GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
11.02°
Hafif Yağmur
DOLAR 9.62
EURO 11.24
ALTIN 554.27
BİST 1.48

Yeni ve son Çare 28 Şubat!

12 Ekim 2021 Salı , 14:38

Seçim yarışı iyice kızıştı. Tamam, buna sözümüz yok ama ortam da giderek sertleşiyor. Söyleyecek söz, yapılacak atılım kalmayınca, iş geçmişte yaşananları allayıp pullayarak piyasaya sürmeye kalıyor İktidar için…
 
Kozlardan biri Cumhurbaşkanı’nın yaklaşık üç aylık hapis hayatı. Bir şiir ve üç aylık mahkûmiyet. İyi de yazdıkları makaleler, araştırdıkları haberler çarpıtılarak aylarca özgürlükten mahrum kalan gazetecilere ne diyebiliriz?

Bir de günümüzde yine revaçta olan “28 Şubat post modern darbesi” var. O dönem iktidar çevrelerince anlatılırken, zulümden, türbanlı öğrencilerin çektikleri çile, acı ve gözyaşı dökülen yıllar olarak anlatılıyor. Neredeyse, işkence iddiaları bile dillendirilecek bu döneme dair! Oysa o günleri biz de yaşadık gördük. Bu tür bir olayın izine rastlamadık. İkna odaları olmuş bunu biliyoruz, ama o kadar ve türbanını çıkartmayan okula girememiş. Bu da okuma özgürlüğünü kısıtlayıcı bir davranış. Hiç demokratik değil, buna da kabul. Ama o günün endişeleri, bu günler içindi galiba! Din ile dünya işleri birbirine karışır tedirginliği idi. Laiklik kalkar mı zedelenir mi düşüncesiydi. Günümüzde bu konudaki fevkalade ilerlemeyi gördükçe başlangıcı bulmak zor olmuyor!
 
DYP 28 Şubat mağduru mu, değil mi?
Neyse yine 1997 yılına dönelim. Dikkat edilirse, o dönemin iktidarı iki partiden oluşuyordu. İkinci parti de DYP idi. Onlar mağdur olmadı mı, bu iddialara göre? Bunları görmezden gelerek dönemin vesayetçi generalleri 80’li yaşlarında, önce idam ile yargılanarak, aslında o dönem hesaba çekildi. Sonuçta yaşını başını almış generaller az da olsa hapse kondu. Sonra da sağlık nedeni ile de serbest kaldı. Muhalif ve münafık medyanın cevval yazarları, 28 Şubat sanıklarının yargılandığı mahkemeden apardığı ifadeleri ve daha önceki yıllarda yapılan TBMM soruşturması tutanaklarını devreye soktuğunda da gerçek ortaya çıktı. Dönemin iktidar ortağı partisi DYP’nin MGK üyesi mensuplarının ifadeleri bambaşka bir gerçeği ortaya seriyor.

Dönemin Milli Savunma Bakanı Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın ifadesi de farklı bir yere dikkati çekecek türden. Yıllar önce, söz konusu MGK toplantısında neler konuşulduğunu öğrenerek yazmak istediğimde değerli büyüğüm Tayan “o toplantı ve yaşananlar benimle mezara gidecek” diyerek teklifimi reddetmişti. Her daim saygımın sonsuz olduğu ve Bursa’nın Ankara’ya yolladığı en önemli isimlerden biri olan Tayan’ı saygı ile karşılamıştım o günlerde… Buna karşın, 7 Kasım 2011 tarihinde TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, DYP lideri Tansu Çiller ve Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan da konuşmuş.

Demirel, “post modern darbe tanımlamasına katılır mısınız?” sorusuna kendi üslubu ile “Kesinlikle katılmam. Darbe diyorsun, nereyi darp etmiş? Nereyi? Meclis’i… Meclis duruyor. Öyle duruyor ki daha sonra seçime gitme imkanı oluyor. Nereyi darp etmiş? Hükümeti. Hükümet de duruyor. Nereyi darp etmiş? Anayasa… O da duruyor.”

Çiller de “MGK toplantısına katılan subaylardan kararınıza etki edecek, cebir, şiddet, tehdit gördünüz mü ?” sorusuna tepki göstererek “Kimin haddine! Bir bürokrat, bir başbakana kimin haddine şiddet gösterecek. Siz bunu nasıl soruyorsunuz.” biçiminde tepki gösteriyor.

“Bir nezaketsizlik söz konusu muydu?” sorusuna MGK üyesi Tayan “ Bu görüşmeler sırasında, gayet medeni, gayet beşeri, gayet saygın, aşağı yukarı 9.5-10 saat müzakere cereyan etmiştir. Bu müzakereler sırasında, Cumhuriyet Hükümeti’nin üyeleri olarak, bendeniz herhangi bir ima yollu dahi olsa, herhangi bir eleştiri, tenkit, tehdit herhangi bir davranışla karşılaşmış değilim.”

Bu cümleleri, Cumhuriyet Gazetesi yazarlarında Barış Terkoğlu’nun araştırma sonucu bulduğu tutanaklar ışığında yazdığı makaleden aldım.

Şimdi sadede gelelim.

Yargılanan 406 sayılı MGK toplantısı 28 Şubat 1997 tarihinde yapılmıştı. 13 Mart 1997 tarihinde de Bakanlar Kurulu onaylandı. 18 Haziran 1997’de de Başbakan Necmettin Erbakan, DYP ile yaptığı koalisyon protokolü gereği istifa ediyor. Yani, istifanın nedeni “muhtıra” türü bir açıklama, ima ve de baskı nedeniyle değil, iki tarafın rızası sonucu alınmış bir karar gibi görünüyor. Oysa kamuoyu, bunu açık bir darbe, ya da teşebbüsü gibi algılamış, hatta “post modern darbe” diye yaftalamıştı. Ama tutanaklar öyle söylemiyor.
 
Rekor Erdoğan’da
Algı girişimi, mağdur rolü ve de günümüzün AKP İktidarı…

Her güzelliğin bir de sonu oluyor. Mevsimler gibi, insan hayatı gibi…

İşte örnekler. Cumhuriyet’in Kurucu Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1923-1938 yılları arasında 15 yıl iktidarda kalabiliyor. İkinci Cumhurbaşkanı ve de Türkiye Cumhuriyeti banilerinden İsmet İnönü, 1938-1950 sadece 12 yıl. 1961 sonrası koalisyon hükümetindeki başbakanlığı saymazsak onun dönemi de bu kadar.

Git-gel çokluğunun yaşandığı dönemin güçlü başbakanı Süleyman Demirel 1965-1971(6 yıl) ve sonraki yıllarda ve 1980 e kadar Milliyetçi Cephe hükümetlerinde nöbetçi başbakan. Aynı yıllarda başbakanlık yapan Bülent Ecevit, 1973-77 ve sonrasında, Demirel ile dönüşümlü hükümetler dönemi. Biraz da 90’ların sonunda üçlü koalisyon dönemleri var. O kadar.

Bu arada Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığı dönemini de unutmayalım.     O da yasa gereği 7 yıl. Yine de çağdaşlarından oldukça fazla bir yönetim süresi.

12 Eylül 1980 İhtilali ürünü Turgut Özal, 1984-1989 başbakanlık dönemi 5 yıl. Ardından 1989-1993 dört yıl cumhurbaşkanlığı, toplam 9 yıl güçlü liderlik.

..Ve Recep Tayyip Erdoğan… 2003-2021 yılları arasında, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı toplamı 18 yıl. Rekor kırmak güzel ama yıpranma da kaçınılmaz.
 
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

NOT DEFTERİ: 63'ün sırrı!..

Söyleyecek sözün bulunamadığı günler…

Bursa’da muhalefetin işi çok zor!

Vatandaş zarar eder mi?

Siyasette bir Uludağ masalı

Titreten bir sonbahar sabahı

NOT DEFTERİ: 17 Ekim ve Gazi ile ilk buluşma

Bursa salgına karşı neden duyarsız?

Bir gece ansızın atayabilirim!

Varlığı dert yokluğu yara!

Hamdolsun Türkiye’de yaşıyoruz

NOT Defteri: Gemlik Sunğipek Fabrikası

Fıkra gibi gerçekler

Cennet’ten arsa alanlar!

Sanayide OSB devrimi!

Biri atıyor diğeri yürüyor…

Bursa için ilginç hareketler

NOT Defteri: Bir kuyruklu yıldız Bursa Oda Tiyatrosu

Veresiye vere vere…

Bursa’da kendini arayan adam!

Kötü örnek bir lider ve yaşamı!

Pozitif hasta çok önlem yok

Fakir ama gururluyduk

NOT DEFTERİ: Raylar üzerinde Mudanya seyahati

Muhalefetin dayanılmaz konforu

Bursalı öğrencinin salgın ile imtihanı!

Apartman mı saray mı?

Yurt!

Bu kadim şehre şöyle bir bakmak

NOT DEFTERİ: Osmanlı İmparatorluğu ve BTSO

Günaydııınnn…

Son çare inanç iklimi

Buzlar Çözülmeden!

Çukur Kahve betonu konuşuyor

12 Eylül’den arta kalanlar

Not Defteri: 41 Yıl sonra 12 Eylül ve Bursa

Bursa için 11 Eylül ve önemi

Laik ve layık

Oldu MU şimdi?

Bursa Old City ve ulaşım kaosu

Sınıfları doldurduk da…

Not Defteri: Atatürk kadının yerini ilk kez Bursa’da gösterdi

Barajlar ve bagajlar

Şahsa ait ilk kasaba yolda!

Bursa Şehir Hastanesi ve skandal bir ölüm!

İşsiz, güçsüz ve umutsuz…

Çok şükür…

Not Defteri: Bursalı Edison Adnan Ener

Sıcaksu el yakıyor!

Bakanlık önerisi ile gönüllü OSB desteği!

Büyük Zafer ve Ulu Önder’in savaş yetkisi

Vekil asılı hırpalarsa…

Her gün bir uçağımız düşüyor!

Not Defteri: Tarihten günümüze İmralı

Çavuşoğlu’ndan inciler ve politika…

Hangisi kimin işi?

Taliban ve laiklik

Bursa’nın sel karnesi iyi değil

Yine 17 Ağustos ve yine gözyaşı

NOT DEFTERİ: 6-7 Eylül olayları ve Altındağ vakası

Bursa’da bir dost meclisi!

Emek de yaşam da bedava

Ateş düştü ama kül yine yakıyor!

Soma ya da Somali…

Memleket Partisi, İnce ve Bursa

NOT DEFTERİ: Bursalı Çılgın Türkkuşları

“Üğretmenim… böğün canlı ders vaa mı?”

Türk Tayyare Cemiyeti ve Bursa