GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
18.02°
Açık
DOLAR 8.56
EURO 10.13
ALTIN 495.58
BİST 1.36

NOT Defteri: Çankaya’dan Beştepe’ye!

22 Mayıs 2021 Cumartesi , 12:58

Kısa bir süre önce TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un, kendi seçim bölgesi Tekirdağ’daki konvoyunu gösterdi ekranlar…



Çakarlı siyah otoların ucu bucağı görünmüyordu. Tamam, ülkemizin 2 numaralı adamıydı Şentop. Tek örnek de o değildi. Beştepe’deki devasa salonlardaki törenler, altın varaklı koltuklarda ağırlanan konuklar gözümün önüne geliverdi bir anda… Cumhurbaşkanlığı sekreteri seviyesinde atanmış bakanların ve danışmanlarının gösteriş merakını görünce, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sembollerinden Çankaya Köşkü’nde geçen bir saatimizden bir kesit aktarma ihtiyacı da hissettim. Bu konuya dair bir makaleyi 2015 yılında yayınlamıştım. Size sadece birkaç konuyu hatırlatarak o güne geri döneceğim.

Küçük bir heyet halinde gittik bu anlamlı Çankaya Köşkü’ne…

Önceden kimliklerimiz bildirildi. Sonra da ziyaret saatinde kapılarından birinin önüne geldik. Kontrol yapıldı, silahı olan varsa kulübeye bıraktı. Sonra da bir midibüs gelerek biz beş ziyaretçiyi aldı, kısa bir yolculuktan sonra kabul salonu önüne geldik. Bu günleri öngöremediğim için neden bizi araçla götürüyorlar içeriye diye düşündüm. Güvenlik olabilir diye de kendim yanıtladım bu garip soruyu. Bu önlemi bile fazla görmüşüm demek ki… Şimdiki konvoylar gözümün önüne geldiğinde, bu sorunun anlamsız olduğunu bir kez daha hatırladım şimdi... Sonra da bekleme salonu gibi küçük bir yere alındık ve içeriye yani Cumhurbaşkanı’nın huzuruna girmeyi bekliyorduk. Bina, geçmişi anımsatan bir havayı veriyordu bizlere… Gösterişten uzak, sade ve dingin bir atmosfer. Tek dikkati çeken, çok sayıdaki personel, gazeteci ve ziyaretçiye rağmen olağanüstü bir sessizlikti…

Gerisi, görüşmeden 18 yıl sonra kaleme aldığım makalenin satırlarında.
 
Nerde Galmıştık?

Yıl 1997…

Yaz sonunu yaşıyoruz… Ankara yolundayız… Sonrası daha mühim. Bir büyük masanın bir kenarındakiler, baş köşede yer alan bir büyüğün sözlerini sükunet içinde dinliyor. Konuşmanın her kelimesi, her cümlesi 6 genç adam tarafından içiliyor! Monolog biçiminde süren söyleşinin bir yerinde, Osmaniye köyünün Bursa’ya 70 kilometre uzaklıkta bulunduğunu, bu mesafenin bazen 1 saat değil de 3 saatte alınabileceğini öğreniyorlar. Bu açıklama, motorlu araçların hızları veya doğa koşullarının sertliğini ifade etmek için yapılmıyor, bir liderin, halk tarafından gösterilen sevgi tezahürünü içeriyor.

Masanın bir kenarına ilişmiş konuşmayı dinleyenler, Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin ve Nuri Kolaylı başkanlığındaki BGC Yönetimi’ndeki bizler…

Başköşede oturan ve kendisine has üslubuyla, dinleyenleri büyüleyen önemli zat da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel...



Milyonlarca insandan oluşan bir ülkede, zirvedeki kişiyle baş başa görüşmek için kaç kişinin şansı olabilir ki?

Bursa için de önemliydi bu ziyaret… Bursa’da 1947 yılında kurulan Gazeteciler Cemiyeti’nin 50. yılını idrak edecektik. Bu arada cemiyetler bir araya gelerek federasyon kurma kararı almışlardı. Bu oluşumun ilanı da Bursa’da, 50. yaşını kutlayacak olan Gazeteciler Cemiyeti’nin etkinliğinde yapılacaktı.

Böyle önemli bir kuruluşun ilanını da ülkenin en güçlü ismi yapmalıydı.

Bu nedenle Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu olarak Çankaya Köşkü’ndeydik. Sıramızı beklerken, randevu zamanının 5 dakika geçtiğini söyledi Nazmi Bilgin… Ve hayret ediyordu. Çünkü Demirel, randevu saatlerine son derece özen gösteren bir liderdi. Kısa bir bekleyişten sonra, kabul salonunun kapısı açıldı ve içeriden, orta boylu, asık suratlı ve gözlüklü bir şahıs çıktı. 

Biraz dikkatli bakınca dönemin önemli politikacılarından yani Başbakan Mesut Yılmaz olduğunu fark ettik. Yılmaz başı ile bizi selamlamayı da ihmal etmedi.

Böyle önemli bir konukla, çok ciddi bir dönem sırasında konuştuktan sonra bize nasıl davranacaktı Cumhurbaşkanı… Merakım buydu.

Cumhurbaşkanlığı kabul salonundaki o kısa görüşmemiz bitmeden, aklımdaki tüm Demirel anıları canlanıyordu. “Dün dündür, bugün de bugün…” cümlesini hatırlayarak, yüzüne dikkatlice bakıyordum. Herkesle dost ve karşısındakine değer veren bir ifadeyle bakıyor bize...

O arada “barajlar kralı” unvanını nasıl aldığını düşünüyorum. Keban ve GAP projesi geliyor gözümün önüne… “GAP’ı gaptırmam” cümlesine bir kez daha gülüyorum… Ardından, kendisine eleştiriler yağdıran, öfkelenen gençlere yönelik, “sokaklar yürümekle aşınmaz” cümlesini bir kez daha yorumlamak istiyorum. Liseyi bitirirken yaşadığım, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını ve Demirel’in sessizliğini anımsıyorum.



O dönemin gençlerinin önemli bir bölümü gibi ben de, Demirel’in halkı kandırdığını, gerçekleri gizlediğini ve buna çok kızdığım aklıma geliyor.

Buna karşın cumhurbaşkanlığı dönemindeki uzlaşmacı tavrını da düşünüyorum.

Değerli büyüğüm Cavit Çağlar’ın ağzından birçok kez duyduğum o ünlü Demirel cümlesini hiç unutamıyorum:

“Barışmasını bilmeyen, kavga etmesin.”

Tüm bunlar beynimde yankılanırken, cumhurbaşkanlığı ziyaretimizin bittiğini ilan ediyor Süleyman Bey:

“Teşekkürler. Devlet işi çıkmazsa, töreninize geleceğim.”  diyor ve ayağa kalkarak bizi tek tek uğurluyor. Cumhuriyet döneminin en önemli politikacılarından birinin yanından ayrılırken, heyecanımız bir kat daha artıyor. Cumhurbaşkanı bizim için Bursa’ya gelebilir mi? Sorumuz kısa bir süre sonra yanıt buluyor.  Devlet işi çıktığı için gelemiyor.

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Cansuyu…

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

NOT DEFTERİ: Faşing değil festival

'Ölmek var dönmek yok' dediler ve öldüler!

Uzak ülkenin başkanı!

İçimizdeki tosuncuklar!

NOT Defteri: Haşim İşcan ve bir hastane öyküsü

Hukuk geri mi geliyor?

Dün 1 Temmuz’du ve normalleştik!

Borç ve İnegöl neden gündemde?

Havadan sudan konuşalım, ne dersiniz?

Şehir Hastanemiz emin ellerde!

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

NOT Defteri: Çekirge Bursa’nın misafir odasıydı

Babalar yılımızda bitmeyen sınavlar

Bursa’nın da Şükrü Çavuşu vardı ama…

Tercihan bir tercüman vakası!

Doğruluk ve iki başarı öyküsü

Bir sihirli kelime havaalanı!

Not Defteri: Nazım, Balaban ve bir Bursa öyküsü

İktidar Bursa’yı yeni mi fark etti?

Aşı tamam… Ya fakirin aşı?

16 Haziran kime ne söylüyor?

Marmara Denizi nasıl kirlendi?

Yeni bir pazartesi ve umut…

Not Defteri: 1936 yılından bir Merinos öyküsü

Bu kanal, kan-alacak gibi!

Çukur kahve açlığı tartışıyor!

Bursa’nın kronik şeker krizi!

Aman gazımız kaçmasın!

Bursaspor’da sıra yapılanmada

NOT Defteri: Oyal ile 6 altın yıl

Doğanın öfkesi son uyarı mı?

Kaçar…kaçar ve de kaçarız!

1 Haziran ve Bursaspor

Müsilaj sadece denizde mi?

Vergili ve yergili bir pazar!

NOT DEFTERİ: Bir Sönmez vardı geldi geçti…  

Açlık neyi bozar?

Final ve tam destek!

Öteki Türkiye dizisi finale doğru…

Bu işi dezenfektan paklar!

Ata’nın Stadyumu ve 19 Mayıs

Aşı müjdesi ve 'Koca' bir itiraf

Kıskanıyorum!

Marş ile atılan o ilk adım

Uçuyoruz ama neden?

Üç aday ve sadece Adanur formülü

NOT DEFTERİ: Yeşil Devrim’in yıl dönümü

Sevinç ve kederde birleşmek

Bayram şekeri…

İngiliz’in göreceği herkesi aşılayalım!

Bayram gelmiş neyime!

Bursaspor ve mucizeler!

NOT DEFTERİ: Kader günü oradaydım