GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
7.02°
Açık
DOLAR 15.87
EURO 16.76
ALTIN 942.00
BİST 2.372

Bu bir, 'Nereden Nereye' hikayesidir!

17 Aralık 2021 Cuma , 20:33

Diş hekimi olarak, mesleğinde zirve olmanın yanında, entelektüel yanıyla da Bursa'nın kültür hayatına dokunan, dokunduğu yerlerde ise iz bırakan bir isim Tahsin Bulut... Bu bağlamdakısa süre önce, AK Parti'nin iktidar serüvenini konu edinen, "Nereden Nereye?" isimli bir kitap yayımlayarak, geçmişi ve bugünü şimdiden geleceğin hafızasına kazımış oldu.
 
Yayın kurulu başkanımız Yüksel Baysal ile birlikte, Tahsin Bulut'a, AK Parti hikayesindeki izleri, tanıklıkları ve pişmanlıklarını sorduk. "AK Parti, benim kredimi tüketti, beni mahcup etti. Aslında sadece beni değil, kendisine umut bağlayan herkesi mahcup etti..." diyen Tahsin Bulut, ibretlik şeyler söyledi...


 
Buyurun beraber okuyalım!
 
--Kitabın hikayesiyle başlayalım mı?
 
"Hay hay, teşekkür ederim ilginiz için. Kitabın hikayesi şöyle, biliyorsunuz ben bir dönem, kuruluşta değil ama 2003'de olağan il kongresinden sonra Bursa AK Parti teşkilatlarında görev yaptım. 2004'de Nilüfer Belediye Başkan Adayı oldum. Daha sonra da farklı tarihlerde iki defa il başkan yardımcılığı görevinde bulundum. Bir de benim eğitimciliğim var AK Parti'de. Dolayısıyla, AK Parti'nin başlangıç hikayesinin önemli bir kısmında izlerim ve tanıklıklarım var. Oradan buralara gelen AK Parti'nin, Türkiye'yi buralara getiren AK Parti'nin bu hikayesi benim için çok trajik. Kendi adıma da büyük bir alınganlık hissediyordum. Çünkü, ben orada sorumluluk üstlenmişim. Biz, Milli Görüş geleneğinden gelmiyorduk. O dünya görüşüne sahip değildim. Benim dünya görüşüm liberal demokrat. Elbette, muhafazakar bir geleneğimiz de var ama AK Parti'nin Türkiye perspektifi, modern Türkiye projesi ekseninde bir perspektifti. Ben ona itibar eden birisiydim. Fakat AK Parti benim kredimi bir bakıma tüketti ve beni mahcup etti. AK Parti, aslında sadece beni değil, kendisine inanan, umut bağlayan herkesi mahcup etti. Çünkü başlangıçtaki o ilkeler, mesajlar, parti programı, kuruluş felsefesine bakınca 'artık daha ötesi yok' diyorduk biz. Çünkü güneş altında söylenmedik güzel söz, ortaya konulmamış güzel proje bırakmadılar. Hatta solun bile elinden birçok kavramı aldılar. Muhteşem bir programla ortaya çıktılar. Zaten kitabın sonunda da diyorum, muhteşem başladılar ama hezimetle sonlandı bu iş aslında... Hikaye bu, ben böyle bir şeyi yazmayı düşündüm, istedim."
 
--Yüksel Baysal: Siz de bu kitapla Türk halkıyla helalleşmek mi istediniz?
 
"İçinde özeleştiri de var. Helalleşme de var. Hesaplaşma da var. Niye hesaplaşma da var? Çünkü AK Parti bizi yolda bıraktı. Bizim iyi niyetle başladığımız o sürecin buralara sapacağını bilseydik hiç gitmezdik. Ben bunu her zaman söylüyorum. Ben, AK Parti'nin Türkiye'yi böyle bir noktaya evrilteceğini bilseydim ve kendisinin de buralara geleceğini bilseydim hiç gidip kendi adımı yıpratmazdım. O bakımdan bir hesaplaşma da var burada yani. Çünkü, "nereden nereye...", kitabın adı da o ya."
 
--Yüksel Baysal: O ismi koyarken, Tayyip Bey'in, sıkça kullandığı, "nereden nereye" sözü aklınıza geldi mi?
 
"Aynen geldi. Zaten, Tayyip Bey'in söyleyişiyle o isim çok anlam kazandı. "Nereden nereye" diyordu. Bir sürü olumlu şeye işaret ediyordu, vurgu yapıyordu ama şimdi aynı "nereden nereye"yi bir sürü olumsuzluğa vurgu yapmak üzere kullanabiliyoruz. Keşke o dedikleri gibi olsaydı. Ama tam da şimdi "nereden nereye" oldu aslında. Bu bir ironi, trajik bir ironi daha doğrusu."
 
--Yüksel Baysal: Yazım süreciyle ilgili de kısaca bilgi verir misiniz, nasıl ilerledi. Yani, hangi sistematik üzerinde yürüdünüz?
 
"Şöyle, önce meramımı alalatmak için bir kurgu yapmak istedim. Nerden başlayayım, nasıl başlayayım diye. Pandemi sürecinin başlangıcında biz iki buçuk ay çalışmadık, dolayısıyla o süre benim için iyi bir fırsat oldu. Çok sayıda veri topladım. Konu başlıklarını ve omurgayı belirledim. Güvenilir kaynaklara başvurdum. Hepsi saygın otoritelerden bir derleme yaptım."
 
--Kitabınızda çok başlık var ama, özellikle, "Siyasal İslam" başlığı hakkında ne söylemek istersiniz?
 
"AK Parti'nin, Siyasal İslam'a evrilmesi nedeniyle, Siyasal İslam'ın kökenleri üzerinde çalışmaya başladım. Zaten Seyit Kutup üzerinde daha önce de çalışmıştım, biliyordum. Diğerlerine baktım. Pakistan'daki Siyasal İslam hareketine baktım. Mısır'daki İhvan Hareketi'ni inceledim. Burada sağlam İslam kaynaklarına, referanslara dayanarak Siyasal İslam'ı çürütmeye çalıştım. Bakın burada bir şey çok önemli. "Siyasal İslam" dediğimiz zaman insanlar İslam'a laf ediyoruz sanıyorlar. Halbuki; İslam'ın siyasette malzeme olarak kullanılmasıdır kastımız. Din değildir Siyasal İslam. İslam'ın siyasal alanda kullanılmasıdır, istismar edilmesidir aslında. O bakımdan önce onu irdeledim. Çok doğru bir şey yaptığımı da düşünüyorum. Kitabın arka planında, bunların beslendikleri kaynakları, geldikleri kültürü ortaya çıkarmamız gerekiyordu. Tarihi referanslarına bakmamız gerekiyordu. O tarihi referanslardaki sakatlıkları analiz etmek icap ediyordu. Bunu yaptım. İyi bir çalışma olduğunu düşünüyorum bu kısmın bile. Biliyorsunuz bir de bunların Osmanlı öykünmesi var. Osmanlı'ya öykündükleri hususların gerçeklik temelinden ne kadar yoksun olduklarını da ortaya çıkaran çalışmalarım oldu. İşte, "Yeni Osmanlıcılık Akımı" var biliyorsunuz, Cumhuriyet'ten önce. Bunlar da aslında şimdi yeni yeni Osmanlılar..."


 
--İkinci Yeni Osmanlılar mı demek istiyorsunuz?
 
"Öyle demedim ama aslında öyle, İkinci Yeni Osmanlılar. Yeni, Osmanlıların fikirleri nasıl çelişkilerle dolu olduğunu, bir yandan Batı terminolojisini kullanmak isterken; Yeni Osmanlıcıların da bir bölümü Batı'da eğitim almışlardı. Ama dönmüşler Batı kavramlarını Şeriat'la mezc edip, onun üzerinden yeni bir Osmanlıcılık kavramı geliştirmeye çalışmışlar. Böyle bir şey yok. Batı, sanayi devrimini yaşamış, kültür devrimlerini yaşamış, rönesans, reform var daha, arkasından aydınlanma çağına gelmiş ve burada da büyük işler başarmış. Yani, bir zihniyet dönüşümü yapmış. Bizimkilerde o zihniyet dönüşümü olmadan bu fikirleri Şeriat'la buluşturup yeni bir ideolojik akım ortaya çıkaracaklarını sandılar. Tabi büyük bir yanılgıydı bu."
 
--Bu durumun, AK Parti'yle nasıl bir ilintisi var?  
 
"Sayın Erdoğan'ın, çevresinin, akademisyen kadronun yaptığı da aslında tam da bu. İkinci Yeni Osmanlıcılığı oynayama çalışıyorlar. Kullandıkları kavramlar tamamen Batı terminolojisi ama durdukları yer, donup kaldıkları bir yer. Değişim ve dönüşüme hem kendi kültürel dünyalarından kapı aralamıyorlar hem de Batılı gibi davranmaya çalışıyorlar."
 
--AK Parti'nin iktidar yürüyüşünün ilk adımlarında sizin de izleriniz var. O döneme dair neler söylersiniz?
 
"AK Parti'nin iktidar yürüyüşünü de konu edindim. Benim bulunduğum evreyi inceledim. Çünkü ben sadece üye, yönetici değil aynı zamanda eğitimciydim de AK Parti'de. Ankara'da eğitim aldık, aldığımız o eğitimle geldik ve burada 17 ilçeyi üç ay süreyle eğittik. Benim konum da "Siyasal Kimlik"ti. En can alıcı konuydu aslında. Ekonomi vardı, sosyal politikalar vardı bir de teşkilatçılık vardı. Bize söylenen şuydu; 'gideceksiniz, parti teşkilatlarında, bu bahsettiğimiz içeriğe uygun bir siyasal kimlik değişikliği yaratacaksınız. Yani, bu eksende bir siyasal kimliği oluşturmaya gayret edeceksiniz. Biz yeni bir partiyiz, Milli Görüş geleneğinden gelen bir parti değiliz, yeni bir partiyiz ve bu mesajı anlatacaksınız...' Hakikaten, laikliğe bakış, din devlet ilişkilerine bakış tam bir liberal demokrat parti eksenli bir bakıştı. Hatta Gemlik'te, homurdanmalar oldu ben sunum yaparken. İşte AK Parti'nin din temelli bir toplumsal dönüşüm iddiası yoktur. AK Parti'nin dine bakışı, 'devletin dini olmaz'dır ve devlet bütün dinlere karşı eşit mesafededir ve nötrdür devletin pozisyonu dedim, bir homurdanma çıktı. Eski belediye başkanı, bana, 'bir arkadaş, (biz İslam devleti için mücadele etmiyor muyduk, nerden çıktı bunlar) diyor' dedi. O da, demiş ki; 'bu böyle konuşuyor ama sen gene mücadelene devam et...' Meğer doğru demiş, onlar haklı çıktı yani..."
 
--AK Parti yola çıkarken, İslamcı gömleğini çıkartıp, bu kadar modern bir söylemi benimseyip, hatta bunu toplumsal değişim için bir eğitim formatına dönüştürmüşken, neden "nereden nereye" denilecek kadar en başa döndü?   
 
"Bunu da irdeledim. Hem kafamda çok irdeledim, hem kitabımda da değiniyorum ona. Şöyle söyleyenler var. Devletin o zamanki zinde güçleri AK Parti'nin meşruiyetine itiraz ediyorlardı. Mesela Meclis Başkanı'nı ziyarete gelmişti komutanlar, gelip iki dakika oturup kalktılar. Saygısızca bir tutum sergilediler. Bir de kapatma davası açıldı AK Parti'ye. Cumhuriyet Mitingleri, aslında çok kıymetli mitinglerdi, hiçbir taşkınlığa sebep olmadılar. Fakat bu mitingleri millet kendine bir saldırı gibi algıladı. Çünkü onu öyle kullandı AK Parti. Bütün bunlar, 'AK Parti liderliğinin aslına rücu etmesine sebep oldu' şeklinde iddialar var. Bunu söyleyen arkadaşlarım var AK Parti'de. O zaman ben de diyorum ki; işte gerçek liderlik, burada belli olur. Hatta kitabımda De Gaulle ile Erdoğan benzetmem de var.  Hani, 'gerçek kaptanlık fırtınada belli olur' derler ya, o misal, Erdoğan'ın, bütün bunlara rağmen Türkiye'yi tamamen teslim aldıktan sonra bu yoldan sapmaması gerekiyordu. Türkiye'nin modernleşme sürecinden, AB müktesebatı perspektifinden vazgeçmemesi gerekiyordu. Gerçek liderlik buydu aslında.
 
--Peki; sizce o liderliği neden gösteremedi Erdoğan?
 
"Demek ki; bilinç altında, arka planında kişiliği ve kimliği oluşturan o ideolojik temeller değişim ve dönüşüme müsaade etmeyen bir zihinsel blokaj yapmış. Dolayısıyla o değişim ve dönüşümün tamamı faydacı, oportünist bir mantıkla dillendiriliyordu. Ne zaman ki; Cumhurbaşkanlığı'nı da Sayın Abdullah Gül aldı, 'devleti tümüyle ele geçirdik' saikıyla, esas kimliklerini ortaya çıkarmaya başladılar. Bu hileli düşünme biçimi bilinç altlarında varmış demek ki. Biz orada yanıldık. Ben aslında, tıbben de şunu biliyorum. İnsan vücudundaki tüm hücreler. 60lı, 70li yaşlara kadar 11 ayda bir değişirler, yenilenirler. Dolayısıyla, bizim beynimizdeki politik, sosyal, kültürel faaliyetler de bir biyokimyasal faaliyettir. Beyin hücreleri de değişir, nöronlar da kendini yeniler. O nöronlar arasındaki biyokimyasal aktivite insanın düşünce dünyasına da yansıması gerekiyor. Bundan dolayı, bazı arkadaşlar bana sitem ediyor, "sen nasıl göremedin" diye. Ama ben bunda hala ısrarcıyım, geri dönüp o günlere gelsek ben yine itibar ederim. Niye itibar ederim? Çünkü insan doğası iyi yönde değişimden yanadır. Şimdi, adam 'Milli Görüş gömleğini çıkardık' diyor. Demokrasi adına, hürriyetler, özgürlükler adına söylenecek en ileri kavramları söylüyor. AB müktesebatına sahip çıktığını ifade ediyor. Ben diyeceğim ki; hayır kardeşim, sen bunları yapacak durumda değilsin. Bu zihin okumadır. Bu aslında, belki de dönüşecek olan insanı engellemektir. O yüzden bu yorumları yapan arkadaşları haklı bulmuyorum. Tamam, sonuçta biz mahcup olduk, doğrudur ama mesela Murat Belge Hoca'ya da 'nasıl gidip akil adamlığı kabul ettiniz?' dediler. O da, 'o günkü Erdoğan'dan başka bir şey çıktı ortaya' diyor."
 
--Kitabınızda, "Bitmeyen kavgamız ulusal kültür savaşı" başlıklı bir bölüm var. Burada, Samuel Huntington'un, o çok meşhur "Medeniyetler Çatışması" tezini de hesaba katarak neler söylemek istersiniz?
 
"Huntington'un kehaneti bence bir kabus kehanetidir. Çünkü kültürlerarası bir savaş dünyayı ikinci dünya savaşından çok daha beter hale getirir diye düşünüyorum. Buradan kendi tezime geçeyim. Biliyorsunuz, Cumhuriyet'in kuruluşu sırasında çok itilaflar vardı. Hatta Atatürk'ün kenara çekilmesi gerektiği söyleyenler vardı. Trabzon mebusu Ali Şükrü, bunlardan birisiydi mesela. O dönemde, hala Osmanlı'nın tarih sahnesinden gitmesine tahammülü olmayan bir kitle vardı. Halbuki; Osmanlı'yı Cumhuriyet yıkmadı. Cumhuriyeti kuranlar Osmanlı'yı yıkmadı. Osmanlı, 1699 Karlofça Antlaşması'yla yıkıldı bana göre. Yıkılış orada başladı. Ben Belgrat'a gittim, Karlofça'ya, orda öğrendim. Karlofça Antlaşması'nın yapıldığı masanın beton büstü var. Masa yuvarlak. Rehber bildiği için, 'bu masa niye yuvarlak, biliyor muzunuz?' dedi. 'Bu savaşa kadar Osmanlı elçisi dikdörtgen masanın başına geçer, haraçlarını keser, masadan büyük bir karla kalkardı. Ama ilk defa Karlofça Antlaşması'nda yuvarlak masa koydular ve dediler ki; (artık eşitiz.) İşte yıkılış oradan başlıyor. Osmanlı'nın sanayi devrimini, kültür devrimini ıskalaması yıkılmanın bir kader olduğunu gösteriyor. Zaten bir de imparatorlukların sonuna gelinmişti Cumhuriyet'in başında, dolayısıyla o dönemdeki İslamcı damarın tartışmaları aslında tüketilmiş, bitmişti."
 
-- O dönemle bu dönem arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz?
 
"Bu dönemin de ilginç yanı, o gün tüketilmiş olan o tartışmaların bugün tekrar gündeme taşınması, yeniden bir İslamcı damara yol açması aslında. AK Parti iktidarı ve Erdoğan'ın şahsında yapılan en büyük yanlışlardan birisi budur. Yani, o gün tartışılmış, tüketilmiş olan kavramların içini yeniden doldurmanın hiçbir anlamı yok, ülkeye kazandıracağı bir şey de yok. Ama ulusal kültür çatışmamız hep devam etti. Sonraki süreçlerde bunda merkez sağ iktidarların da çok günahı var. Çünkü Siyasal İslam'ı çok referanslar yaptılar. O bakımdan kültür savaşı hep devam etti. İşte bu bitmeyen kültür kavgamız aslında AK Parti'yle bitecek diye bekliyorduk. En son 28 Şubat'tır bunun travmatik vakalarından birisi. AK Parti'yle biteceğini bekliyorduk. Çünkü, Batı tarzı demokraside bu tür bir kültürel farklılık olmaz."
 
--Yüksel Baysal: Helalleşme o zaman olacaktı diyorsunuz.
 
"Evet, evet, aslında bunu bekliyorduk. Ama 2011'den sonra kafalarının arkasında sakladıkları toplumu kültürel dönüştürme iddiasını yeniden servis etmeye başladılar. Rövanşist bir psikolojiyle geçmişten hesap sormaya başladılar. Erdoğan'ın konuşmalarına bakarsanız iş İnönü'ye kadar gitti ve sürekli oralardan oy devşirdi. Bugün hala bazıları o günleri konuşuyor. Halbuki, 20 yıllık iktidarda kötü ve iyi ne varsa bu  20 yılın faturası olarak kabul edilmesi lazım."
 
--Yüksel Baysal: Burada bir çelişki yok mu? Erdoğan, bir yandan Türk dünyasıyla ilişki kurup bir Alpaslan Türkeş rolüne soyundu. İçerde de şahin politikalar izlemeye başladı. MHP çizgisinde bir duruş sergilemeye başladı. Diğer taraftan ümmet ideolojisi devam ediyor. Cemaat ve tarikatlarla işbirliği yoğun bir şekilde devam ediyor. Sanki iki ayrı yürünen yol var. Nasıl yorumluyorsunuz?
 
"Bunu şöyle düşünüyorum. 15 Temmuz'u da buna katarak söyleyebilirim ki; Erdoğan, bizim o eski resmi devlet görüşü dediğimiz görüşe teslim oldu gibi. Ya da teslim alındı gibi bir düşünce var kafamda benim. Çünkü uzun bir süre Türk demekten imtina eden Sayın Erdoğan, şimdi büyük bir hazla Türkçü politikalara sarıldı. Hatta bununla ilgili bir anımı da paylaşayım. Türk Ocakları'nda, Türkçü Ermeni bir yazarın konuşması vardı. Orada bir arkadaş kalkıp, 'Erdoğan, bir Türk'üm dese, canımız kurban ona...' demişti. O zamanlar 2007-2008'ler, Erdoğan bu Türk lafını kullanmıyordu. Bu konuda kanaatten öteye geçemiyoruz. Çünkü tanık değiliz o dönüşüme. Ama Devlet Bahçeli'nin yanına gidişiyle birlikte, Erdoğan, sanırım arkasına Ülkücü Hareketi alma ihtiyacı duydu. Arkasında bir gücü hissetme ihtiyacı duydu diye düşünüyorum."
 
--Kitabınız, AK Parti'nin damarına basacak, öyle görünüyor. Bu manada size gelen tepkiler nasıl?
 
"Yani, şu ana kadar o cenahtan bir tepki gelmedi. Ama AK Parti'de daha önce etkin yerlerde görev yapmış arkadaşlardan çok olumlu tepkiler var, katkılar da var. Kitapla ilgili görmedim ama zaman zaman sosyal medyada yazdıklarıma tepki verenler oluyor."
 
--Bu kaçıncı kitabınız?
 
"Üçüncü kitabım. İlk kitabım 2008de, Değişimi Yöneten Türkiye idi. O kitapta, Türkiye'nin değişimi yönettiğini iddia ediyordum. Geçmişin o fosilleşmiş sorunlarını hallaç pamuğu gibi attığını ele almıştım. Bir AK Parti övgüsü değil tabi ama iyi yaptığı şeyler de var. O kitapta ciddi bir resmi görüş eleştirisi var. Geçmişin eleştirisi var. 90'lı yıllar eleştirisi var. Bu bakımdan AK Parti'nin ortaya koyduğu yeni yönetim vizyonunu sahiplenmiş bir kitaptı ve değişimin yönetildiğine inanmıştım. 2013'de de ben yüksek lisan yaptım, onun tezini kitaba dönüştürdüm. Kent Konseyleri ana başlığında kitabım. Onda da gene, Kent Konseyleri, evvelemirde ve bizim dönemimizde çok önemli işler yapmışlardı. Türkiye'de demokratik kültürün gelişmesi halkın kent yaşamına katılımının sağlanması, yönetim süreçlerine bir şekilde halkın iştirak etmesi filan, onlar da maalesef bu dönemde çöpe gitti."
 
--Neden çöpe gittiğini düşünüyorsunuz?
 
Türkiye, tarihinde hiç görülmedik biçimde katı merkeziyetçi bir dönemi yaşıyor. Bütün yetkiler merkeze toplandı. Bir de kitabımda da bahsediyorum, şu anda üç tane kurum var kentlerde, 1 bölü binlik imar planı uygulayan. Şehircilik Bakanlığı, belediyeler ve TOKİ. Düşünebiliyor musunuz? Üç başlı bir yapı. Şimdi belediye 100 binlik plan yapıyor, kentin geleceğine dair bir perspektif çiziyor, arkasından ona uygun nazım imar planlarını yapılması, alt ölçekli de uygulama imar planları yapılması gerekiyor. Yani, neresi sanayi bölgesi olacak, neresi konut olacak, neresi ticaret merkezi olacak, onu belirliyor, ona göre de yollar kavşaklar ortaya çıkıyor. Fakat şimdi öyle mi? Geliyor TOKİ, sizin diyelim bir perspektifiniz var. Bu istikamette konut olmayacak. TOKİ, 'ben burada bir bölü binlik imar planı uyguluyorum' diyor. Hadi bakalım, şehrin bütün istikameti değişiyor. Belediyenin bütün çalışmaları, hesaplamaları altüst oluyor. O bakımdan yerel yönetimler merkezin emanet komisyoncusu konumunda"
 
-- Tahsin Bey, kitabınızda konuşulması gereken daha çok başlık var. Bu röportajla EN Dergi okurlarına bir girizgah yapmış olalım. Gerisini kitaptan okumalarını tavsiye edelim. Vakit ayırdığınız, bilgi verdiğiniz için çok teşekkür ederiz.
 
"Ben de nezaketiniz ve ziyaretiniz için çok teşekkür ederim."
 
NOT: En Dergi'de daha fazlasını bulacaksınız...    
 

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları

Oktay Yılmaz'ı dinledim gözlerim kapalı!

AK Parti'nin kuyruğu kesikleri!

CHP'yi, iktidar izi sürme ateşi sarmış!

EYT'liler için kasada para var mı?

Zarfı aldılar ama zarfa gelmediler!

'Türkiye alabildiğine mutsuz!'

Beterin de beteri var!

''Kendi hesabımdan 61 bin 250 lira ödedim!''

Aferin size, İmamoğlu'nun imdadına yetiştiniz!

Tatlıoğlu'ndan Londra çıkarması!

Pusuda bekleyen seçim!

Erkekseniz bu yazıyı okursunuz!

Siyasetçi için kibir kabirdir!

CHP'de hüzün, İYİ Parti'de coşku vardı!

''Uyuyun ama uykuya dalmayın!''

''Bayram o bayram ola!''

O şom ağızlıları dinlesek mi?

Siyasetçiden daha çok siyaset yapan bürokrat!

Dün Ankara'da ne oldu?

Kararsızların zihinsel karmaşasına çıkış yolu!

Hem aklınızın hem de yüreğinizin kulaklarıyla dinleyin!

Türkiye'yi kanıyla düşünen bir düşünce kulübü!

Türkiye'de on tane Bursa olsa ne olur?

Bu kaçıncı seferberlik Reis?

Turgay Erdem de o konudan şikâyetçi!

O gazeteci ben oluyorum!

Doğru, eninde sonunda kendini dayatır!

AK Parti'ye kazandıracak formül!

İsmet Karaca'nın, Kılıçdaroğlu'na sunduğu Bursa anketinde ne var?

Bursa'da yer gök Meral Akşener!

Gördüğüm en berbat iftar programı!

İstifa et artık Arif Karademir!

'Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz!'

Erdoğan'ın karşısına kim çıkacak?

Çok başlıklı bir yazı!

Deva'dan büyük çalım!

CHP'yi elektrik çarptı!

Hemen kızmayın, az dinleyin!

İsmet Karaca, Bursa'yı Ak Parti'nin elinden alacak!

Sakız çiğnemek orucu bozar mı?

Seçim yasasında ilk çatlak Cumhur İttifakı'nda!

'Yerinde mi acep, ölü ve mezar?'

Masada Abdullah Gül mü eksik?

Eyvah! Yine söyledi kaybettiren o sihirli sözü!

Mehmet Metiner haksız mı?

Ak Parti'ye, 'onur kırıcı bir yenilgi' tattırmak istiyorlar!

BTÜ'de 'inşaat yolsuzluğu' mu var?

TOKİ'nin Bursa'ya bir kazığı da Çataltepe!

Söyledikleriyle taban tabana zıt bir 'Duruş!'

Size bir hikaye anlatacağım!

Ali Babacan'ı bekleyen büyük tehlike!

Cübbeli'nin cübbesiz fotoğrafları!

Dağ-Der'de Erdal Kadir'in ayak sesleri!

Sosyalizm'i ben keşfettim!

Bal-Göç'te seçim yapılamadı, gözler Dağ-Der'de!

Gülmeyin! Ağlanacak halimizi anlatıyorum!

Davutoğlu'na kırmızı kart!

Kimler kutsal bir aileden geliyor?

Her zaman farkını fark ettiren parti!

Market faşizminden gıda milliyetçiliğine!

Savaş, 'Erdoğan için bir hayat öpücüğü' olur mu?

Bursa'nın su kavgası!

'Uzağı göremeyen tuzağı göremez'

AK Parti ve İkarus sendromu!

Dağ-Der'de derin kulis!

Deva Partisi'ne oy vermeyeceğim!

Bursa'da yetmiş bin hanenin kapısı çalındı!

Uludağ'daki tehlikenin farkında mısınız?