GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
28.02°
Açık
DOLAR 8.57
EURO 10.1
ALTIN 496.45
BİST 1.349

Sayıştay da kapanmalı mı?

9 Ekim 2020 Cuma , 18:25

Başlık sizi ürkütmesin… Ülkemizdeki politik gelişmelere göre atılmış bir başlıktır… Çünkü; önce “çoklu baro” istendi, yasası çıkarıldı… Salgına rağmen “biz sağlık çalışanlarına müteşekkiriz. Sadece Türk Tabipleri  Birliği’nde yuvalanmış, bir avuç Türkiye düşmanına karşı, TTB kapatılsın diyoruz.” cümlesi kuruldu… Birkaç demokratik karara imza koyan Anayasa Mahkemesi ve özellikle iktidara yakın gibi algılanan başkanı bu nedenle hedef oldu. Hatta daha da ileriye gidilerek “Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir düzen verilmelidir” fikri ortaya atıldı. Yani “kaldırılsa da olur, yerine bir başka kurum oluşturulur” demekti aslında…

Özetle; haksızlıklar karşısında sesini yükselten kişiler ve kurumlara böyle bir yöntemle “aba altından sopa gösterilir” oldu.

Seslerini yükselten ve toplumsal muhalefet görevini yapan bu kurumların dışında, daha köklü olan biri vardı ki, Devlet Bahçeli bile sessizliğini bozamadı!

Hani birkaç “tay” eki ile biten kurumlar var ya, Danıştay, Yargıtay gibi… Adı benzeşir, etkinliği ve görevi hiçbirine benzemez, ki Sayıştay’dır onun adı…

Bu kurumun 2019 Denetleme Raporunu açıklayarak ortaya koyduğu iktidar yanlışları, çalışkan bazı parlamenterler tarafından iyice incelenerek dillendirilmesine karşın, “muktedir” çevrelerden bir ses çıkmadı ya da çıkamadı! Özellikle otoyollar bu yanlışlarda ilk sırayı alıyordu.

Bu kurum, ne diğer “tay” köklülere, ne TTB’ye, ne de Barolar Birliği’ne benziyor. Hatta, Anayasa Mahkemesi bile yanında solda sıfır kalıyor.

Neden mi, kuruluştaki felsefesi, dokunulmazlığı ve asırlık geleneğinden. Kısaca kuruluş amacı ve yasasından.

Anayasa Mahkemesi’ne vurabilirsiniz istediğiniz kadar… Çünkü 1961 Anayasası’nın getirdiği bir kurumdur. Halkı ikna etmek kolay!

TTB ve Barolar Birliği’ni hiç hesaba katmıyorum, çünkü onlar muhafazakâr kesimin alışık olmadığı kadar “hak aramaya” düşkün. Üzerlerine giderek yok edilmeleri ses getirmez.

Ama iş Sayıştay’a gelince, “sayım, suyum yok” dedirtir insana…

Çünkü Sultan Abdülaziz döneminde ihdas edilmiş ve devlet işlerinin parasal kısmının denetlemesi yetkisi verilmiş. Cumhuriyet döneminde elden geçirilerek Anayasal kurum haline getirilmiş. 1961 ve 1982 Anayasası çerçevesinde de kanun çıkarılarak görev ve yetkileri pekiştirilmiş. Yani, bu kuruma itiraz edecek olanlar (!) her fırsatta, şimdiki rejimin yerine koymaya çalıştıkları, kutsadıkları dönemlerin ürününe bu sertliğe gösteremezler. Bu bir… İkincisi de hakikaten işini iyi yapabilmesi için yasalar ile koruma altına alınmış ender kurumlardan biri… Daha fazla bilgiye gerek yok sanırım.

Şimdi de iktidarın sesini yükseltemediği 2019 Denetleme Raporu’nda birkaç küçük açıklamaya bakalım.

CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz genç bir adam… Meraklı ve titiz. Araştırıyor ve yorumluyor. Sonra da o nadir münafık kanallarda bunları açıklıyor. Gazetecilerin içinden de onun gibi raporları titizlikle inceleyenler çıkıyor ama çok az sayıda… Oysa, ülkemizi yönetenler, toplanan vergiler ve hakkımız olan hizmetler yerine, ne tür yolsuzluklara çanak tutuyor, harcamalarda kimler ve neler gözetiliyor bilmeye hakkımız yok mu?

Ben sadece 2019 raporundan iki örnek verebileceğim… Birini zaten, iktidarın sesi birkaç TV kanalı yerine diğerlerinde en azından duymuşsunuzdur.

İşin adı Afyon Zafer Havalimanı…

Zafer Havalimanı Kütahya, Afyon ve Uşak bölgesi için 50 milyon Euro yatırım maliyetiyle, yıllık 2 milyon yolcu kapasiteli olarak yapılmış. Sayıştay raporuna göre, 2012 yılında hizmete giren havalimanı için yolcu garanti sayısı da her yıl artıyormuş. 2019 yılı için verilen yolcu garanti sayısı 2020 için 1 milyon 279 bin 352… Bu 3 ilin nüfusu ise toplamda 1 milyon 652 bin 920.

Durum bu; üstelik yüklenici firmaya sözleşme gereği, garanti verilen ve uçamayan yolcunun bilet parası tıkır tıkır ödeniyor.

“Devletimiz büyük, bunlar küçük şeyler” deyip de geçebilirsiniz!

Bir küçük örnek daha vereyim… Rapor metni aynen şöyle:

“Yap-kirala-devret modeli ile yaptırılan şehir hastaneleri için milyonlarca lira zarar edildi. Şirketler, temin etmesi gereken tıbbi cihazları temin etmedi ve hastane binalarını ise zamanında tamamlamadı. Şehir hastanesinin açılmasıyla boşaltılan ve kullanılmayan hastane binaları için de milyonlarca liralık elektrik faturası ödendi.”

Böylesine kesin ifadeler kullanabilen Sayıştay hakkındaki önemli bilgi de şöyle:

Bu tür kararları vererek bir anlamda yargılama da yapan Sayıştay’ın "hesap mahkemesi" olarak vasıflandırılması, bu kurumsal yapılanmaya ve yargı yetkisine işaret etmektedir. Sayıştay tarafından verilen kesin hükümlere ilişkin olarak sorumlular başka bir idari yargı yoluna başvuramamaktadır.

Görüldüğü gibi Sayıştay'ın, denetleme sonucu hazırladığı raporun en önemli özelliği, kesin ve değiştirilemez olduğudur. Bu nedenle, özellikle muhalefet partilerinin, bütçe görüşmeleri sırasında, görüş ve oylarını bildirmeden önce “Sayıştay Raporu” diye ısrar etmesinin nedeni de buydu aslında…

Bir küçük ve şirin not daha…

Padişah Abdülaziz’in 29 Mayıs 1862 tarihli “İrade-i Seniyye”si ile kurulmuş olan Sayıştay’ın ilk başkanlığına Evkaf Nazırı ünlü devlet adamı Ahmet Vefik Paşa getirilmiştir.

Valiliği sırasında Bursa’da görev yapan memurlara zorla tiyatro izleten bir kimliği de taşıyan Ahmet Vefik Paşa’ya da böyle bir kurumun ilk başkanlığı yakışırdı sanırım.

 

 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

NOT DEFTERİ: Faşing değil festival

'Ölmek var dönmek yok' dediler ve öldüler!

Uzak ülkenin başkanı!

İçimizdeki tosuncuklar!

NOT Defteri: Haşim İşcan ve bir hastane öyküsü

Hukuk geri mi geliyor?

Dün 1 Temmuz’du ve normalleştik!

Borç ve İnegöl neden gündemde?

Havadan sudan konuşalım, ne dersiniz?

Şehir Hastanemiz emin ellerde!

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

NOT Defteri: Çekirge Bursa’nın misafir odasıydı

Babalar yılımızda bitmeyen sınavlar

Bursa’nın da Şükrü Çavuşu vardı ama…

Tercihan bir tercüman vakası!

Doğruluk ve iki başarı öyküsü

Bir sihirli kelime havaalanı!

Not Defteri: Nazım, Balaban ve bir Bursa öyküsü

İktidar Bursa’yı yeni mi fark etti?

Aşı tamam… Ya fakirin aşı?

16 Haziran kime ne söylüyor?

Marmara Denizi nasıl kirlendi?

Yeni bir pazartesi ve umut…

Not Defteri: 1936 yılından bir Merinos öyküsü

Bu kanal, kan-alacak gibi!

Çukur kahve açlığı tartışıyor!

Bursa’nın kronik şeker krizi!

Aman gazımız kaçmasın!

Bursaspor’da sıra yapılanmada

NOT Defteri: Oyal ile 6 altın yıl

Doğanın öfkesi son uyarı mı?

Kaçar…kaçar ve de kaçarız!

1 Haziran ve Bursaspor

Müsilaj sadece denizde mi?

Vergili ve yergili bir pazar!

NOT DEFTERİ: Bir Sönmez vardı geldi geçti…  

Açlık neyi bozar?

Final ve tam destek!

Öteki Türkiye dizisi finale doğru…

Bu işi dezenfektan paklar!

Ata’nın Stadyumu ve 19 Mayıs

NOT Defteri: Çankaya’dan Beştepe’ye!

Aşı müjdesi ve 'Koca' bir itiraf

Kıskanıyorum!

Marş ile atılan o ilk adım

Uçuyoruz ama neden?

Üç aday ve sadece Adanur formülü

NOT DEFTERİ: Yeşil Devrim’in yıl dönümü

Sevinç ve kederde birleşmek

Bayram şekeri…

İngiliz’in göreceği herkesi aşılayalım!

Bayram gelmiş neyime!

Bursaspor ve mucizeler!

NOT DEFTERİ: Kader günü oradaydım