalım!

Bayram gelmiş neyime!

Bursaspor ve mucizeler!