GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
12.02°
Açık
DOLAR 8.82
EURO 10.36
ALTIN 496.84
BİST 1.392

Yeni sistem ile üç yıl…

13 Temmuz 2021 Salı , 18:55

Geride bıraktığımız 10 Temmuz, Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni hükümet etme sistemi sonrası cumhurbaşkanı olarak yemin ettiği gündü… Cumhurbaşkanlığı Aradan üç yıl geçti.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen pek de benzeri olmayan bir yönetim biçimi getirilmişti. Amaç, kamunun aldığı kararları yasal temele oturtma zamanını kısaltmaktı.  En önemli değişiklik de, bürokrasiye takılmadan bir an önce yasa gücünde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılmasıydı.

Aslında Demokratik Parlamenter Sistem büyük ölçüde değiştirilmişti. Kuvvetler Ayrılığı gibi en önemli özellik, Yürütme lehine Yasama ve Yargı erklerinin tek elde toplanmasına yol açtı. Nedeni de basitti…Yasama görevini, muhalefet ile birlikte yapacak olan İktidar Partisi ve ona tam destek veren MHP milletvekilleri, Yürütme erki tarafından hazırlanan yasa tekliflerini sadece onaylar oldu. Daha önceki bir Anayasa değişikliği ile halk oylaması sonucu yeniden oluşturulan Hakimler ve Savcılar Kurulu (daha önce Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu idi) üyelerinin seçimi büyük çoğunlukla İktidar ve Yürütme’yi tek başına temsil eden Cumhurbaşkanı’nın tekeline geçti.Hakim ve savcıların üyelerini kendi aralarından seçtiği ve de başkanlığını, içlerindeki en deneyimli isimlerin yaptığı bu kurum tek elden oluşturulmaya başladı. Özetle, “Kuvvetler Ayrılığı” sistemin doğası gereği kısa sürede “Kuvvetler Birliği” şekline dönüştü. Eski alışkanlıkla “bakan” dediğimiz Kabine üyeleri, TBMM nezdinde hesap vermek zorunda da değildi. Cumhurbaşkanı da bundan fiilen muaf konuma geldi. Bu durum, sorumsuz ve de tam yetkili olmayan Cumhurbaşkanlığı sekreterlerinin (bakanlar), yeterince inisiyatif sahibi olmasını da engellendi. Ülke, tek kişinin ağzından çıkacak cümlelerle yönetilmeye başladı. Bu kadar anlatım bile yeter aslında sonuca varmak  için…Yani üç yılda Türkiye nereden neredeye geldi, hangi değişim ve sonuçları yaşadı, asıl konu buydu. Bu değişimler rakamlara nasıl yansımıştı bunu da belirtmek gerekirdi. Bu amaçla belleğimde kalanları bir çırpıda sıralamak istiyorum.

Önce en hafif değişimler ile başlıyorum…

Örneğin, salgına dair kısıtlama veya bilimsel bir yaklaşım açıklanacak, tek yetkili açıklamadan hiçbir önlem alınamazdı ve açıklanamazdı… Buna dair örneği Türkiye’nin imal etmeye çalıştığı Covid 19 aşısının adını bile, bu çalışmanın onun tavassutu ile yapıldığı söylenen Cumhurbaşkanı tarafından  ekranlardan gür bir sesle “Turkovak” olarak açıklandı…

Yargı’nın en önemli görevleri için, jet hızıyla yeterliği sağlanan(!) hukukçular atandı. HSK inisiyatifi geride kaldığı için, her olayda savcı ya da hakimler o “tek yetkili” ağızdan çıkacak sözlere baktı. Türkiye’nin hukuk güvenirliği içerde ve dışarıda aşağılara düştü…Bu da dış ticareti ve yatırımları olumsuz etkiledi. Yeni sistemin en önemli belirtisi “para, ticaretten çok siyaset ile kazanılır” şeklinde ortaya çıktı. Bu da ekonomiyi alt üst etti. İşsizlik arttı, yeni istihdam yaratılamadı. Örneğin son 2 yılda 3 binin üzerinde doktor, çalışmak için Almanya’yı tercih etti. Üç bin kadarı da sırasını beklemeye başladı…

Çalışma yaşamı kötü ekonomik koşullar nedeni ile olumsuz etkilendi. Buradaki sıkıntıyı gizlemek için, TÜİK ve Merkez Bankası başkanları ilk kez bu kadar sıklıkla değiştirildi. Özellikle TÜİK rakamları iş dünyası ve de enflasyon için yaptığı her açıklamada mizah konusu oldu…

Demokratik Sosyal Hukuk Devleti diye tanımlanan Türkiye’nin ezelden beri en güvenilir kurumlarının başında gelen Sayıştay’a, diğer kamu kurumlarında yapıldığı gibi kurum dışından  bir başkan atandı. Böylece, kamu icraatları, harcamaları ve en önemli rakamsal değerler, başta toplum olmak üzere muhalefetten kaçırılmış oldu! Merkez Bankası, her hangi  bir holdingin kasası gibi görülerek, yedek akçesi bütçe için kullanıldı ve de dövizi baskılamak için döviz rezervleri gizli biçimde satıldı. Bu durumda  Merkez Bankası’nın borcu, kasadaki miktardan fazla oluştu.
 
Pandemi, sistemi nasıl etkiledi ?
Tüm dünyayı saran Covid 19 salgını, doğal biçimde ülke bütçelerini, ekonomilerini olumsuz etkiledi. Doğrudan yardım konusunda Türkiye çok gerilerde kaldı. Önlem olarak, esnaf ya da tüketiciye kamu bankaları tarafından kredi verilerek durum kurtarılmaya çalışıldı. Doğrudan destek için en büyük miktar, işçi-işveren kesintileri ile oluşan “İşsizlik Fonu’ndan” sağlandı. Bu arada emsalsiz biçimde ve Pandemi döneminde yasaklara uymadıkları için ve de yasal temeli olmadan tam 20 milyar lira vatandaşa ceza kesildi.

Yani Devlet verdiğinden fazlasını ceza olarak geri aldı.

Şimdi de rakamsal sonuçlar:
OECD Raporu’na göre, bugün Türkiye Ekonomisi’nin yüzde 28’i kayıt dışı…  Örnek , aynı nüfusa sahip Almanya’da sigortalı çalışan sayısı 45 milyon, Türkiye’de ise, 83 milyon nüfusa karşın sadece 21 milyon…

OECD ülkeleri içinde dolaylı vergilerde şampiyon, kayıt dışında lider ülke Türkiye… Direk vergileri en az miktarda toplayan 5. ülke yine Türkiye…

Enerjiden bir örnek verelim…Üretim çeşitliliği artmasına karşın,  3 yılda elektriğe yapılan zammın oranı yüzde 122 olarak gerçekleşti.

Dağıtım kamuda olsaydı acaba durum acaba nasıl olurdu?

Bir de 200 liramız için bir kıyaslama yapacağım… Gerçi onun hikâyesi 2009 yılına kadar  geri gidiyor. Yani banknotların ilk kez basıldığı zamana ait …

O yıl 200 TL ile 135 dolar, 95 euro alınıyormuş. Bu gün mü? Kabataslak söyleyeyim, aynı pembe banknot ile 19 euro,  22 dolar alınabiliyor. Burada durup, Sayın Cumhurbaşkanımızın hangi amaçla kullandığını bilemediğim cümlesine atıf yapacağım. Şöyle diyordu…

“Eskiden gurbetçiler, bizim sınıra gelmeden depoyu fullerdi. Şimdi Türkiye’den çıkmadan depoyu tam dolduruyor!”

Anlatmak istediğimi bir cümle ile anlatmış... Teşekkürler Sayın Başkan…

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Fakir ama gururluyduk

NOT DEFTERİ: Raylar üzerinde Mudanya seyahati

Muhalefetin dayanılmaz konforu

Bursalı öğrencinin salgın ile imtihanı!

Apartman mı saray mı?

Yurt!

Bu kadim şehre şöyle bir bakmak

NOT DEFTERİ: Osmanlı İmparatorluğu ve BTSO

Günaydııınnn…

Son çare inanç iklimi

Buzlar Çözülmeden!

Çukur Kahve betonu konuşuyor

12 Eylül’den arta kalanlar

Not Defteri: 41 Yıl sonra 12 Eylül ve Bursa

Bursa için 11 Eylül ve önemi

Laik ve layık

Oldu MU şimdi?

Bursa Old City ve ulaşım kaosu

Sınıfları doldurduk da…

Not Defteri: Atatürk kadının yerini ilk kez Bursa’da gösterdi

Barajlar ve bagajlar

Şahsa ait ilk kasaba yolda!

Bursa Şehir Hastanesi ve skandal bir ölüm!

İşsiz, güçsüz ve umutsuz…

Çok şükür…

Not Defteri: Bursalı Edison Adnan Ener

Sıcaksu el yakıyor!

Bakanlık önerisi ile gönüllü OSB desteği!

Büyük Zafer ve Ulu Önder’in savaş yetkisi

Vekil asılı hırpalarsa…

Her gün bir uçağımız düşüyor!

Not Defteri: Tarihten günümüze İmralı

Çavuşoğlu’ndan inciler ve politika…

Hangisi kimin işi?

Taliban ve laiklik

Bursa’nın sel karnesi iyi değil

Yine 17 Ağustos ve yine gözyaşı

NOT DEFTERİ: 6-7 Eylül olayları ve Altındağ vakası

Bursa’da bir dost meclisi!

Emek de yaşam da bedava

Ateş düştü ama kül yine yakıyor!

Soma ya da Somali…

Memleket Partisi, İnce ve Bursa

NOT DEFTERİ: Bursalı Çılgın Türkkuşları

“Üğretmenim… böğün canlı ders vaa mı?”

Türk Tayyare Cemiyeti ve Bursa

Yangın mutfağa ve hastaneye sıçradı!

Kibir kıvılcımları!..

Yangınların nedeni iklim değişikliği mi?

NOT Defteri: Nefes nefese on bir gün…

Doğu!

Yangın..!

Genç kuşağı kaybetmenin eşiğindeyiz!

Kendi kalesine gol atanlar!

Cansuyu…

Bayramı kedere döndürme becerisi!

Not Defteri: Unutulmaz sayım günleri…

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…

Gündem sıcak olaylar ılık mı ılık!

Erdoğan ve Bozbey belli, ya rakipler?

47 yıl sonra Barış Harekâtı

Yarınlar ve bir bayram sabahı

NOT DEFTERİ: Futbol ile Türkiye’ye vurmak!

Ülkeler ve sistemler ayrı, sorunlar benzer!

Sakinleşen Boğaziçi ve özelleşen TRT

O gece karanlıkta kalanlar!

Biri bizi gözetleyecek!

Baba, siyaset, ticaret ve Türkiye…