GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
28.02°
Açık
DOLAR 8.57
EURO 10.1
ALTIN 496.45
BİST 1.349

Siyaseti hiç sevmem çünkü!..

1 Ekim 2020 Perşembe , 17:32

Başlığa bakarak sakın aldanmayın, cümle bana ait değil... Orta sınıfın sığındığı bir liman... Aslında ülke yöneticilerine, yönetime talip olan liderlere bir tepki...

Velhasıl "toplumsal bir ironi" diye nitelendiriyorum.

Yani, ülke yöneticilerinin sorunlara çare bulamaması, makamlarını kaybetmemek için popülist yaklaşımlarda bulunarak, bu yönde yasa ve yönetmeliklere imza atmalarına karşı bir tepkidir bu sihirli cümle...

Siyasete yaklaşık 10 yıl önce kıyısından köşesinden bulaşmama, sonra da uzaklaşmama karşın ülke geleceği için "siyaset" kurumunun vazgeçilmezliğini, bunun demokratik bir ülke için tek çözüm olduğunu bilenlerdenim. Örnek mi? Başta emeklilik gibi sosyal haklar, yaşamak için yaptığımız mücadelenin zarar görmemesi için çıkarılan yasalar, hatta imar yasaları ile soluduğumuz ve bu günlerde çok kıymetli olan o hava bile siyasilerin ellerinde...

Bu cümleleri neden harcadığıma gelince; sıkça rastlıyorum bu kaçış cümlesine de ondan... Çünkü siyasi tandanslarını, partilerin topluma bakışına, eşitlik ilkesine, pozitif ayrımcılığına, istihdam yaratıcı yatırımlara verdikleri öneme göre değil de geleneksel hayat görüşü, inanç temelli yaklaşıma göre belirliyorlar.

Ama artık öyle değil... Şimdilerde çok kullanılan bir Z Kuşağı kavramı var. Artık bu genç adayları, kendilerini mutlu edecek söz ve davranışlara göre politik duruşlarını belirlemeye çalışıyormuş. Anne ve babaları ile aynı görüşte olmayabiliyorlarmış.

Ben gözlemedim, bunu yapanlardan duyuyorum.

Anayasa Mahkemesi ve Bahçeli'nin sözleri

Neyse, asıl meramımı anlatmaya henüz başlayamadım.

Meramım şu; Devlet Bahçeli gibi - bugünkü Türkiye politikasının en deneyimli, en eski ve en yaşlı ismi - konuştuğunda, ülkede köklü değişimler yaşıyoruz. Sırasıyla anlatayım.

Geçmişten çarpıcı örnekleri de var. 2002 yılının bir Temmuz günü Uludağ Kocayayla'dan bir seslendi, Türkiye "erken seçimi" yaşadı ve bir yıllık geçmişi olan AKP'yi iktidara getirdi.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde "Ekmelettin" ismini ortaya, CHP'ye de oltayı attı. Recep Tayyip Erdoğan da açık farkla Cumhurbaşkanı seçildi.

2015 Genel Seçimi akşamı, "muhalefeti tercih ediyoruz" dedi, AKP ile CHP'yi mecburi bir "koalisyona" zorladı. O da meşhur "istikşafi görüşmeler" adı altında iç edildi ve aynı yıl bir seçime daha gidildi. Bu iki seçim arasında Türkiye'de neler oldu, o malûm suikastler niçin yapıldı, doğrusu anlayamadık! Bu dönemin sırrını da açıklayan çıkmadı bugüne kadar!.. Sonra mı? Sonrası belli, AKP'nin oy oranı 4 ayda öyle bir patladı ki, tek başına iktidar oldu. Bunları da mı hatırlamıyor benim siyaseti sevmeyen dostlarım.

Artık günümüze doğru gelelim yavaş, yavaş...

Bahçeli, kısa süre önce "kader mahkûmları" dedi, infaz yasası değiştirilerek örtülü bir af çıkarıldı. Hapishaneler ve ülkenin elektriği boşaldı!

Taleplerine biraz ara verince, büyük ortak bunu fırsat bildi "çoklu baro" yasası çıkarılarak, Yargı'nın bir ayağına kurşun sıkıldı. Salgınla mücadelede eleştiri dozunu artıran Türk Tabipleri Birliği'nin kapatılmasını istedi, şimdilik bu sıkıntılı dönem nedeniyle yapılamadı. Sağlık çalışanlarının bu özverisi karşısında büyük ortak da bunu göze almadı sanırım!

Son bombayı da birkaç gün önce patlattı ve "Anayasa Mahkemesi Yasası değiştirmeli, yerine Alî Divan oluşturulmalı" dedi.

... Ve bu çıkışı ile beni de yanılttı! Bu hamleyi Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan beklerken, Sayın Bahçeli ön aldı ve varlığını yine hissettirdi...

Seçildiği günden beri hiç seçim kazanamayan bir lider, Türkiye'ye istediği şekli, yönetim biçimini ve değişimi getirebiliyor. Sanki gizli bir gücü var gibi...

Aslında bu günlerin geleceği belliydi Anayasa Mahkemesi için... Günümüzün siyasi iklimine göre gerçekten "sıradışı" kararlara imza attı bu önemli kurum...

Biiir... İçişleri Bakanı Soylu'yu kızdıran, "şehirlerarası yollarda gösteri ve yürüyüşlerin iptalini isteyen kararı" iptal etti... Mahkeme Başkanı Soylu'dan fena halde fırça yedi!

İkiii... CHP eski milletvekili Enis Berberoğlu'nu mahkûm eden yargı kararını "ifade özgürlüğü" diyerek iptaline ve yeniden yargılanmasına karar verdi.

Böylece Berberoğlu'nun milletvekilliğinin düşürülmesi kararının da iptali gündem oluşturdu.

Üüççç... Belediye meclislerinin bazı kararlarına karşı belediye başkanlarının yüksek yargıya gidebilmesi hakkının iptali için yapılan başvuruyu esastan bozdu. Böylece CHP'nin kazandığı önemli illerdeki başkanların, bazı meclis kararlarını Yargı yoluyla iptaline yol açtı.

Daha ne olsun?.. Bir de buna Osman Kavala'nın başvurusunu gündeme alacağını açıklaması, İktidara da darbe etkisi yaptı... Bahçeli de hemen hareket geçerek muradını beyan etti!

Anayasa Mahkemesi kapatılarak yerine Yüce Divan gibi bir kurum getirilirse vatandaşın, bireysel başvurusu ortadan kalkacak. Üstelik bu hak, 2010 yılındaki "yetmez ama evet" sloganlı referandum sonucu getirilmişti. Bunun sahiplerinden biri de iktidar değil miydi?

Gelelim Anayasa Mahkemesi'nin bu denli demokrat kararlar almasına... Aslına mı döndü, işin içinde başka bir hesap mı var, benim bilgim bunu öğrenmeye ve yorumlamaya yetme! Çünkü Başkan Zühtü Arslan, diğer yüksek yargı başkanlarıyla birlikte muhalefet ve özellikle CHP tarafından kıyasıya eleştiriliyordu. Ama o kadar... O eleştiriler Arslan'ın şahsına idi ve kurumun yara almamasına yönelikti. 1961 Anayasası ile oluşturulan devrim nitelikli bu önemli kurumu kim yönetirse yönetsin, ortadan kaldırılma gibi bir düşünceyi hiç yansıtmadı muhalefet... Bu anlamda, Bahçeli'nin çıkışı çok farklı yorumlanacaktır kamuoyunda...

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

NOT DEFTERİ: Faşing değil festival

'Ölmek var dönmek yok' dediler ve öldüler!

Uzak ülkenin başkanı!

İçimizdeki tosuncuklar!

NOT Defteri: Haşim İşcan ve bir hastane öyküsü

Hukuk geri mi geliyor?

Dün 1 Temmuz’du ve normalleştik!

Borç ve İnegöl neden gündemde?

Havadan sudan konuşalım, ne dersiniz?

Şehir Hastanemiz emin ellerde!

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

NOT Defteri: Çekirge Bursa’nın misafir odasıydı

Babalar yılımızda bitmeyen sınavlar

Bursa’nın da Şükrü Çavuşu vardı ama…

Tercihan bir tercüman vakası!

Doğruluk ve iki başarı öyküsü

Bir sihirli kelime havaalanı!

Not Defteri: Nazım, Balaban ve bir Bursa öyküsü

İktidar Bursa’yı yeni mi fark etti?

Aşı tamam… Ya fakirin aşı?

16 Haziran kime ne söylüyor?

Marmara Denizi nasıl kirlendi?

Yeni bir pazartesi ve umut…

Not Defteri: 1936 yılından bir Merinos öyküsü

Bu kanal, kan-alacak gibi!

Çukur kahve açlığı tartışıyor!

Bursa’nın kronik şeker krizi!

Aman gazımız kaçmasın!

Bursaspor’da sıra yapılanmada

NOT Defteri: Oyal ile 6 altın yıl

Doğanın öfkesi son uyarı mı?

Kaçar…kaçar ve de kaçarız!

1 Haziran ve Bursaspor

Müsilaj sadece denizde mi?

Vergili ve yergili bir pazar!

NOT DEFTERİ: Bir Sönmez vardı geldi geçti…  

Açlık neyi bozar?

Final ve tam destek!

Öteki Türkiye dizisi finale doğru…

Bu işi dezenfektan paklar!

Ata’nın Stadyumu ve 19 Mayıs

NOT Defteri: Çankaya’dan Beştepe’ye!

Aşı müjdesi ve 'Koca' bir itiraf

Kıskanıyorum!

Marş ile atılan o ilk adım

Uçuyoruz ama neden?

Üç aday ve sadece Adanur formülü

NOT DEFTERİ: Yeşil Devrim’in yıl dönümü

Sevinç ve kederde birleşmek

Bayram şekeri…

İngiliz’in göreceği herkesi aşılayalım!

Bayram gelmiş neyime!

Bursaspor ve mucizeler!

NOT DEFTERİ: Kader günü oradaydım