GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
12.02°
Açık
DOLAR 8.82
EURO 10.36
ALTIN 496.84
BİST 1.392

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

24 Temmuz 2021 Cumartesi , 15:46

Bayram tatilini yaşarken ve de uzun süre sonra salgın yasakları kaldırılmışken aklıma beş yılda bir eve kapanıp, sayılmayı beklediğimiz günler geldi. Yani nüfus sayımları… Bir günlük kapanma topluma ilginç gelirdi. Boş caddeler, olmayan trafiğin sessizliği gibi anılarımız vardı. Bir de sayımda görevli olduysanız unutulmaz hikayeler… Bu tür son nüfus sayımı 2000 yılında yapılmadan önce, bu konuda yaptığım belgeselden uzun bir bölümü NOT Defteri ile sizinle paylaşıyorum.

Sayılıyorum o halde varım!
 
Sayılmak...

Zengin Türkçemizde iki anlam içeren bir kelime. Saygınlık uyandıranın yanı sıra, kaba tabirle "kelle" gibi sayılmak da var işin içinde.

İşte bu ikincisi için Türk toplumu 10 ya da 5 yılda bir, evine kapanıyor ve suç işlemeden bir günlük hapis cezası çekiyor... Madalyonun bir yüzünde bunlar var.
Ama ikinci yüzüne de bakmak gerek. Örneğin; Yaşadığınız ülkeyle ilgili gelişmeleri merak etmez misiniz? Nüfusu ne kadar, sanayileşme bakımından kaçıncı sırada...Bunları öğrenmek için bu zorunlu ev hapsine katlanmadan olmuyor şimdilik...

Bu işlemi, yani sayılmayı beyan usulüne göre yapan ve evlere gönderilen pullu anket formlarıyla sonuca giden ülkelerin sayısı hiç de az değil. Üstelik hemen hepsi gelişmiş ülkeler... Türkiye gibi sayımda ev hapsi metodunu başarıyla uygulayanların sayısı da 57 kadar... Sayım metotlarını bir kenara bırakarak, Osmanlı dönemine bir göz atalım şimdi de...

İmparatorlukta yaşayanların sayısını, yaptıkları işi merak etmek, Osmanlı döneminde, Sarayda da vardı... Ama bir farkla; Nazırlar, sadrazamlar hatta padişahlar, toplum içinde sadece ademlerin sayısını bilmek isterler. Gerekçe de oldukça ilginçtir: Sağlıklı vergi toplamak...

Osmanlı’da tarım ve arazi sayımı da önemlidir. Buna rağmen, 30-40 yıl arayla gerçekleştirilebilir bu tür sayımlar... Bursa'nın fethinden hemen sonra 1326-1389 yılları arasında iki kez sayım yapılır.

İleri yıllarda örneğin Kanuni Sultan Süleyman, her yüzyılda bir nüfus sayımı yapılmasının kararını aldı ve bunu kanunnameye bile yazdırır. Bunun sonucunda, 1566-1574 arasında genel nüfus ve arazi sayımı, 1608'de de nüfus sayımı gerçekleştirilir.

Ardından Sadrazam Kara Mustafa Paşa, sayımların 30 yılda bir yapılması kararını alır ama çıkan savaşlar uygulamaya bir türlü izin vermez. Osmanlı İmparatorluğu’nda nüfus sayımı giderek önem kazanmaya başlarken, 19. Yüzyılın başında vilayet ve kazalarda istatistik büroları açılır.

İlk başarılı sayım 1831 yılında gerçekleştirilir ve asıl amaç askerlik yapacak halkın sayısını ve yeni vergi kaynaklarının saptanmasıdır. Bu amaçla Rumeli ve Anadolu’daki, Müslüman ile Hıristiyan erkeklerin tümü sayılır. Çok geçmeden bir sayım daha yapılır ve bu kez kadınlar da hesaba katılır.

Tarihte önemli bir yeri olan Osmanlı-Rus savaşının hemen ardından yapılan uygulamayla İstanbul vilayeti sayılırken, Trablus ve Arabistan'ın nüfusu tahmin edilir. Sayım bundan sonra iyice kurumlaşır. 1918 yılında bir kanun çıkarılarak İstatistik Müdüriyet-i Umumiye çatısı altında sayım işleri yapılmaya başlanır ama uygulama ancak bir yıl sürer. Cumhuriyet ilanına kadar eski sistem sürüp gider.

Türkiye Cumhuriyeti’nde sayım ve istatistik de çok önemlidir.  Savaştan çıkan bu genç cumhuriyet, hemen her alanda hamle yapmak zorundadır. Sıra sayıma geldiğinde yıl 1927 olmuştur. 1935 yılından itibaren de, her beş yılda bir nüfus sayımı düzenli biçimde gerçekleştirilir.

İlk sayım olan 1927'de 13 milyon 648 bin olan Türkiye nüfusu 1935 yılındaki ikinci sayımda 16 milyon 158 bine ulaşır.

Ardından 1940'lara gelinir. Türkiye nüfusu 17 milyon 820 bine ulaşmış, ülke İkinci Dünya Savaşı’na katılmanın eşiğine gelmiştir.

Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün ustaca manevrasıyla o korkunç savaş ortamı atlatılmış, yokluk ve sıkıntıya karşın ülke insan kaybı vermekten kurtulmuştur. 21 Ekim 1945'te yapılan dördüncü nüfus sayımında Türkiye cumhuriyeti 18 milyon 871 bin vatandaşa ulaşır.

Bu yıllarda kırsal kesimde oturanların oranı kentlerdekilere göre oldukça yüksektir. Örneğin ilk nüfus sayımının yapıldığı 1927'de kentlerde oturanlar, yüzde 22 oranındadır. Çok partili döneme geçiş ve onu izleyen 1950 seçimleriyle Türkiye'de yeni bir dönem başlar. Demokrat Parti iktidarı ve izlediği politikalarla, özel kesim ekonominin içine daha bir girmiş büyük kentlerde yeni işyerleri açılmıştır. Bu gelişme kırsal kesimi adeta göçe zorlamıştır. İlk göçler,  doğal olarak İstanbul'a olmuştur.

Nüfusu 1927'de 691 bin olan İstanbul hızla büyür. 1950 sonrası da bir milyon nüfusa ulaşır.

1950'de 21 milyon, 1955'te de 24 milyonluk bir ülke olan Türkiye'de nüfusun artış hızı giderek yükselmeye başlar. Bunun sonucu olarak 1960'ta 28, 1965'te de tam 31 milyon 391 bin kişilik bir nüfusa sahip olur ülkemiz…

İstanbul'un 2 milyon insanı barındırmaya başladığı 1970 yılında, Türkiye nüfusu 35 milyonu çoktan geçmiştir. Buna karşın 1950 sonrası sanayileşmeye doğru hızla giden Türkiye'de işsizlik problemi bugünkünden çok daha az önemliydi.

1990 rakamlarına göre çalışabilir nüfusun sadece yüzde 61'i istihdam edilebilmiştir... Oysa 1955'te bu oran DİE raporlarına göre yüzde 78 civarındadır.

Rakamların ortaya çıkardığı Türkiye'yi, sürekli nüfusu artan, aynı oranda gelişmişlik düzeyi ivme kazanamayan, kentlere olan talebin sürekli arttığı bir ülke olarak tanımlayabiliriz.

..Ve yaşadığımız kent bursa geçiyoruz şimdi de...

Yaklaşık yüz yirmi yıl Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentliğini yapan Bursa'da 1831 sayımında 16 bin 138 vergi mükellefi saptanır.

1894'te tüm kent sayılır ve toplam nüfus 121 bin 419 olarak bulunur. Söz konusu yıllarda Hüdavendigâr Vilayeti olarak adlandırılan Bursa'ya çevre iller de bağlıdır. Bu nedenle nüfus oldukça yüksektir.

Birinci Dünya Savaşına girilirken İstanbul dışında en fazla nüfusa sahip kent İzmir'dir.  198 bin nüfuslu İzmir'i, bugünün yüzölçümüne sahip bursa 76 bin kişiyle izlemektedir. O yıllarda Ankara'nın nüfusu sadece 27 bin kadardır.

El sanatları ve ticari açıdan 19 ve yirminci yüzyılın başlarında da gelişmişlik özelliği olan Bursa sürekli genişler ve büyür.

1927'deki ilk sayımda 127 bin olan nüfus 1950'de 183 bine ulaşır. 1960'da 266, 1970'te 379, 1980'de 607 bin nüfusa ulaşan Bursa artık bir metropoldür.

Günümüzün Bursa’sı, (2 bin yılı) 2 milyonu aşkın nüfusuyla, artık 30 yıl öncesinin İstanbul'u, bir Avrupa kenti ve Anadolu'nun tüm renklerini barındıran soluk yeşil renkli bir tablo haline gelir.

İç ve dış göçlerin en önemli nedeni, Bursa'nın sanayileşmesi, ticari yaşamının canlılığı, giderek büyüyen üniversitesi ve doğal güzellikleridir.

1990 verilerine göre Bursa'daki 1 milyon 603 bin vatandaşın 1 milyon 8 bini Bursa doğumludur. Bursalıları 115 bin kişiyle Bulgaristan göçmenleri izler. Bursa'da yaşayan, Erzurumluların sayısı da 40 bin civarındadır...

Ardından 28 bin ile Artvin doğumlular gelir.

..Evet yurdumuzda yine bir sayım yaşanıyor.(2000 yılı son evde sayım)

Bir günlük zorunlu ev dinlencesinin karşılığında, birçok veri elde edilecek.

1927'den 1985'e kadar 5 yılda bir gerçekleştirilen, daha sonra 10 yılda bir planlanan buna karşın 1997'de sadece, seçmen sayısını belirlemek için yapılan sayım ve diğer sayımlar... Hepsi bir anı olarak artık geride kalmıştır.
 
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Fakir ama gururluyduk

NOT DEFTERİ: Raylar üzerinde Mudanya seyahati

Muhalefetin dayanılmaz konforu

Bursalı öğrencinin salgın ile imtihanı!

Apartman mı saray mı?

Yurt!

Bu kadim şehre şöyle bir bakmak

NOT DEFTERİ: Osmanlı İmparatorluğu ve BTSO

Günaydııınnn…

Son çare inanç iklimi

Buzlar Çözülmeden!

Çukur Kahve betonu konuşuyor

12 Eylül’den arta kalanlar

Not Defteri: 41 Yıl sonra 12 Eylül ve Bursa

Bursa için 11 Eylül ve önemi

Laik ve layık

Oldu MU şimdi?

Bursa Old City ve ulaşım kaosu

Sınıfları doldurduk da…

Not Defteri: Atatürk kadının yerini ilk kez Bursa’da gösterdi

Barajlar ve bagajlar

Şahsa ait ilk kasaba yolda!

Bursa Şehir Hastanesi ve skandal bir ölüm!

İşsiz, güçsüz ve umutsuz…

Çok şükür…

Not Defteri: Bursalı Edison Adnan Ener

Sıcaksu el yakıyor!

Bakanlık önerisi ile gönüllü OSB desteği!

Büyük Zafer ve Ulu Önder’in savaş yetkisi

Vekil asılı hırpalarsa…

Her gün bir uçağımız düşüyor!

Not Defteri: Tarihten günümüze İmralı

Çavuşoğlu’ndan inciler ve politika…

Hangisi kimin işi?

Taliban ve laiklik

Bursa’nın sel karnesi iyi değil

Yine 17 Ağustos ve yine gözyaşı

NOT DEFTERİ: 6-7 Eylül olayları ve Altındağ vakası

Bursa’da bir dost meclisi!

Emek de yaşam da bedava

Ateş düştü ama kül yine yakıyor!

Soma ya da Somali…

Memleket Partisi, İnce ve Bursa

NOT DEFTERİ: Bursalı Çılgın Türkkuşları

“Üğretmenim… böğün canlı ders vaa mı?”

Türk Tayyare Cemiyeti ve Bursa

Yangın mutfağa ve hastaneye sıçradı!

Kibir kıvılcımları!..

Yangınların nedeni iklim değişikliği mi?

NOT Defteri: Nefes nefese on bir gün…

Doğu!

Yangın..!

Genç kuşağı kaybetmenin eşiğindeyiz!

Kendi kalesine gol atanlar!

Cansuyu…

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…