GÜNCEL BURSA BURSASPOR EKONOMİ DÜNYA MAGAZİN YAŞAM SAĞLIK KÜLTÜR-SANAT SPOR TEKNOLOJİ COVİD-19
Bursa
-2°
Açık
DOLAR 7.87
EURO 9.39
ALTIN 458.2
BİST $17.095

Stefan Zweig ve 'Huzur İçinde Vefatı' üzerine notlar

04 Kasım 2019 Pazartesi, 23:57

Stefan Zweig, dünyanın yeniden biçimlendiği kanlı yılların ortasında, bir davete katılacakmış gibi giyinmiş olarak, 23 Şubat gecesi zehir içip yaşamına son verir. Karısı da yanındadır.

Geride bıraktığı mektubunda, Nazi ideolojisinin dünyayı sarıp kalıcı bir düzen sağlayacağı düşüncesi, kendi dünyasının da bir daha asla var olmayacağı hissiyle sürüklendiği bunalımı yaşamının, bir roman başlangıcı gibi sonlanmasına neden olur.

Yazdığı eserlerde, yarattığı hayatların, karakterlerin, yazarın duygu dünyasındaki etkisi bilinenden çok daha güçlü olabilir. Nitekim gerçek hayatın sıradanlığı ve kötülüğü karşısındaki çaresizliği Stefan Zweig'in bu kararının esas nedenidir. Güçlü metinlerin yazarları, kalemleri ile yarattıkları dünyalar karşında gerçek yaşamı sıradan ve (yazıları için) katlanılması gereken bir hayat olarak görmemişler midir zaten?

Hunharca bir cinayete kurban giden ve edebiyat damarımızda hala usul susul kanayan yazarımız Sabahattin Ali, "Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım." demiyor mu?

Ya Ernest Hemingway?

22 Şubat 1942 günü, Stefan Zweig'ın kararını kesin olarak verdiği tahmin ediliyor. Satranç adlı yapıtı henüz bitmiştir. Romanını o sabah postaneden Amerika'daki yayımcısına yollar. Son gecesinde bir dostu ile satranç oynar. Acaba o son satranç oyununu kim kazandı? Bilmiyoruz. Ama dünya Zweig ile son gecesini yaşamaktadır. Bunu da henüz hiç kimse bilmemektedir.

Peki, karısı neden seçmişti bu yolu? Henüz 33 yaşında olan ikinci karısı Lotte, bu yolu seçerken, kocası olmadan yaşanacak bir hayatı mı terk etti aslında?

Yüzyılların edebiyatına damgasını vuran yazarın, bir eserini okumuştuk yakın zamanda. Yazarı araştırma görevini üstlenen arkadaşımız, Stefan Zweig'in hayatını ve eserlerini anlatırken, sunumunu şu cümle ile sonlandırmıştı

"Ve sonra, huzur içinde vefat etmiş!.."

Bu yorumunu gülüşmelerle karşılamıştık.

Duygularımızı düşüncelerimizi, bir ressam inceliği ile resmederek yarattığı eserlerde yaşamlarımıza dokunan Stefan Zweig'ın bu ölümü, bir roman anlatısının başlangıcı gibidir. Ve muhtemelen romanlarında öldürdüğü karakterlerin hepsinden daha huzurlu vefat etmiş olabilir.

Evet, arkadaşımızın tesbiti çok doğruydu. O sırada aslında çok uzak olduğu savaş atmosferi ve sahip olduğu tüm maddi rahatlığa rağmen, huzursuz bir yaşam sürmektense huzurlu bir ölümü seçmiştir. Çünkü kendi eserlerinde yarattığı dünyalar bu gün bile her zamankinden daha gerçekçidir. Amok Koşucusu kitabında hayatımızın kendi ellerimizde olduğu ve tesadüf veya mecburiyetler olmaksızın, bile isteye alacağımız kararlarla kaderimizi biçimlendirdiğimizi çarpıcı bir biçimde yüzümüze çarpar.

Ya da hayata tutunmak için zihin dünyamızdan başka hiçbir şeye ihtiyacımız olmadığını, gerçekçi bir aksiyonla resmetmiştir Satranç kitabında.

Roman kahramanlarının ölüm biçimlerini kendi seçerek birçoğunu eserlerinde öldüren Stefan Zweig, kendi hayatının sonunu da kendi yazmıştır.

Bizi birer "Amok Koşucusu" olarak, hayatla "Satranç" oynayacağımız ve "Bilinmeyen bir Kadının Mektubu"nu bekleyerek geçireceğimiz bir yaşama terk ederek gitmiştir.

Duygularımızla yüzleşmek için edebiyatı seçeceksek, mutlaka onun ebedi aynalar olan kitapları ile yüzleşmeye devam edeceğiz.

Yorum Yapın

Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!


İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Yazarın Diğer Yazıları