GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
28.02°
Açık
DOLAR 8.57
EURO 10.11
ALTIN 498.04
BİST 1.35

Maksat dostlar alışverişte görsün!

20 Kasım 2020 Cuma , 18:17

Salgın beklediğimiz şekilde patladı gitti! Günlük hasta sayıları resmi rakamlara göre binin katları seviyesinde veriliyor. Ölümler de yüzleri devirdi. Haritaları kızarttı ama yüzümüzü henüz kızartmadı! Toplumun önemli bir bölümü, ya bu artışa karşı kaygısız ya da her sonucu göze almış çaresiz insanlardan oluşuyor. Yarı aç, yarı tok yaşayan birine “seç bakalım; hastalıktan ölüm mü, çalışmak mı?” diye sorabilir misiniz? Ölüme alternatif ne olabilir ki…

Aslına bakarsanız, ortada “şuyuu, vukuundan beter” bir durum var. Eski bir tabir. Yeni kuşak için açayım; söylentisi, dedikodusu, olmasından daha kötü demek. Yani vefat ve hasta sayısı kimseyi inandırmıyor. Ama, gerçek böyleyse? Bundan beteri de işte bu, kimseyi inandıramaması. Tam kapanmayı uygulamaya başlayan bazı Avrupa ülkeleri, bize göre yüksek parasal değerlerle vatandaşına, mağduruna ulaşıyor ve Türkiye’nin rakamlarından çok fazlasını açıklamaktan çekinmiyor. Çünkü gerekeni yapıyor.

Şimdi de son olarak Cumhurbaşkanı’nın bizzat açıkladığı ve ilk anda tereddütlere yol açan önlemler paketine göz atalım. Hafta sonları, 10.00-20.00 saatleri dışında sokağa çıkma yasağı var. Bunun dışında, diğer günlerde de lokantalar sadece paket servisi yaparken, diğer tüm esnaf grupları kapıya kilit vuracak. Okullar evde devam edecek. İlk anda kreşlere de kapatma geldi ama, yanlıştan çabuk dönülerek 5 gün yüz yüze eğitime izin verildi. Böylece çalışan anne-babalar rahat nefes aldı.

Bu anlaşılması ve yararını anlamakta zorlandığımız önlemler için ilginç yaklaşımlara da rastladık. Örneğin, Beşiktaş Teknik Direktörü Sergen Yalçın, “Her önlem bizim sağlığımız için. Devlet bunları uygulayacak tabii…  Olsun, biz maçları hafta sonları oynuyoruz. Örneğin 20’de başladık. İlk yarı bitti mi bırakır eve döneriz!”

Futbolu gibi, sözleri de kıvrak olmuş Sergen’in…

İşin şakası bir yana önlem paketi içindeki bir husus gerçekten dikkatimi çekmişti ama, yazıya dökememiştim. Sonra da bir yorumcunun ağzından duydum ve daha önce yazmadığıma pişman oldum. Çünkü benim en duyarlı olduğum konuydu yasası bir türlü çıkarılmadığı için...

Dikkat ettiyseniz, esnaf, zanaatkâr dükkanı kapatıyor ve ufukta bir maddi destek görünmüyor, diğer günlerde zaten bir değişim yok, hafta sonu yasak saatlerinden de başka bir sonuç çıkarırsınız. Alışveriş merkezi dediğimiz, çoğu çok uluslu “market zincirleri” hafta sonu bile saat 20’ye kadar açık. Hem de vatandaşın en yoğun bulunduğu yerler olmalarına karşın… Başlığı da bu gerçekten yola çıkarak, iki anlamda kullandım. Birincisi, “yasak yapar-mış gibi görünmek”, ikincisi de “büyük alışveriş merkezlerine sağlanan kolaylık” için!

Bunun yorumunu sizin algınıza bırakıyorum!

Bana göre burada da “Zengin ve Yoksul” dizisi vizyona giriyor!                      

İşte anlatmak istediğimiz ve bir türlü anlatamadığımız bu zaten…
 
Bakan Koca komisyonda hiddetlendi




Salgının ilk gününden beri “en sakin güç” Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ydı. Bütçe görüşmeleri için komisyonda brifing verirken, bazı sorular üzerine hiddetlendi. Muhalefet milletvekillerine “Sizin için, ağır hasta sayısı mı, yoksa temaslıların sayısı mı önemli?” diyerek, ilk kez yüksek tonda tepki verdi. Herkes de uyanan izlenim; Bakan’ın sabrının tükendiği ve de “ne yapayım tam yetki bende değil itirafı” gibi yorumlandı. Gerçekten de en fazla yıpranan bakan mı desem, siyasetçi mi desem ya da bürokrat mı, statüsünü bilemedim. Ama Fahrettin Koca oldu bence… Ama o da suçluyu bulmuş! Bakan Yardımcısı’nı görevden almış yerine Prof. Dr. Sabahattin Aydın’ı getirmiş. Bakan sade doktor, yardımcısı da profesör… Belki de böylesi daha verimli olacak! Bilim insanı en azından bazı gerçekleri saklamaz diye düşündüm ilk anda… Sonra da gerçeklere baktım. Bakan Yardımcısı Prof. Aydın, Medipol Üniversitesi Rektörü imiş. Yani Sağlık Bakanı Koca’nın kurucusu ve sahibi olduğu üniversitenin rektörü… Böyle bir atama için yürek ister. Yakın geçmişte Cumhurbaşkanı en yakınını görevden affetti ya, onun için söyledim.            

Sağlık Bakanı’nın da bu atamadan canı yanmasa bari!



Bilgisayarın başına oturduğum sırada Bursa’dan bir haberi alt yazıda gördüm; Emine Ezen isimli bir hemşire vefat etmiş. Önceki gün de Mustafakemalpaşa’da bir doktorumuzu kaybetmiştik. İki günde iki kayıp mı, şehit mi bilemedim bunu da!

Bu arada, yıllarca minderde hiç yenilmediği güreşleri izlediğim unutulmaz güreşçi Reşit Karabacak da virüse yenilmiş.      



Her üç kaybımız için yakınlarına baş sağlığı diliyorum.

Sağlık Bakanı birkaç gün önce virüsün yayılış hızını artırdığına dikkat çekerken İstanbul, İzmir ve Bursa’yı zikrederek, “Anadolu’nun diğer illeri de bu yükseliş trendine yaklaşıyor” demişti. Haklıymış, salgın iki sağlık çalışanını aldı gitti iki günde… Bu kadar olumsuzluk yanında Bursa Şehir Hastanesi’nin bir uygulamasını da olumlu bir örnek olarak nakledeyim. Hastane girişinde kim olursa olsun, ayakkabıya galoş giydiriliyormuş. Tüm görevliler, bunlara diğer servis doktorlarının memur yardımcıları dahil, özel giysiler ve siperlikle çalışıyormuş. Bir arkadaşım, kızı bu görevde olduğu için yerinde görmüş. Hatta bu önlemleri tanımlarken “bizim kız her gün lahana gibi sarıp sarmalıyor kendini” gibi bir ifade kullanıyor. Sonuç; sağlık sektöründeki hemen herkes bu denli dikkatli ve özverili davranırken lütfen bizler de tüm yasaklara uyalım, uymayanı da uyaralım.
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

NOT DEFTERİ: Faşing değil festival

'Ölmek var dönmek yok' dediler ve öldüler!

Uzak ülkenin başkanı!

İçimizdeki tosuncuklar!

NOT Defteri: Haşim İşcan ve bir hastane öyküsü

Hukuk geri mi geliyor?

Dün 1 Temmuz’du ve normalleştik!

Borç ve İnegöl neden gündemde?

Havadan sudan konuşalım, ne dersiniz?

Şehir Hastanemiz emin ellerde!

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

NOT Defteri: Çekirge Bursa’nın misafir odasıydı

Babalar yılımızda bitmeyen sınavlar

Bursa’nın da Şükrü Çavuşu vardı ama…

Tercihan bir tercüman vakası!

Doğruluk ve iki başarı öyküsü

Bir sihirli kelime havaalanı!

Not Defteri: Nazım, Balaban ve bir Bursa öyküsü

İktidar Bursa’yı yeni mi fark etti?

Aşı tamam… Ya fakirin aşı?

16 Haziran kime ne söylüyor?

Marmara Denizi nasıl kirlendi?

Yeni bir pazartesi ve umut…

Not Defteri: 1936 yılından bir Merinos öyküsü

Bu kanal, kan-alacak gibi!

Çukur kahve açlığı tartışıyor!

Bursa’nın kronik şeker krizi!

Aman gazımız kaçmasın!

Bursaspor’da sıra yapılanmada

NOT Defteri: Oyal ile 6 altın yıl

Doğanın öfkesi son uyarı mı?

Kaçar…kaçar ve de kaçarız!

1 Haziran ve Bursaspor

Müsilaj sadece denizde mi?

Vergili ve yergili bir pazar!

NOT DEFTERİ: Bir Sönmez vardı geldi geçti…  

Açlık neyi bozar?

Final ve tam destek!

Öteki Türkiye dizisi finale doğru…

Bu işi dezenfektan paklar!

Ata’nın Stadyumu ve 19 Mayıs

NOT Defteri: Çankaya’dan Beştepe’ye!

Aşı müjdesi ve 'Koca' bir itiraf

Kıskanıyorum!

Marş ile atılan o ilk adım

Uçuyoruz ama neden?

Üç aday ve sadece Adanur formülü

NOT DEFTERİ: Yeşil Devrim’in yıl dönümü

Sevinç ve kederde birleşmek

Bayram şekeri…

İngiliz’in göreceği herkesi aşılayalım!

Bayram gelmiş neyime!

Bursaspor ve mucizeler!

NOT DEFTERİ: Kader günü oradaydım