GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
20.02°
Açık
DOLAR 8.57
EURO 10.14
ALTIN 495.83
BİST 1.36

On bir yıl gecikmiş bir makale !

19 Nisan 2021 Pazartesi , 10:11

 
Yıl 2010…12 Eylül Referandumu öncesi…Eski belediye başkanlarımızdan,değerli büyüğüm, ağabeyim Ziya Güney, her zamanki alışkanlığı ile bana bir makale göndermiş. Belki bilerek, belki bilmeyerek… Çünkü OLAY’daki mesaimin büyük  bölümünde televizyon çalışanıydım ve de bu makaleleri bir dost olarak alıyordum.Yani yayınlama şansımı yoktu. Üstelik biraz sonra okuyacağınız bu makale TMSF tarafından işten kovulduğum döneme gelmişti. Birkaç gün önce görüp de okuyunca hayretler içinde kaldım. Tam on bir yıl önce bu günlere geleceğimizi yansıtan, öngörülü ve dolu bir makaleydi elimdeki… Artık aramızda olmayan merhum Güney’in bu çarpıcı makalesini, virgülüne dokunmadan, bana ayrılan sütunlarda sizinle paylaşıyorum, dilerim bıkmadan okursunuz.
Dünden bugüne  dayatılan senaryo  ve  referandum..
Ülkemiz son yıllarda daha ileri  demokratikleşme, küreselleşme, değişim  gibi kulağa hoş gelen sözcüklerinin arka planında, tarihinde az rastladığı bir bunalımlı dönem yaşıyor. Osmanlı İmparatorluğunun bozulan ekonomik ve siyasi yapısına duyulan tepki ve gelişen olaylar üzerine inşa edilen “Tanzimat “ ile günümüzde “değişim” için ileri sürülen gerekçeler aradan 2 yüz yıla yakın bir süre geçmesine rağmen hemen hemen aynı.
O günlerde de Batı, İmparatorluğu çöküşe götüren herkesin gördüğü ve kabul ettiği yapısal bozuklukları ileri sürerek bozulma ve çözülmeyi daha da süratlendirecek programları batılılaşma, demokratikleşme ve gelişme adına sürekli dayatmıştı. Aynen günümüzde olduğu gibi…
Osmanlı devlet kurumlarını ve yönetim sistemini batıya benzetmeye çalışan Tanzimat Kararları halkın değil dış ve onların güdümündeki iç güçlerin siyasi ve ekonomik menfaatleri ve ülkemiz üzerindeki gizli ve açık emellerinin gerçekleşmesini hedef alıyordu.
Karar ve uygulama süreçlerine halk katılmadığı gibi alınan karar ve uygulamalar ülkemizin gerçeklerine, bünyemize,halkımızın beklentilerine de uygun değildi.
Günümüzde de böyle değil mi?
Bütün bu karar ve uygulamalar,  İmparatorluğu hızla felaketin içine sürüklerken  hemen her konuda yabancı hayranlığını üstün meziyet sayan, kendisini ülkemizin batı dünyası ile bütünleşmesine! adayan mandacı ve işbirlikçi zihniyet ve kadroların çekirdeği de oluşmaya başlamıştı.
Buna  yine batının da desteği ile ülkemiz de dahil olmak üzere bölgemizde  başlatılan BOP projesinin son dönemlerdeki etnik ayrımcılık ve inanç temelindeki ideolojik  düzen (Ilımlı İslam) senaryoları eklenmiş hatta  uygulamaya koyulmuştur.
1868 yılında The Times Gazetesi şunları yazıyordu: “ Türkler kendilerine has bir inatla yılmadan vergi toplama çarelerini bulmakta, düzeni ayakta tutmakta ve eski borçlarını ödemek üzere yeni kaynaklardan para sağlamayı başarmaktadırlar. Hasta adamın sağlık durumundan endişe duyanlara bundan böyle verilecek yanıt  ‘durum hiç de kötüye gitmemektedir’ olacaktır.”
Gerçekten de günümüzde kronikleşen ekonomik sıkıntı ve işsizlik, Anayasa’da içi boşaltılmış bir kelimeden ibaret kalan sosyal devlet ilkesi, demokrasi adına! Yargı’nın bağımsızlığını yitirerek siyasallaşması, TSK nın oturmuş köklü geleneklerinin ortadan kaldırılması, medyanın çeşitli yöntemlerle denetim altına alınması, üniversitelerimizin YÖK eliyle susturulması, sendika ve meslek kuruluşlarının etkisizleştirilmeleri,  halkımızın da bütün bunları, dış güç odaklarının aynen bundan 140 yıl önce olduğu gibi alkışları, övgü sesleri arasında sessiz sedasız kabullenmesi  arasındaki benzerlik şaşırtıcıdır.
Batılılar geçmişte alacaklarının garantisini yalnızca bizim yeni vergi bulma ve sıkıntıya katlanma yeteneğimize bırakmayarak ekonomi ve siyasi her türlü tedbiri de almayı ihmal etmemişti.
Alınan tedbirlerin dayanak noktası yetiştirdikleri işbirlikçiler ve bu işbirlikçilerin devlet kuruluşları başta olmak üzere toplumun her kesiminde etkin hale getirilmiş olmalarıydı.
Fransa Maliye  Bakanlığı müşaviri ve Osmanlı devletinden alacağı olan devletlerin hesap komisyonu başkanı Daniel Ducoste 1889 yılında yazdığı kitapta, “Şimdi Türkler hızla borçlanmaktadırlar. Ancak bir süre sonra Osmanlı toplumunda borçlanmaya karşı muhalif unsurlar ortaya çıkacaktır. İşte o zaman gerek alacaklarımız gerekse bunların faizleri tehlikeye düşecektir.
Bu sebeple Osmanlı devletinin maliyesi, ekonomisi ve servetleri üzerinde çıkarlarımızı koruyabilecek Türk yöneticilerine ihtiyacımız olacaktır.
Ben bu yerli misyonerlerin’ bizden ve yapacağımız siyasi baskılardan çok daha yararlı olacağı kanısındayım. Bunlar Türk halkına kendi dilleri, kendi ikna yöntemleri ile yaklaşma imkanlarına sahiptirler. Bu yerli misyonerler  alacaklarımızın bir ya da birkaç yüzyıl teminat unsurlarının en önemlilerinden biri olacaktır.”  şeklindeki cümlelere rastlanır.
Rahmetli İsmet İnönü 1963 yılında Başbakan olarak şöyle diyordu: “ Bir görev veriyorum sonucu bana gelmeden Washington’un haberi oluyor. Sonucu memurdan önce sefirden  ( Büyük Elçi’den ) öğreniyorum...”
Ülkemizin son dönemlerinde yetiştirdiği değerli siyaset ve devlet adamlarımızdan  Kamuran İnan, bugün Türkiye’de 2 yüz bin hain olduğunu söylüyor. Bu sayının çok daha fazla olduğunu ileri sürenler var.
Dünya üzerinde Türkiye kadar kendi tarihine, kültürüne, milli değerlerine kısacası ülkesine yabancılaşmış “aydın” yetiştiren ve bunları siyasetin , medyanın, devletin kilit noktalarına getiren başka bir ülkenin olmadığı söylenir.
Türkiye neden bu kadar bol yabancı hayranı insan çıkarıyor ?
Veya bunlar kısa sürelerde bir kutuptan diğerine nasıl ve neden geçiyorlar?
Dün batı adına güya ıslahat ve reform politikalarını yürüten Reşit Paşa İngilizlerin, Ali Paşa Fransızların, Mahmut Nedim Paşa Rusların adamıydı..
Bugün bunların yerini kimler aldı?
Dün yürütülen batıcılık ve ıslahat politikalarıyla günümüzde inat ve ısrarla  sürdürülen tek yanlı ABD ve AB  politikaları arasındaki benzerlik insanı hayretten öte, dehşete düşürüyor.
Dün batının yazdığı senaryoları kayıtsız şartsız uygulayanlar ülkemizi Sevr’e götürdü. Aynı senaryoların değişik versiyonlarının yine uygulandığı günümüzde bakalım nereye götürecek?Milletimizin hemen her kesiminde bu  kaygı ve endişelerin  arttığı bir ortamda önümüzdeki günlerde Anayasa referandumuna gidiyoruz. 2011  ortalarında da genel seçimler yapılacak..
Ülkemizin birlik ve bütünlüğünün tartışmaya açıldığı, üniter devlet yapımızın zaafa uğradığı, Cumhuriyetimizin temel değer ve kazanımlarının her geçen gün daha fazla aşındığı, günümüzün modern, çağdaş, laik, demokratik hukuk devleti normlarından uzaklaşıldığı bir süreçten geçiyoruz.
Hem de daha ileri bir demokrasi, daha fazla insan hakları gibi evrensel ilke ve değerlerin arkasına sığınarak… Kısacası siyasi popülizm yapılarak.
Ancak üzülerek görüyoruz ki gerek siyasi liderlerimizin gerekse medyamızın gündeminde ciddi, ülkemizin geleceği ile ilgili konular yerine günü kurtarmaya yönelik kısır siyasi çekişme ve tartışmalar öncelikli olarak yer almaya devam ediyor. Üniversitelerimiz ise birçok konuda olduğu gibi ülkemizin geldiği/ getirildiği bu endişe verici ortamı seyretmekle suskun kalmakla yetiniyor.
Gelecekte ülkemizin kaderini belirleyecek  dev sorunları çözmek, bunlara çözüm üretmek  kısacası büyük fotoğrafı görüp uzun vadeli siyasi, sosyal, ekonomik stratejik plan ve kararlar ile bu labirentten çıkmaya çalışmak  yerine, ülkemiz başta siyaset kurumu olmak üzere medyası, üniversitesi ile  küçük resmi meydana getiren mozaik’in parçaları –detaylar- ile meşgul olmayı  yeğliyor!
Bu anlayış ve uygulamaların başta dış güç odakları olmak üzere yerli malum  koro tarafından da destek gördüğünü, alkışlandığını üzülerek görmekteyiz.
Birçok bilim adamının da ifade ettiği gibi, stratejik hataları taktik değişiklik ve kararlar ile ortadan kaldırmak mümkün değildir.
12 Eylülde yapılacak Anayasa değişikliği referandumu; bu ayrışmayı dolayısıyla bölünmeyi hızlandıran, hemen her konuda stratejik karar ve uygulamalar yerine küçük detaylar ile büyük resmi görmemizi engelleyen  süreci  durdurup belki de bütün kurum ve kuralları ile işleyen gerçek çağdaş demokrasi ve hukuk devletinin kurulmasının, T.C. Vatandaşlarının hangi etnik kökenden, hangi inançtan olursa olsun kardeşlik ve barış içinde yaşamasının, devlet kurumları arasındaki ahenk ve uyumun tekrar sağlanmasının iklim ve ortamını  yaratmak için milletimize tarihi bir fırsat sunup sorumluluk yüklüyor…  Bu duygu ve düşüncelerle ülkemizin birlik ve bütünlüğünden yana, üniter devlet yapımızı savunan, Atatürk ilkelerini gönülden benimsemiş, Cumhuriyetimiz Anayasası’nın ilk 3 maddesinde ifadesini bulmuş temel değer ve kazanımlarına bağlı her Türk vatandaşının referandumda HAYIR  diyeceğini ümit ve temenni ediyoruz…
 
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Cansuyu…

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

NOT DEFTERİ: Faşing değil festival

'Ölmek var dönmek yok' dediler ve öldüler!

Uzak ülkenin başkanı!

İçimizdeki tosuncuklar!

NOT Defteri: Haşim İşcan ve bir hastane öyküsü

Hukuk geri mi geliyor?

Dün 1 Temmuz’du ve normalleştik!

Borç ve İnegöl neden gündemde?

Havadan sudan konuşalım, ne dersiniz?

Şehir Hastanemiz emin ellerde!

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

NOT Defteri: Çekirge Bursa’nın misafir odasıydı

Babalar yılımızda bitmeyen sınavlar

Bursa’nın da Şükrü Çavuşu vardı ama…

Tercihan bir tercüman vakası!

Doğruluk ve iki başarı öyküsü

Bir sihirli kelime havaalanı!

Not Defteri: Nazım, Balaban ve bir Bursa öyküsü

İktidar Bursa’yı yeni mi fark etti?

Aşı tamam… Ya fakirin aşı?

16 Haziran kime ne söylüyor?

Marmara Denizi nasıl kirlendi?

Yeni bir pazartesi ve umut…

Not Defteri: 1936 yılından bir Merinos öyküsü

Bu kanal, kan-alacak gibi!

Çukur kahve açlığı tartışıyor!

Bursa’nın kronik şeker krizi!

Aman gazımız kaçmasın!

Bursaspor’da sıra yapılanmada

NOT Defteri: Oyal ile 6 altın yıl

Doğanın öfkesi son uyarı mı?

Kaçar…kaçar ve de kaçarız!

1 Haziran ve Bursaspor

Müsilaj sadece denizde mi?

Vergili ve yergili bir pazar!

NOT DEFTERİ: Bir Sönmez vardı geldi geçti…  

Açlık neyi bozar?

Final ve tam destek!

Öteki Türkiye dizisi finale doğru…

Bu işi dezenfektan paklar!

Ata’nın Stadyumu ve 19 Mayıs

NOT Defteri: Çankaya’dan Beştepe’ye!

Aşı müjdesi ve 'Koca' bir itiraf

Kıskanıyorum!

Marş ile atılan o ilk adım

Uçuyoruz ama neden?

Üç aday ve sadece Adanur formülü

NOT DEFTERİ: Yeşil Devrim’in yıl dönümü

Sevinç ve kederde birleşmek

Bayram şekeri…

İngiliz’in göreceği herkesi aşılayalım!

Bayram gelmiş neyime!

Bursaspor ve mucizeler!