GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
14.02°
Açık
DOLAR 8.56
EURO 10.13
ALTIN 495.84
BİST 1.36

Patron kim?

3 Mayıs 2021 Pazartesi , 17:26

Genelde emekçinin hayali bir gün kendi işinin “patronu” olmaktır. Bu hayal ya da istek, kendi işi olmasa da yönetici olanların da bir düşüdür. Geniş yetkilerle donatılmak ve de istediğini uygulamanın diğer adı da patronluktur.

Bunları iş yaşamının içindeyseniz görebilirsiniz. Aile hekimi de işinin patronudur, bir ilçe ya da kentin en büyük mülki amiri de…

Ama bir gün gelecek ülkeyi “Patronlar Hükümeti” yönetecek, demokrasinin tek gerçeği ve de kuvvetler ayrılığının üç öğesi “Yasama, Yürütme  Yargı” da tek patronaj ile görev yapacak dense hiç inandırıcı gelmezdi.

Ama ülkemizde bu fiilen gerçekleşti. Bunun sonucu olarak, bazı gelişmelerde şaşırma ve tepki verme özelliğimizi yitirdik. Bu durum sadece ülkenin genel yönetimi için mi? Tabii ki değil. Siyasal iradeden güç alan, ya da böyle bir özelliği olduğunu çevresine inandıran tipler, küçük birer “patroncuk” oldu.

İktidar Partisi’nde yakını olanlar, en azından aracına çakar taktırma lüksünü yaşıyor. Daha büyük hedefleri ardında olanlar da , devlet erkânı içindekiler ile aracı marifetiyle randevu alarak ve de bu anı ölümsüzleştiren bir fotoğrafla resmettiklerinde patronluk alanını büyütüyorlar.

Ama daha önemlisi,direkt  patronluktan gelenlerin bakanlık (doğrusu CB sekreterliği) makamına oturmasıydı. Bu durum belki yasaldı ama meşru değildi. TBMM denetiminden muaf, isterse hesap veren bir model ortaya çıktı.

Son örnek Gümrük ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan… Kendi gitti marifetleri kaldı yadigâr! Önce, ortağı olduğu şirketinden kendi bakanlığına ürün satışı haberi piyasaya sürüldü. Ardından, bir önceki Ticaret Bakanı’nın gümrüklere gönderdiği genelge ile ünlendi. İlginç bir dil ile yazılan bu genelgede, “kendini Emine Erdoğan Hanımefendi ile yakını olarak gösteren bu kişi, gümrüksüz ürün ithal etmek isteyebilir. Bu durum için müteyakkız olunuz.” gibi bir ifade ile Bakanlık nezdinde kara listeye alınmış. Tam benim yukarıdaki satırlarda belirttiğim üzere, güçlü bir isme yakın olma marifetinden söz ediliyor. Bu gelişme de siyasi kulis pazarına sürüldü. Yetmedi,  bir şirketi varken, buna bir yenisi eklenerek“dezenfektan satışı” yapan söz konusu şirketin oluşturulma biçimi, ile kuruluş tarihinin Hanımefendinin bakanlığa atanması sonrasına denk geldiği belirtildi... Bir pozisyonda üç faul birden. Dünyanın en iyi futbolcusu bile bunu başaramazdı! Bu da yetmedi, devir-teslim töreni ile kendisini bakanlık koltuğuna oturtan bir önceki Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi’nin sözleri de ortalığa saçıldı. “ Ne yapsaydım yani… Devir-teslim yapmasa mıydım. Uyardığımız kişinin 20 ay sonra bakan olacağını nereden bilirdim. Hem ben mi atadım ki, bana soruyorsunuz !” gibi anlamı çok büyük bir açıklama yaptı Tüfenkçi…

Üstelik bu skandalın sonunda görevden affedilen Pekcan, yaptığı hizmetler nedeniyle en üst mertebeden teşekkür ile uğurlandı.

Geçelim bir başka bakan öyküsüne… Çiftçinin perişanlığı, ürün yetiştirme desteğinin geç ödenmesi ve de ithal ikamesi ile üreticinin belinin bükülmesinin yaşandığı, yılların kuruluşu Türk Hava Kurumu’nun yerle bir edildiği bir ortamda  Tarım ve  Orman  Bakanlığı’nın başındaki zat böylesine gündeme gelse ne olurdu? Önce “Fetöcü” yaftası ile hapiste olan kardeşi öne çıkardı, sonra da bakanlık öncesi profesyonel yönetici olduğu “ithalat firması” adına yapılan alımlar gündeme gelirdi. Sebze ve meyve fiyatlarının yükselişi, ithal ikamesini uygulayışına bağlanırdı. Ama, skandal hiç sesi çıkmayan bir bakanlıktan geldi. Bekir Pakdemirli diyordum, Tarım Bakanlığı diyordum. Biyografisinde “çalışma hayatı boyunca gıda, gıda, tarım, hayvancılık, teknoloji ve otomotiv alanında serbest girişimcilik yaptı. Çeşitli şirketlerin kuruluşunda ve yönetiminde bulundu.” yazıyor. Yani onun da patronluğuna bir itirazınız olabilir mi? Bitmedi…Turizm alanında en önemli şirketlerin sahibi olan Kültür ve Turizm Bakanı, her iş kolu kapalıyken, otelleri açık tutacak beceriyi göstermese, rakip olduğu diğer turizmciler ne yapardı? Neyse bu patronun da henüz büyük bir falsosu görülmedi.

Milli Eğitim’e nasıl bir parantez açmalı? Özel okul sahibi bakanımız, uzaktan eğitimi güle oynaya açarken, devlet okullarındaki öğrencileri, kendi okullarındakilere benzer olanaklara sahip gibi mi gördü? Tablet ve televizyon sıkıntısı çeken, interneti olmayan yerleşimleri hiç duymamış veya görmemiş olan bu patron bakan en azından bir kötü niyet göstermedi diyelim. Sadece, kendisi aşı olurken fotoğraf verip, öğretmenlere bu yüceliği (!) gösteremedi. Eyvah, sıra Sağlık Bakanımıza geldi. Salgının ilk kurbanını açıklarken gösterdiği duyarlık ve sonrasındaki gayreti ile bu yeni hükümet sisteminin “en sağlıklı bakanı” payesini kaptı. Sağlık emekçileri için hemen herkesin kullandığı “hakları ödenmez”  açıklamasına sadık kalarak, virüsten  öldüğü bilinen sağlıkçılar için “meslek hastalığı” hakkına destek vermemesi de dürüstlüğünün örneğiydi! Bir ara “en fazla tanınan siyasetçi ” anketinde Cumhurbaşkanını bile geçtiği dönemleri yaşadık. Bu yüzden, Medipol Üniversitesi’ne, Devlet Demir Yolları’nın Ankara’daki tarihi binasını ekleyivermesini bile unutuvermiştik!  Ama, sağlıkçıların haklarının ödenmemesi yanında, aşı anlaşmaları patladı, Cumhurbaşkanı’nın son Cuma çıkışı yaptığı konuşma ile tam olarak “mat” oldu. Tarikat hatırlı atamalar temposunu düşürdü.

Az daha unutuyordum çok önemli bir konuyu…Dışişleri Bakanlığı içinde eski patronlar yani “monşerler” eve gönderilince, geriye eski milletvekilleri ve patron yakınları kaldı. ABD nezdinde Vaşington’a Büyükelçi atanan  ve ülkemizin en büyük patronlarından birinin damadına yakınlığı bilinen eski vekil Murat Mercan da, patron uygulamasına kurban giderek üç aydan beri  “güven mektubunu” veremezken, Türkiye henüz Amerika’da resmi temsil kazanamadı.

Son noktayı da, belde, ilçe ve kentlerin belediye başkanları, ya da onların adına yetkili olanlar patronluk yaparak koydu. Gri pasaport ile “sevabına” yurt dışına gönderdikleri binlerce kişiden sadece 8 yüz kadarı Avrupa’ya iltica etti!

Şimdi eğri oturup, doğru düşünelim. Patronlar yerine, emekçi temsilcileri, sendikacılar bakan yapılsa ne olurdu? Ben, “dünya yerinden oynar, işçiden bakan olsa” gibi bir tribün sloganı ile yanıtlayayım. O zaman biz neyi sorguluyoruz? İşsizlik diz boyu, asgari ücret yetersiz, koskoca bakanlar, emekçinin kıdem tazminatı fonuna göz dikiyor diye niye haykırıyoruz ?
Yanıt belli; patronlar bakan oldu, işçiye kimse bakmaz oldu. Nokta.

Şimdi de benim küçük bir merakım var:

Duyarlı, tepkili halkım sandık başına gittiğinde “Patronlar Hükümeti de  neymiş, asıl patron benim” diyebilecek mi?
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Cansuyu…

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

NOT DEFTERİ: Faşing değil festival

'Ölmek var dönmek yok' dediler ve öldüler!

Uzak ülkenin başkanı!

İçimizdeki tosuncuklar!

NOT Defteri: Haşim İşcan ve bir hastane öyküsü

Hukuk geri mi geliyor?

Dün 1 Temmuz’du ve normalleştik!

Borç ve İnegöl neden gündemde?

Havadan sudan konuşalım, ne dersiniz?

Şehir Hastanemiz emin ellerde!

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

NOT Defteri: Çekirge Bursa’nın misafir odasıydı

Babalar yılımızda bitmeyen sınavlar

Bursa’nın da Şükrü Çavuşu vardı ama…

Tercihan bir tercüman vakası!

Doğruluk ve iki başarı öyküsü

Bir sihirli kelime havaalanı!

Not Defteri: Nazım, Balaban ve bir Bursa öyküsü

İktidar Bursa’yı yeni mi fark etti?

Aşı tamam… Ya fakirin aşı?

16 Haziran kime ne söylüyor?

Marmara Denizi nasıl kirlendi?

Yeni bir pazartesi ve umut…

Not Defteri: 1936 yılından bir Merinos öyküsü

Bu kanal, kan-alacak gibi!

Çukur kahve açlığı tartışıyor!

Bursa’nın kronik şeker krizi!

Aman gazımız kaçmasın!

Bursaspor’da sıra yapılanmada

NOT Defteri: Oyal ile 6 altın yıl

Doğanın öfkesi son uyarı mı?

Kaçar…kaçar ve de kaçarız!

1 Haziran ve Bursaspor

Müsilaj sadece denizde mi?

Vergili ve yergili bir pazar!

NOT DEFTERİ: Bir Sönmez vardı geldi geçti…  

Açlık neyi bozar?

Final ve tam destek!

Öteki Türkiye dizisi finale doğru…

Bu işi dezenfektan paklar!

Ata’nın Stadyumu ve 19 Mayıs

NOT Defteri: Çankaya’dan Beştepe’ye!

Aşı müjdesi ve 'Koca' bir itiraf

Kıskanıyorum!

Marş ile atılan o ilk adım

Uçuyoruz ama neden?

Üç aday ve sadece Adanur formülü

NOT DEFTERİ: Yeşil Devrim’in yıl dönümü

Sevinç ve kederde birleşmek

Bayram şekeri…

İngiliz’in göreceği herkesi aşılayalım!

Bayram gelmiş neyime!

Bursaspor ve mucizeler!