GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
4.02°
Açık
DOLAR 9.51
EURO 11.05
ALTIN 549.43
BİST 1.519

Sınıfları doldurduk da…

6 Eylül 2021 Pazartesi , 16:40

Yaklaşık 18 aylık bir aradan sonra dün öğrenciler okul, arkadaş ve de yüz yüze eğitime kavuştu.



Kavuşmasına kavuştu ama akıllarda şu soru oluştu. Geçtiğimiz yıl okulların kapalı olduğu bu günlerde olgu sayısı şimdikinin onda biri, vefat da 50-60 arasında olurken, ne oldu da günlük ölüm 3 yüz seviyesine dayanmışken, ilgililerin ifadesi ile yeterli önlem alınmadan okullar rahatlıkla açıldı!

Bu gerçeği rakamlar ile vereyim. 4 Temmuz 2020 günü olgu sayısı bin 154, vefat sadece 20 diye verilmiş.



Buna karşın, 5 Eylül 2021 günü olgu 19 bin 391, vefat ise 269.



Geçen yılın söz konusu günü, vefat ve olgu sayısı gerçeği yansıtmadıysa onu bilemem! Şu günlerde bunlar sıkça konuşulacak ve her zaman olduğu gibi birkaç gün sonra, siyasi bir gelişme “gündeme bomba gibi düştü” ibaresiyle dolaşıma sunulacak. O zaman da, ne dert kalacak ne de tasa… Çocuklar ve geleceğimiz geçici bir süre ile unutulup gidecek!

Farkında mısınız bilemiyorum, bu ülkenin kurucu değerleri belirlenirken, o müthiş ortak akıl, sadece iki bakanlığın önüne “milli” sıfatını koymuş.

Milli Savunma Bakanlığı diyelim önce… Bir ülke kendini savunamaz, tutsak duruma düşerse yok olur gider. Tarihte bunun örnekleri yeterince çoktur. Ama, bunu koruma başarısı da, topyekûn aynı hedef ile hareket etmekten geçer. Yani ülke savunması, kişilerin hayat biçimi, siyasal ideolojisi ve inanç değerleri ile şekillenemez. Toplum böyle durumlarda asgari müştereklerde birleşir.

Gelelim Milli Eğitim Bakanlığı’na… Aynı ve çok önemli bir sıfatı taşıyan ikinci bakanlık. Milli sıfatı bu bakanlığa da neden verilmiş olabilir? O günün koşullarından kaynaklanmış da olsa, her dönemde değişmeyen bir gerçek var. Bir ülkenin geleceği genç kuşakların iyi yetişmesine bağlı. Daha da önemlisi eğitimin her görüşe, inanca göre değil, toplumu kapsayıcı ortak değerlere göre oluşturulması… Bu gerekçe ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” çıkarılarak, yasal olarak eğitimde birlik sağlanmış.

İşte bu kadar önemi olan iki bakanlık ortak bir sıfatı taşıyor.

Şimdi de 5 Eylül 2021(dün)  günü başlayan ve salgın nedeniyle 18 ay ara verilen yüz yüze eğitim için olması gerekenlerin yapılıp yapılamadığına.

Henüz TBMM’nde, formaliteden de olsa yemin etmeyen yeni bakan, “Salgın önlemleri için okullara 650 milyon lira gönderdik” diyor. Teamüllere göre henüz görevi resmileşmeyen eski bakan yardımcısı ve günümüzün Milli Eğitim Bakanı’nın bu sözleri bende şu izlenimi oluşturuyor. Bu tahsisi büyük olasılıkla, Maliye Bakanlığı’ndan ve de bu kurumun belirlediği miktarda alabilmiş. Ya da ayrılan bütçe, eğitimdeki sorunları karşılayacak düzeyde değil. Oysa bakanlıklar, sekreterlik düzeyine indirilmeden önce, Yani Eski Türkiye’de, devlet bütçesi yapılırken, her bakanlığa önemine göre yeterli bütçe ayrılır, bu konu TBMM çatısı altında tartışılır ve de yasalaşırdı. Sonra da bakanlık yetkilileri bu miktarı inisiyatif kullanarak yerine göre harcardı.

Bu gerçeğin ardından önce bakanın sıfatından söz edeceğim. Sorumluluğu sadece “Partili Cumhurbaşkanı’na” karşı olan ve de TBMM’ne ne bilgi ne de hesap verilebilen bir görev. Bakanlıktan çok, Cumhurbaşkanlığı sekreterlerinden biri olarak tanımlamak daha doğru olacak. Böyle olunca, özellikle devlet okullarında yeterince temizlik personeli ve malzemesi olmuş ya da olmamış, sınıflar eskisi gibi lebalep dolu olmuş olmamış, sekreter işlevli bu yeni bakana hiç dert değil. Kendisine ne söylendi ise onu yaparak sorumluluktan kurtulabiliyor çünkü…

Şimdi de taze bir bilgi vereyim. Pandemi sırasında kapalı olan devlet okullarının bir kısmı yapılan kontrollerde depremsellik yönünden zayıf not almış. Bu nedenle, bazı okullar kapanarak, öğrenciler başka okullara yerleştirilmiş. Tam da, salgın önlemi diye seyrekleştirilme yapılacakken… Okulların kapalı olduğu süreçte yapılamayan güçlendirme çalışmaları, şimdi gündeme alınmış. Bu skandal uygulama nedeni ile böyle bir tehlike de görünüyor.

Salgın önleyici önlemlerden geçtik, bu da çok önemli bir konu.

Sonuç; köy okullarının çoğu, belki de öğretmen atamasından kaçmak için kapatıldı ve taşımalı eğitime geçildi. Bu nedenle bile olsa, bazı aileler büyük kentlere göç etti. Oysa o köylere öğretmen tayin edilse, okulunu da, lojmanına da yörenin insanı yapardı. Öğrenci sayısı az da olsa, köye canlılık katar, kente göç önlenirdi. Üstelik, salgın kırsalda daha kolay önlenirdi. Şimdi ne oldu, yeni öğretmen kadrosu açmamak için ve ikili eğitime de geçmemek nedeniyle devlet okulları ve özellikle ilköğretim, genelde 40-50 kişilik sınıflarda sürecek. Üstelik yüz binlerce öğretmen atama beklerken. Bunlar aday değil eğitimini tamamlamış genç öğretmenlerimiz ve kadro açılmaması nedeniyle işsiz kalıyor, çocuklarımız da tıkış tepiş öğrenim görüyor.

Örneğin aşıya direnen velinin gönderdiği bir çocuktan diğerlerine virüs bulaşacak ve belki de tahmin edemeyeceğimiz sonuçlar(!) ortaya çıkacak. Böylece, “milli” sıfatlı eğitimimiz yine sekteye uğrayacak. İlk, orta ve yükseköğrenimde sayıları sürekli artan, kâr amaçlı özel okullarda, bu tür eksikler olmayacak doğal olarak… Yani iyi eğitim yanında, sağlıklı yaşam güvencesi de olacak buralarda okuyan çocuklarımızın…

Nerede kaldı, fırsat eşitliği, nerede kaldı Cumhuriyet banilerinin “Devlet kimsesizlerin kimsesidir” felsefesi…
 
 
 
 
 
 
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Onun arabası var…

Geçinemiyoruz…

Siyasetin muhtar aşkı!  

NOT DEFTERİ: 63'ün sırrı!..

Söyleyecek sözün bulunamadığı günler…

Bursa’da muhalefetin işi çok zor!

Vatandaş zarar eder mi?

Siyasette bir Uludağ masalı

Titreten bir sonbahar sabahı

NOT DEFTERİ: 17 Ekim ve Gazi ile ilk buluşma

Bursa salgına karşı neden duyarsız?

Bir gece ansızın atayabilirim!

Varlığı dert yokluğu yara!

Yeni ve son Çare 28 Şubat!

Hamdolsun Türkiye’de yaşıyoruz

NOT Defteri: Gemlik Sunğipek Fabrikası

Fıkra gibi gerçekler

Cennet’ten arsa alanlar!

Sanayide OSB devrimi!

Biri atıyor diğeri yürüyor…

Bursa için ilginç hareketler

NOT Defteri: Bir kuyruklu yıldız Bursa Oda Tiyatrosu

Veresiye vere vere…

Bursa’da kendini arayan adam!

Kötü örnek bir lider ve yaşamı!

Pozitif hasta çok önlem yok

Fakir ama gururluyduk

NOT DEFTERİ: Raylar üzerinde Mudanya seyahati

Muhalefetin dayanılmaz konforu

Bursalı öğrencinin salgın ile imtihanı!

Apartman mı saray mı?

Yurt!

Bu kadim şehre şöyle bir bakmak

NOT DEFTERİ: Osmanlı İmparatorluğu ve BTSO

Günaydııınnn…

Son çare inanç iklimi

Buzlar Çözülmeden!

Çukur Kahve betonu konuşuyor

12 Eylül’den arta kalanlar

Not Defteri: 41 Yıl sonra 12 Eylül ve Bursa

Bursa için 11 Eylül ve önemi

Laik ve layık

Oldu MU şimdi?

Bursa Old City ve ulaşım kaosu

Not Defteri: Atatürk kadının yerini ilk kez Bursa’da gösterdi

Barajlar ve bagajlar

Şahsa ait ilk kasaba yolda!

Bursa Şehir Hastanesi ve skandal bir ölüm!

İşsiz, güçsüz ve umutsuz…

Çok şükür…

Not Defteri: Bursalı Edison Adnan Ener

Sıcaksu el yakıyor!

Bakanlık önerisi ile gönüllü OSB desteği!

Büyük Zafer ve Ulu Önder’in savaş yetkisi

Vekil asılı hırpalarsa…

Her gün bir uçağımız düşüyor!

Not Defteri: Tarihten günümüze İmralı

Çavuşoğlu’ndan inciler ve politika…

Hangisi kimin işi?

Taliban ve laiklik

Bursa’nın sel karnesi iyi değil

Yine 17 Ağustos ve yine gözyaşı

NOT DEFTERİ: 6-7 Eylül olayları ve Altındağ vakası

Bursa’da bir dost meclisi!

Emek de yaşam da bedava

Ateş düştü ama kül yine yakıyor!

Soma ya da Somali…

Memleket Partisi, İnce ve Bursa