GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
20.02°
Açık
DOLAR 8.56
EURO 10.13
ALTIN 495.04
BİST 1.36

Sosyal devlet ya da..!

7 Mayıs 2021 Cuma , 16:05

Sosyal devlet, ya da sol bir yönetim tarzının yakında dünyaya hakim olacağı düşüncesi, benim kişisel görüşüm değil. İçinde bulunduğumuz olağanüstü dönemin sonucu olarak, düşünen, sorgulayan, gelişmeleri izleyenlerin öngörülerinden biri solun ayağa kalkma eğilimi.
Bunu anlamak için dünyaya şöyle bir bakmak yeterli… Gelişmiş, üstelik “neoliberalizm” akımların sonucu, üretim başta olmak üzere, kamuyu neredeyse her alandan uzaklaştıran yönetim tarzı, 1990 yılından itibaren zayıflamaya başlamıştı. Bir de buna yüz yılda bir görülen küresel bir bela salgını ekleyin, dönüşümün ne denli gerekli olduğunu herkes görebilir.
İki örnekle bunu anlatmak daha kolay olacak sanırım!
İsterseniz kapitalizm, isterseniz yeni liberalizm deyin,  bunun anavatanı ABD salgın sırasında milli hasılasının yüzde 25’ini halkına doğrudan destek olarak verdi. Daha önce kamuyu sağlık sisteminden çekmesine karşın, sağlık sigortası konusunda halkın yanında olmaya başladı. İngiltere, Almanya hatta Fransa bile buna benzer desteklere yöneldiler. Çünkü mantık buydu. Halka destek vereceksin, onlar temel ihtiyaçları için bunu harcayacak, böylece üretim canlanacak, bu arada kritik aşamaya gelen istihdamı da artıracaksın.
Bunlar bilinmesi, düşünülmesi zor önlem ve gelişmeler değil. Bence ABD daha büyük bir hamleye hazırlanıyor. O da salgının tek panzehiri “aşı” konusunda “patent” uygulaması, pardon “hakkı” demek daha doğru olacak, bunun kaldırılması girişimleri. Böylece, olanakları uygun her ülke, patent almadan aşı üretecek, bu sayede salgın daha çabuk önlenecek. İşin insani tarafı çok önemli.  Çünkü tüm dünyada aşılama yapılamazsa salgının önlenmesi mümkün olmayacak. Başta Afrika ülkeleri olmak üzere onlara destek olmak birinci derecede önem kazanacak. Bu düşünce ete kemiğe bürünürse belki de, bölgesel sorunlar, ülkeler arası çıkar çatışmaları bile bir süreliğine son bulabilecek.
Bu durum;  en koyu kapitalist ülkelerin düşüncede ve biraz da uygulamada geldiği noktaya çok somut bir örnek. Dahası da olması gerekiyor sanırım.
Bir de ülkemize bir göz atalım mı ne dersiniz? Türk Lirası ile milyarlarla ifade edilen ve yetersizliği eleştirilen doğrudan desteklerin önemli bir payı “İşsizlik Fonu” sayesinde ödenmiş. Bir kısmı da kampanya desteklerinden…
Böyle olunca, salgını önleyememenin yanı sıra yoksulluk da iyice arttı.
Oysa, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan İspanyol Gribi ve de 1929 Ekonomik Buhranı sırasında yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti Devleti neler yapmış ona bakmak bile yeterli. Ona geçmeden günümüz ile yüz yıl önceki gelişmelerin benzerliklerine de bir bakalım. Önce savaş ve birkaç imparatorluğun yıkılışı. Yani yönetim biçimlerinin değişimi… Ardından patlayan doğal bir afet grip salgını ve de büyük bir ekonomik buhran. Günümüz ile bir farkı var mı? Bence yok. Dönelim 1930 yılına ve de Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının “Birinci Sanayi Planı” gibi bir yöntemi devreye sokmasını yorumlayalım. 1923 İzmir İktisat Kongresi kararları sonucu ve de 1930 yılına kadar kamu-özel yatırımlara ağırlık veren Atatürk, büyük buhran sonrası bu sisteme dönüyor.

Örneklemek de bizim için kolay. Çünkü Bursa’daki gelişmeler bunu için yeterli. 1925 yılında temeli atılan İpekiş Fabrikası, yine aynı yıllarda yapılması planlanan ama temeli daha sonra atılan Çelik Palas ve de en önemlisi İş Bankası’nın kuruluşu.


O da kamu-özel birlikte yatırımı ile can buluyor. En önemli hissedarlardan biri de Celal Bayar’ın kayınpederi İnegöllü Hacı Saffet Efendi… Bu örneklerin ardından yaşananlar, sistem değişikliğini gerektirdiği için Atatürk ve arkadaşları 1930 ve izleyen yıllarda,  ama kısa süre içinde Karabük Demirçelik Fabrikası gibi ağır sanayi, yurdun farklı köşelerinde şeker fabrikaları gibi tarımsal üretimi tetikleyen ve Eti Maden gibi kuruluşlar ile yer altı zenginliklerine dayalı devlet yatırımlarına giriyor. Özetle, küresel gelişmelere göre vaziyet alınıyor bu dönemde…

İşte yaşlı dünyamız şimdi de böyle bir dönem içinde ne yapacağına karar vermek durumunda. Genel eğilime göre de ülkemizin konumu da belli olacak. Çünkü, yakın geçmişte Sovyet İmparatorluğu’nun yıkılışı sonucu kurulan yeni devletler ve de soğuk savaşın bitişi ile yeni bir sisteme doğru gidiş vardı zaten.
Gelelim Türkiye’yi yani bizi bu gelişmeler nasıl etkiliyor, ya da etkileyecek. Eğer böyle bir “sosyal devlet” akımı ABD ve AB bünyesindeki güçlü ülkelerden başlayacaksa, Türkiye’nin de bunun dışında kalması beklenemez.
Ama bunun yerleşmesi için en önemli değişim “hukukun üstünlüğü” anlamında olmalı. Belki de genel seçimin zamanında yani 1923 yılında yapılacak oluşu, bu yöndeki eğilimlerin daha da netleşmesini sağlayacak, büyük olasılıkla Cumhuriyetimizin ikinci yüz yılına farklı bir Türkiye modeli ile girmiş olacağız.
 
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Cansuyu…

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Yeni sistem ile üç yıl…

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…

NOT DEFTERİ: Faşing değil festival

'Ölmek var dönmek yok' dediler ve öldüler!

Uzak ülkenin başkanı!

İçimizdeki tosuncuklar!

NOT Defteri: Haşim İşcan ve bir hastane öyküsü

Hukuk geri mi geliyor?

Dün 1 Temmuz’du ve normalleştik!

Borç ve İnegöl neden gündemde?

Havadan sudan konuşalım, ne dersiniz?

Şehir Hastanemiz emin ellerde!

Hamdolsun sınav ayağımıza geldi!

NOT Defteri: Çekirge Bursa’nın misafir odasıydı

Babalar yılımızda bitmeyen sınavlar

Bursa’nın da Şükrü Çavuşu vardı ama…

Tercihan bir tercüman vakası!

Doğruluk ve iki başarı öyküsü

Bir sihirli kelime havaalanı!

Not Defteri: Nazım, Balaban ve bir Bursa öyküsü

İktidar Bursa’yı yeni mi fark etti?

Aşı tamam… Ya fakirin aşı?

16 Haziran kime ne söylüyor?

Marmara Denizi nasıl kirlendi?

Yeni bir pazartesi ve umut…

Not Defteri: 1936 yılından bir Merinos öyküsü

Bu kanal, kan-alacak gibi!

Çukur kahve açlığı tartışıyor!

Bursa’nın kronik şeker krizi!

Aman gazımız kaçmasın!

Bursaspor’da sıra yapılanmada

NOT Defteri: Oyal ile 6 altın yıl

Doğanın öfkesi son uyarı mı?

Kaçar…kaçar ve de kaçarız!

1 Haziran ve Bursaspor

Müsilaj sadece denizde mi?

Vergili ve yergili bir pazar!

NOT DEFTERİ: Bir Sönmez vardı geldi geçti…  

Açlık neyi bozar?

Final ve tam destek!

Öteki Türkiye dizisi finale doğru…

Bu işi dezenfektan paklar!

Ata’nın Stadyumu ve 19 Mayıs

NOT Defteri: Çankaya’dan Beştepe’ye!

Aşı müjdesi ve 'Koca' bir itiraf

Kıskanıyorum!

Marş ile atılan o ilk adım

Uçuyoruz ama neden?

Üç aday ve sadece Adanur formülü

NOT DEFTERİ: Yeşil Devrim’in yıl dönümü

Sevinç ve kederde birleşmek

Bayram şekeri…

İngiliz’in göreceği herkesi aşılayalım!

Bayram gelmiş neyime!

Bursaspor ve mucizeler!