GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
-5.98°
Açık
DOLAR 13.60
EURO 15.15
ALTIN 779.00
BİST 1.998

NOT DEFTERİ: Biraz da nostalji

30 Ekim 2021 Cumartesi , 18:13

Ağır ekonomik koşullar, siyasi çekişmeler, küresel bir salgının üzerimizde yarattığı yılgınlık…Bu tür sorunlara boğulmuş giderken, bir tatil gününde birlikte nostalji yapalım, az da olsa dikkatimiz dağılsın istedim. Yaklaşık yirmi yıl önce belgesel çalışmalarımın ilk ürünlerinden birinde Yeşilçam filmlerini konu etmiştim. Not Defteri bu hafta bu ilginç nostalji sayfasını açıyor.


 
Bir Yeşilçam vardı...
Yirminci yüzyıl ortalarında Osmanlı İmparatorluğu parçalanmış ve  ardından,  dünyanın yeni patronu Amerika, Anadolu'yu da çekim alanına sokmuştu. Sessiz film döneminin yaşandığı bu yıllarda Anadolu'daki entellektüel kesim, Amerikan yapımı filmleri izlerdi. Ardından ilk Türk filmleri ortaya çıktı... Çıktı çıkmasına ama, ilk Türk filmi olarak kabul edilen "Ayastefanos'taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı" belgesel nitelikteydi.14 Kasım 1914'te subay Fuat Uzkınay tarafından,  bir iddiaya göre sadece 150 metre olarak çekilmiş, bir başka iddiaya göre de filmi gören çıkmamıştı...

Halkın önüne çıkan ilk uzun metrajlı filmi, 1917 yılında gazeteci Sedat Simavi'nin "Pençe" ismiyle çektiğini söyleyip, bu ilk dönemi irdeleyelim. Almanya ve Sovyetler Birliği’nde tiyatro oyunculuğu yapan  Muhsin Ertuğrul Türkiye'ye dönerek, 1922-1939 yılları arasında tam 19 uzun metrajlı film yaptı. Tiyatro havası taşıyan bu filmlerde sinema dilinden söz etmek oldukça zordu. Ertuğrul'un dışında yine bir entellektüel Nazım Hikmet, sinemaya senaryo yazarı olarak girdi ve her kademesinde ve özellikle Muhsin Ertuğrul ile çalıştı.




1944 sonrası, Türk Sineması’nda tiyatrocuların egemenliği sarsılmaya başladı. Asıl gelişme Ömer Lütfü Akad'ın  sinemayla girmesiyle başladı. 1950 sonrası, çok partili yaşam, Demokrat Parti iktidarı ve onun yeni anlayışının yarattığı burjuvazi, yerli filmlere de konu oldu. Partiler, ekonomik sistemler, alışkanlıklar gibi sinema da değişmişti...



İşte bu değişimleri, daha ilk yapıtı "Vurun Kahpeye" filmiyle ortaya koyan Akad, Ayhan Işık'ın başrolünü oynadığı 1952 yapımı " Kanun Namına" filminde olduğu gibi gerçek öyküleri de, beyaz perdeye taşıdı.1958 yılında Memduh Ün'ün çevirdiği "Üç Arkadaş" filmi, dayanışmayı, duyguyu, kent sorunlarını gerçekçi biçimde ortaya koyduğu için çok tutuldu. Sonraki yıllarda yeni versiyonları bile çekildi. Sinema adeta yaşamın kendisi olmuştu. Aynı yıl yönetmenliğini Sırrı Gültekin'in yaptığı "Ayrılık" filminde bir ilk yaşandı. Filmin patronları mendil yaptırdı ve izleyicilere gala gecesi dağıttı. Çünkü, film kadın izleyicileri çok ağlatıyordu.



1959 yılında başrollerini Göksel Arsoy ve  Belgin Doruk'un paylaştığı "Samanyolu" filmi, romantizmin Türk Sineması’na yansımasıydı. Türk ailesi bu yeni sanat dalına iyice sarılıyor ve ısınıyordu. Hatta, ileriki yıllarda yeni doğan bebeklere, Göksel, Belgin, Cüneyt  gibi oyuncu isimleri veriliyordu.



İpek Film stüdyolarında, Nazım Hikmet ve Muhsin Ertuğrul gibi isimlerin başlattığı hareket, daha geniş bir tabana yayılmış, Ömer Lütfi Akad, Memduh Ün, Halit Refiğ, Ertem Göreç,  Atıf Yılmaz, Metin Erksan gibi yaratıcı isimleri doğurmuştu. Özellikle Erksan'ın yaptığı filmlerde gerçekçilik görülüyordu. Sanat tarihi eğitimi almış olan Erksan sinemaya "Karanlık dünya" ile ilk kez gerçek bir köy filmi yaparak adım attı. Bu arada filmcilerin büyük çoğunluğu Yeşilçam Sokağı’nda toplandığı için, Türk Sineması bu adla adeta özdeşleşti. 1960'a gelindiğinde Ayşecik filmiyle, Türk izleyicisi çocuk sinemasıyla tanıştı. Ellili yılların sonundaki siyasal çalkantılar ekonomik bunalımlar, ülkeyi 27 Mayıs'a götürmüştü... 1961 Anayasası'nın getirdiği geniş özgürlükler, emekçi sınıfında bilinç, köylü de sosyal adalet duygusu oluşturdu. Genç sinemacılar bu gerçekten yola çıkarak senaryolarını sosyal içerikli konulardan seçtiler.



Beyaz perde, duygusal romanlar ve sıradan vatandaş öykülerinin yanı sıra, toprak reformu, ağa baskısı, işçi hakları, grevler ve  kent sorunlarına eğildi.  Bu arada tiyatro oyunları perdeye de aktarıldı. Pembe Kadın, Bekçi Murtaza, Duvarların Ötesi ve Keşanlı Ali Destanı bu türün en önemli örneklerini oluşturdu.Toplumun ilgisi ile Türkiye kocaman bir sinema perdesine yansıtılmış gibiydi.Sayıları hızla artan bahçe sinemaları halkın vazgeçilmez tutkusu oldu.

1961-65 arasında  gerçekten kaliteli yapımlar ortaya çıkmıştı... Bu gelişmede, genç yönetmenler, Erdoğan Tokatlı, Feyzi Tuna, Bilge Olgaç, Tunç Başaran gibi isimlerin rolü de büyüktü. Bu dönem içinde "Yılanların Öcü" filmi farklı bir yere oturmuştu. Senaryosu, köy enstitüsü çıkışlı Fakir Baykurt'un romanından uyarlanan ve Metin Erksan'ın yönettiği filmde, sınıf farkı, geleneksel Türk ailesinde rastlanmayan yasak aşklar ve 1950-60 döneminin kırsaldaki çarpıklıkları birlikte anlatılıyordu. Sansür Kurulu filmi  yasakladı. Konu Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'e iletildi. Geniş özgürlükler tanıyan 1961 Anayasası'na rağmen bir filmin yasaklanması ilginçti. Cumhurbaşkanı Gürsel bu düşünceyle filmi izledi, beğendi ve katkıda bulunanları kutlayarak, filmin gösterimine izin verdi. İlk gösterim Ankara Ulus sinemasında yapılırken, bir grup "Kahrolsun komünistler" diye slogan attı.



Bu dönemde yapılan kaliteli filmlerden "Kırık Çanaklar" 1961 yılında İstanbul belediyesi sanat festivalinde  en iyi film seçildi. Toplumsal içerik taşıyan, Yalnız Değilsiniz, Gurbet Kuşları, Bursalı yönetmen Ertem Göreç’in elinden çıkan Otobüs Yolcuları  ve Üç Tekerlekli Bisiklet, diğer önemli filmlerdi. Bu yapımlar yurt içinde ve dışında ödüllere layık görüldü.



Metin Erksan'ın yönettiği "Susuz Yaz" filmi, gösterime girmeden yasaklandı. Film gizlice yurt dışını çıkarılarak Berlin Film Festivali’nde en büyük ödülü aldığında yıl 1964'tü... Aynı yıl Antalya
Film Festivali ilk kez organize edildi ve iç göçü gerçekçi biçimde anlatan Gurbet Kuşları en iyi film seçildi. Bir anlamda yönetmen sinemasının ilk örnekleri 1961-65 arasında verildi. Bu değişim sinema oyuncusunun profilini de etkilemişti. Kültürlü, tiyatro ve sinema öğrenimi görmüş gençler Yeşilçam sokağının yeni konuklarıydı artık...

Bu arada toplumsal içerikli filmlerin yanı sıra tarihi yapıtlara,  romanlara da yöneldi genç yönetmenler...Karaoğlan’ın ardından, Tarkan, Malkoçoğlu ve Kara Murat da beyaz perdeye taşındı.

Kısaca, Türkiye sinemayı sevmiş, yaşamın  bir parçası haline getirmişti. Yeşilçam filmleri toplumsal hareketlerin merkezi durumuna gelmiş, sinemanın  işlevi de tartışılır olmuştu. Fikri gelişmeyi sağlayacak, toplumsal sorunları ortaya koyacak  tür sinemaya en iyi örneği, 1969 yılında "Seyithan" filmi ile 1.Altın Koza Film Festivali’nde birincilik kazanan Yılmaz Güney verdi.

Güney, 1970'te babasının yaşamını, yoksulluğunu ve ekmek savaşını anlatan Umut filmini çevirdi. Bunu diğerleri izledi. Yılmaz Güney'in ısrarlı çabaları seksenlere kadar sürdü. Bu arada, Güney benzeri anlayıştaki Tunç Okan'ın, Otobüs filmi 1974'te İtalya ve Çekoslovakya'da ödüle layık görüldü. Bir anlamda Yeşilçam bir yanda, Yılmaz Güney sineması diğer yandaydı. Bu arada 1967'den itibaren renkli film çekimleri başlamış, giderek yaygınlaşmıştı. 1972 yılında tam 298 film  çekilerek bir rekor kırıldı. Bu yapımların 156'sı renkliydi. 



Duraklama döneminin başlangıcıydı 1972 yılı... Yeşilçam kimliğini yitirir gibi olmuş, her tür film sadece kolay kazanç amaçlı olarak çekilmeye başlamıştı. Böylece Türk sineması için altın sayılabilecek bir dönem pek de uzun sürmemişti...70'li yılların ortalarına  doğru, ülkedeki bunalımlara paralel, sinemada da yozlaşma başladı.

..Ve  gariptir ki, Yeşilçam ismi sadece yozlaşmanın sembolü olarak anılmaya başladı...Duygusal filmler, tarihi öyküler bitmiş, yerini seks furyası almıştı. Ülke terörle çalkalanırken,
vizyondan hiç kalkmayan bir tek film vardı: "Türk filmlerini hiç seyretmem."



12 Eylül 1980 sonrası ülkede terör yerine  huzur vardı ama, giden Yeşilçam bir türlü geri gelmiyordu. Yeşilçam'la birlikte, kent kültürü köye giderdi... Beyaz camdan(TV) sonra köy kültürü kente taşınır oldu.

 ..Evet; Bir zamanlar Yeşilçam vardı.

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Bursa ve onu yaşayıp yazanlar

Cumhuriyeti anlamak…

Onun arabası var…

Geçinemiyoruz…

Siyasetin muhtar aşkı!  

NOT DEFTERİ: 63'ün sırrı!..

Söyleyecek sözün bulunamadığı günler…

Bursa’da muhalefetin işi çok zor!

Vatandaş zarar eder mi?

Siyasette bir Uludağ masalı

Titreten bir sonbahar sabahı

NOT DEFTERİ: 17 Ekim ve Gazi ile ilk buluşma

Bursa salgına karşı neden duyarsız?

Bir gece ansızın atayabilirim!

Varlığı dert yokluğu yara!

Yeni ve son Çare 28 Şubat!

Hamdolsun Türkiye’de yaşıyoruz

NOT Defteri: Gemlik Sunğipek Fabrikası

Fıkra gibi gerçekler

Cennet’ten arsa alanlar!

Sanayide OSB devrimi!

Biri atıyor diğeri yürüyor…

Bursa için ilginç hareketler

NOT Defteri: Bir kuyruklu yıldız Bursa Oda Tiyatrosu

Veresiye vere vere…

Bursa’da kendini arayan adam!

Kötü örnek bir lider ve yaşamı!

Pozitif hasta çok önlem yok

Fakir ama gururluyduk

NOT DEFTERİ: Raylar üzerinde Mudanya seyahati

Muhalefetin dayanılmaz konforu

Bursalı öğrencinin salgın ile imtihanı!

Apartman mı saray mı?

Yurt!

Bu kadim şehre şöyle bir bakmak

NOT DEFTERİ: Osmanlı İmparatorluğu ve BTSO

Günaydııınnn…

Son çare inanç iklimi

Buzlar Çözülmeden!

Çukur Kahve betonu konuşuyor

12 Eylül’den arta kalanlar

Not Defteri: 41 Yıl sonra 12 Eylül ve Bursa

Bursa için 11 Eylül ve önemi

Laik ve layık

Oldu MU şimdi?

Bursa Old City ve ulaşım kaosu

Sınıfları doldurduk da…

Not Defteri: Atatürk kadının yerini ilk kez Bursa’da gösterdi

Barajlar ve bagajlar

Şahsa ait ilk kasaba yolda!

Bursa Şehir Hastanesi ve skandal bir ölüm!

İşsiz, güçsüz ve umutsuz…

Çok şükür…

Not Defteri: Bursalı Edison Adnan Ener

Sıcaksu el yakıyor!

Bakanlık önerisi ile gönüllü OSB desteği!

Büyük Zafer ve Ulu Önder’in savaş yetkisi

Vekil asılı hırpalarsa…

Her gün bir uçağımız düşüyor!

Not Defteri: Tarihten günümüze İmralı

Çavuşoğlu’ndan inciler ve politika…

Hangisi kimin işi?

Taliban ve laiklik

Bursa’nın sel karnesi iyi değil

Yine 17 Ağustos ve yine gözyaşı

NOT DEFTERİ: 6-7 Eylül olayları ve Altındağ vakası

Bursa’da bir dost meclisi!

Emek de yaşam da bedava