GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
3.02°
Açık
DOLAR 9.49
EURO 11.04
ALTIN 548.03
BİST 1.519

NOT Defteri: Nefes nefese on bir gün…

31 Temmuz 2021 Cumartesi , 14:08

İki binli yılların başında benim için sadece bir düştü...

İç deniz Marmara'dan yola çıkıp, Ege, Akdeniz ve Türkiye'yi ortadan yararak Karadeniz'e ulaşmak..Ve sahiller boyu Türkiye'yi dolaşmak...

Önce bir TV projesiydi... Düşüme yanıt gelmeyince, "kendim yaparım" düşüncesi aklıma düştü... Partnerim Aziz Çömez ile 11 günde 30 şehir, 104 ilçeden geçtik ve ören yerlerini gezdik. Rotamız içinde, kısa süre önce orman yangını ile adı geçen Manavgat’ın yanı sıra, Mersin’in ulaşımı zor, konuğu az ilçeleri Aydıncık ve Bozyazı da vardı. Bu olaydan hareketle, Not Defteri’nin bu ilginç sayfasını, serüvenimizin bir bölümünü anlatmak için açıyorum.
 
İç denizden üç denize
Bu başlığı, Marmara ‘dan yola çıkarak Ege ve Akdeniz’i geçtikten sonra, Anadolu’nun biraz doğusundan Karadeniz’e çıkmak için kullanmıştım.

Düş gerçeğe dönüştü ve sonunda 4 Temmuz 2006 salı günü geldi çattı.

Biz futbol adamları, dakik olmaya bayılırız... Hareket saatini 07.00 olarak belirlemiştik, Aziz saat 06.45'te kapıma dayandı. Bizi günler boyu ağırlayacak binek otomobilimiz tam tekmil hazırdı. Kemerlerimizi bağlarken, kilometreleri değil, gezip göreceğimiz ören yerlerini, tarihi mirası ve yöresel yemekleri düşlüyorduk. İzmir yoluna çıktığımızda rotayı iç denizin yani Marmara'nın en önemli kıyısı, Gelibolu- Eceabat hattı olarak belirledik. Amacımız Çanakkale şehitliğini görmek, o mistik havayı yaşamaktı.

57. Alay ve bir savaş destanı
Lapseki-Gelibolu arasındaki feribot yolculuğu sırasında yaşadıklarımız, temmuz yerine karakış dönemlerini andırıyordu. Rüzgarın etkisiyle "ceviz kabuğuna " dönmüş gemicik kıyıya yanaştığında biraz sarsılmıştık... Anzak koyu ile şehitlikleri, Seddülbahir, Atatürk'ün cep saati mucizesini yaşadığı Conkbayırı, siperler ve taşlara kazınmış künyeler içimizi burktu... 57. Alay'ın topyekûn bitiş öyküsü gözlerimizi yaşarttı...

Kendimize geldiğimizde Ezine yoluna girmiş, tabelaları kaçırmamaya çalışıyorduk. "Troya 10. km" yazısını görünce sağa saptık ve kendimi bir anda gişenin önünde buldum. "Araç sürücüsü ve ben varım ücret nedir ?" soruma hemen cevap aldım: 24 YTL... Doğal bir refleksle "biz dönüyoruz" dedim ( o yıllarda 24 lira astronomikti demek ki).

Biletçi başını dışarı çıkararak " Beyefendi öğretmen falan mısınız?" dedi.

"Öğretmen olmam mı gerekiyor? Gazeteciyim." biçiminde bir yanıt verdim.

Gazeteciliğim, giriş ücretini 10 YTL'ye düşürdü ve açık hava müzesine girdik.

Truva atı önünde fotoğraf çektikten sonra, antik Troya kenti kalıntıları üzerinde kısa bir gezi yaptık. Çıkış kapısına yöneldiğimizde bir otobüs dolusu Japon turist sarıverdi Troya'yı... Feribotla karşıya yani Bozcaada'ya geçtiğimizde gün batıyordu neredeyse... Koskoca adanın, çok az bir bölümünün, yerleşime açılmasını ve diğer alanların boşluğunu "stratejik önem" ile geçiştirdik. Bozcaada'da, Almanya-İtalya maçını izlerken, ne balığın türü, ne de diğer deniz ürünlerinin tadı kaldı aklımızda... Turun ikinci günü, Bozcada-Geyikli feribot yolculuğunun ardından, yoğun tempoyla İzmir yönüne doğru başladı. Asos'u ıskaladıktan sonra Ayvacık, Küçükkuyu ve Altınoluk'u da hızla geçtik. İlk durağımız Akçay sahilleri oldu.

Ege'nin incisi unvanına layık kıyılar, Ören, Ayvalık, Dikili ve Foça hızla geçildikten sonra hedefi Marmaris olarak belirledik. Gezginden çok, ralli kros pilotlarına benziyorduk! Efeler diyarı Aydın'ı camdan selamladıktan sonra hızla Muğla'ya yöneldik.. Hava iyice karardığında Marmaris'in renkli ışıkları gözümüzü alıyordu. Kışın ilçe, yazları koca bir tatil kenti olan Marmaris, bu görünümüyle "Küçük Antalya" rolünü oynuyordu sanki... Hesapları yine Dünya Kupası maçına göre yaptık. Otelin lobisinde "uluslararası bir tribün" kurulmuş, her ülkeden futbolsever aynı dili konuşuyordu! Maç bittiğinde, bir kaç Fransız çok mutlu, diğerleri çekimser, Fransa karşıtı Türk izleyiciler öfkeliydi."İç denizden üç denize " projemizin üçüncü gününe daha bir heyecanla başlamıştık. Aziz marşa bastığında hedefimizi belirlemiştik. Yayla yoluyla Antalya... Toroslardan beslenen küçükbaşların nefis eti, yemek olarak önümüzde ve biz de yayla molasındaydık. Suyun tadı bir başkaydı yükseklerde... Derken Antalya göründü beyaz binalarıyla... Hızla Manavgat istikametine yöneldik. Tatil köyleri bir bir geçildi ve ismi neredeyse Almanya'ya dönüşecek yeni Alanya'da bulduk kendimizi... Otel fiyatlarını duyunca tam anlamıyla kendimize geldik! Vakit kaybetmeden Gazipaşa'ya yöneldik.
Denize sadece 1,5 km uzaklıktaki bir ilçenin, denize ne denli ilgili olduğunu Gazipaşa'da gördük! Sahilde bir otel ve iki restoran işte o kadar... Oysa 40-50 km gerideki Alanya'da deniz kıyısında yer bulabilmek, maaş kuyruğundaki emekli becerisi gerektiriyordu! Neyse bizim için önemli olan, sakin sessiz bir otel ve denize sıfır noktada bir yemekti...

Virajlı, uçurumlu Gazipaşa-Anamur yolu
Üç günün sonunda, Marmara, Ege geçilmiş, Akdeniz'in ortasına kadar gelmiştik.

Önümüzde Türkiye'nin en ilginç, en dar, en yüksek yollarından bir vardı.

Gazipaşa-Anamur-Silifke etabında, zaman zaman deniz seviyesine iniliyor, ardından 150-200 metre yükseklere çıkılıyor. Bir yanınızda, çamlarla bezenmiş yalçın dağlar, diğer yanınızda tüm görkemiyle Akdeniz... Ve de baş döndürücü virajlar. Bu arada Aydıncık ve Bozyazı gibi küçük ilçeleri meraklı gözlerle bakarak geçtik.

Önce Anamur'a ardından da Silifke'ye girdik... Kızkalesi görülmeliydi. Böylece Akdeniz’in de ortalarına kadar gelmiş olduk. Hedefimiz artık, Anadolu’yu güney-kuzey istikametinde geçerek Karadeniz’e ulaşmaktı.

 
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Onun arabası var…

Geçinemiyoruz…

Siyasetin muhtar aşkı!  

NOT DEFTERİ: 63'ün sırrı!..

Söyleyecek sözün bulunamadığı günler…

Bursa’da muhalefetin işi çok zor!

Vatandaş zarar eder mi?

Siyasette bir Uludağ masalı

Titreten bir sonbahar sabahı

NOT DEFTERİ: 17 Ekim ve Gazi ile ilk buluşma

Bursa salgına karşı neden duyarsız?

Bir gece ansızın atayabilirim!

Varlığı dert yokluğu yara!

Yeni ve son Çare 28 Şubat!

Hamdolsun Türkiye’de yaşıyoruz

NOT Defteri: Gemlik Sunğipek Fabrikası

Fıkra gibi gerçekler

Cennet’ten arsa alanlar!

Sanayide OSB devrimi!

Biri atıyor diğeri yürüyor…

Bursa için ilginç hareketler

NOT Defteri: Bir kuyruklu yıldız Bursa Oda Tiyatrosu

Veresiye vere vere…

Bursa’da kendini arayan adam!

Kötü örnek bir lider ve yaşamı!

Pozitif hasta çok önlem yok

Fakir ama gururluyduk

NOT DEFTERİ: Raylar üzerinde Mudanya seyahati

Muhalefetin dayanılmaz konforu

Bursalı öğrencinin salgın ile imtihanı!

Apartman mı saray mı?

Yurt!

Bu kadim şehre şöyle bir bakmak

NOT DEFTERİ: Osmanlı İmparatorluğu ve BTSO

Günaydııınnn…

Son çare inanç iklimi

Buzlar Çözülmeden!

Çukur Kahve betonu konuşuyor

12 Eylül’den arta kalanlar

Not Defteri: 41 Yıl sonra 12 Eylül ve Bursa

Bursa için 11 Eylül ve önemi

Laik ve layık

Oldu MU şimdi?

Bursa Old City ve ulaşım kaosu

Sınıfları doldurduk da…

Not Defteri: Atatürk kadının yerini ilk kez Bursa’da gösterdi

Barajlar ve bagajlar

Şahsa ait ilk kasaba yolda!

Bursa Şehir Hastanesi ve skandal bir ölüm!

İşsiz, güçsüz ve umutsuz…

Çok şükür…

Not Defteri: Bursalı Edison Adnan Ener

Sıcaksu el yakıyor!

Bakanlık önerisi ile gönüllü OSB desteği!

Büyük Zafer ve Ulu Önder’in savaş yetkisi

Vekil asılı hırpalarsa…

Her gün bir uçağımız düşüyor!

Not Defteri: Tarihten günümüze İmralı

Çavuşoğlu’ndan inciler ve politika…

Hangisi kimin işi?

Taliban ve laiklik

Bursa’nın sel karnesi iyi değil

Yine 17 Ağustos ve yine gözyaşı

NOT DEFTERİ: 6-7 Eylül olayları ve Altındağ vakası

Bursa’da bir dost meclisi!

Emek de yaşam da bedava

Ateş düştü ama kül yine yakıyor!

Soma ya da Somali…